Hani masallar vardır anlatılan ve bizi iliklerimize kadar etkileyen kahramanlar, periler vardır. Hiç unutmadığımız melekler vardır, gece rüyalarımızı süsleyen… Rüyalarımızı gerçeğe, hayallerimizi geleceğe taşıran yoldaşlıklar, dostluklar vardır. İçten derin paylaşımlar, hayatımızda iz bırakan içtenlikler, sadelikler vardır. Sözüyle özü bir olan, emeği ile yaşayan yürekli masal kahramanları vardır. Anlatılmaya kalkınca sözler anlamını yitirir ya, işte onu öyle bir masalda buldum. Geceyi, gökyüzündeki yıldızların süslediği bir gecede gördüm gözlerini. Sadeliği şafak sökerken düştü yüreğime. Masumiyetini şafağın aydınlığında hissettim.

Dur durak bilmezdi
Ancak ne masal, ne rüya, ne de hayaldi O… Hayalini kurduğum dağların gerçek meleği olarak çıktı karşıma. Rüyalarımızın ifadesi gibi gülümsüyordu. Gerilla yaşamını ilk kez birlikte yaşadığım gerçek bir dost. Öyle bir içtenliği vardı ki, ilk görüşte insanda derin izler bırakmayı bilen bir gerilla. Ona gerillalık çok yakışıyordu. Sanki yeryüzüne gerilla olmak için gelmiş… Öyle çabuk bütünleşti ki dağlarla; onu dağlarsız, dağları onsuz düşünmek imkansızdı.
Tam bir dağlıydı. Öyle çabuk alıştı ki dağlara; her zaman bizden bir adım öndeydi. Durmak bilmez bir ırmaktı; bir çağlayan gibi sürekli coşardı, heyecanlı yaşardı. Dolu dolu yaşamayı bilen bir melekti. Onu her düşündüğümde, yaşamın akışkan olan kesitleri gelirdi hep aklıma. Dur durak bilmez kişiliğiyle hep gözdeydi. Yaşamın ayırdına varmış, kendisini gerilla yaşamının yalın diliyle bütünleştirmeyi başarmıştı. Bir çiçeğin özü gibi dağlarda büyümeyi başarmış, kendisini dağla var etmeyi bilmişti. Görünüşü, duruşu, bakışı, sözü; her şeyiyle bir bütündü. Yakınlaştıkça ona, kadın gerillanın içtenliğini daha fazla hissediyordu insan. Yoldaşlığın manevi değerlerine bağlı ve kendisini sürekli o değerlerle sorgulardı.

Dağın kalbine girmeyi başarmıştı
Kendisini en son 2004’te gördüm. O’nu bir yol ağzında gördüm. Yine akışkan, yine yollardaydı. Sadeliğinden hiçbir şey yitirmemişti. Tam tersi daha çok gelişmiş ve iddia sahibi olmuştu. Kısa bir süre sonra Dicle’yi Kuzey’e uğurladım. Gitmeler en çok da ona yakışıyordu. Yürümek, patikaların gizine erişmek onun en büyük hayaliydi. Yürüdükçe, dağların uzunluğuna eriştikçe güzelleşiyordu ve kalbimdeki yeri daha bir anlam kazanıyor, sevgisi içimde daha bir büyüyordu. Hayat dolu, yaşamın öznesi gibi hep yürüdü uzaklara, dağlara, yoldaşlığa, dostluğa… O’nun için hayatı yaşamak; hep yol almakla gerçekleşirdi. Kendisini yolların sınırsız gizinden hiçbir zaman koparmadı.

O, birçok arkadaşının hayallerinin tamamlayıcısı gibi yaşardı. Dağın kalbine girmeyi başarmıştı. Gerillalığın sırrını çözmüş, kendisini dağlara bırakmıştı. Her davranışı, her sözü yaratıcıydı; emeğiyle yaratmayı seviyordu. Emekçiliği, kadın gerillayı tanımlıyordu. Yaşamın özüne inmişti. Gerillada yaşamın dili çok keskin, çok net, çok somut ve çok sadedir. O, bu yaşamın gerektirdiği tüm olgulara kendisini tüm yüreğiyle katarak, yoldaşları arasında büyük bir saygınlık kazanmıştı. Çok genç olmasına rağmen yaşamın olgunluğunu kendi kişiliğinde yaratmıştı. Deli dolu olduğu kadar olgun ve etkileyen özelliklere de sahipti. O’nu bu kadar özleten, sürekli özlemle anılmasını sağlayan da bütünlüklü olmasıydı. 


Hep özlenendi
Gülümseyişiyle yoldaşlarına hayat veriyordu. O’nun yanında insan kendini huzurlu hissediyordu. Duruşu öyle içtendi ki, bu tüm yaşamına yansıyordu. O’nun yanındayken huzurlu olmamak elde değildi. Rüzgarın yumuşak uğultusu gibi doğardı yüreklerimizin derinliğine. Bir okyanus gibi derindi; derinliğini hissedebiliyorduk. Belki de bu derinliği onu bu kadar içten kılmıştı, bu kadar vazgeçilmez ve özleten…
O hep özlenendi arkadaşları arasında. Dêrsim dağlarında mutlu olduğunu biliyorduk. O hayal ettiği, özlediği, sevdalandığı dağların anlamına varmaya gitmişti. Mutluluk ona yakışıyordu; huzur dolu bir melekti yoldaşları arasında. Daha anlatmayı başarmadığım birçok güzel özelliğe sahipti O. Dedim ya öyle sadeydi ki, nasıl onu bir yazıyla anlatabilirim ki? Masmavi hayallerimizi süsleyen Dicle hep yüreklerimizdeydi, bir an olsun dilimizden düşmedi. Gittiği her yerde kendinden bir şeyler bırakabiliyordu.

Peri sadeliğinde ayrıldı
Aradan geçen üç yıldan sonra hiç beklemediğim bir zamanda şehadet haberini aldım. Böyle anlarda insan lal oluyor, konuşmak için bir şeyler bulamıyor. Yalnızca susmak geliyor insanın içinden. Suskunluk tek ifade oluyor yaşadıklarımıza. O, bir peri gibi dağlarda dans etti, sonsuzluğa yürüyen bir sevda yürüyüşçüsüydü. Dağın gizemini çözmüştü, melekler gibi saf ağız dolusu gülüşlerle yıldızlara ve yoldaşlarına bakmayı hiçbir zaman unutmadı.
Bizden ayrılırken de bir peri sadeliğinde ayrıldı. O’na yakışır bir duruşla; yiğitçe savaşarak şahadete ulaştı.
Sevgisi yüreklerimizden özgür zamanlara taşırılacaktır. Çünkü O hep arkadaş ve dosttu. Bir sevgi perisiydi gerilla yoldaşları arasında...

* PJAK’a bağlı HRK (Hêzên Rojhilatê Kurdistan) gerillası olan Nurcan Demir (Sarya Onur), 23 Temmuz 2011 tarihinde, İran ordusunun saldırılarına karşı bir karakola yönelik misilleme eyleminde üç arkadaşı ile birlikte yaşamını yitirdi. Üstteki yazıyı, arkadaşı Fidan Sıcak anısına, o yaşamını yitirdikten sonra yazmış.


SARYA ONUR/BEHDÎNAN