Birinin diğerini çaktırmadan sömürüp yönettiği, rejimin isim hakkı tanımadığı ülkenin gücenik çocukları... Güceniyorlar yine, dağları, vadileri, bitkileriyle birlikte... Dünya görüyor, duyuyor da "biz kardeşiz" masalıyla uyutanlar görmüyor, duymuyor çekilen acıları... Yıkılan viraneleri... Ölümleri, yangınları... Beş bin köyün yakılıp, yıkılıp, boşaltılıp sürgüne gönderilenleri görmedikleri gibi...
Yaptıkları ahlaksızlığı, insana yapılan zulmü, verdikleri acıyı daha da derinleştirmek için, çöplüklere, karakol bahçelerine, kışlaların içine, dere kenarlarına, köprü altlarına, ıssız dağ başlarına öylece gömülen onbinlerce ceylan gözlü gençleri sırf Kürt oldukları, özgürlük için savaştıklarından dolayı öldürüp, cansız bedenlerine yaptıkları insanlık dışı uygulamaları normal görsterip, gördükleri gibi...
Çünkü, sahte kardeşlerin, ülke yöneticilerinin gözünde; teröristtir, hayduttur, kapkaççıdır, hamaldır Kürtler. Yol iz bilmeyen kırodur, çobandır, darı ile beslenen ilkel topluluktur. Sevmeyi bilmeyen berdelle evlenen yabanilerdir, töre adına kurşun sıkan feodallerdir. O yüzden ölmeyi, sürünmeyi hak etmişlerdir onlar... O yüzden "onların yapamadığını tanrı yapmıştır." Onlara "Van’ı yerle bir etmiştir" (İzmit depremi için de gerekçeleri vardı bu sahte Müslümanların). Oysa; inkar ve imhadan, kaybettiklerinden dolayı eksiktirler, acıları derinden akar, uçurtmaları rüzgarın yeline savrulmuş... Sevgileri hoşçakal çığlığı gibidir.
Anaların, oğul acısıyla kırılmıştır belleri,. Yaşama niyet etseler de, nereye gitseler kesiyor yollarını hayat. O yüzden derinden akıyor kanları. Yaşam damarları, duygu kaynakları bir olan iki hayattan birine son vermek ve diğerine sürekli bir iç kanama yaşatmak. Sürekli acıtıyorsa içini ölüm değil mi? Hiç kabuk bağlamayan, özcesi kanayıp duran bir yaradır Kürtlerinki... Ne kadar acı!
Van ağlıyor, Van yanıyor, Van kanıyor....
Depremin üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına karşın, yukarıda anlatmaya çalıştığım mantık değişmiyor. Çözüm üretilmiyor. Yoksul, aç ve sefil halk çaresizliğin girdabında kendi olanaklarıyla çözüm arayışında... AKP, doğal felaketin açtığı yaraları sarmak yerine "bana oy vermeyenlere bir tekme de benden" mantığı ile halka zulüm yapmaya devam ediyor. Bombalar yağıyor, art arda gelen sarsıntılar, yangınlar, yıkımlar... Halkın acısını hafifletmek, çaba göstermek yerine, rant peşinde koşuyor hükümet. Halkın iradesini hiçe sayıyor, seçilmişleri  göz ardı ediyor. Acılar içindeki halkın mağduriyetini ranta dönüştürmeye uğraşıyor, gelen yardımları tek elde topluyor ya da engelliyor. Halk düşmanı politikaları ile insanları oralardan kaçmaya zorluyor. Kendi Kürt’ünü yaratmak istiyor.
"Taraf olmayan bertaraf olur" dememiş miydi? Kendi yandaşı olmayanlara dünyayı zindan ediyor. Belediye başkanlarını hapse atan, seçilmişlerin vekilliğini düşüren, tutuklularını sürdüren, KCK operasyonu ile Kürt siyasetçileri ve onlara sempati besleyen Türk aydınlarını etkisiz kılan AKP hükümeti, Van’ı teslim almak için ne gerekiyorsa onu yapıyor. Çok acı! Çok korkunç! Sahte imam fetva veriyor, ilgililer faşizan tutum ve davranışlarla insanların acılarından, mağduriyetinden yararlanıyor. İnsanların yanlışlara isyanlarına, yardım çığlıklarına, kulak tıkıyor, "Provokatörler" nitelemeleriyle saldırıyor. Halka "sesini çıkarma, teslim ol ve kaderine boyun eğ!" diyor.
Çocukluğu mermiler altında, gençliği korsan yürüyüşlerde ve mitinglerde geçenlere, aşka bile zaman ayırmadan, upuzun çayırlarda şaha kalkmış dağ doruklarında, göğsünün çeperini ölümle sınayan, yüreğini yararcasına zorlayan cesaretle özgürlük arayanlara, yağmalamalara, insafsızlıklara, ahlaksızlıklara, inkar imha ve asimilasyona karşı duran, barış için eşitlik için, adaletli namuslu olmaya özen gösteren özgürlük arayıcılarına bombalar yağdırıyorlar...
Kimyasal kullanıyor, cenazelere eziyet ediyorlar. Ölülere saygı göstermiyorlar, zulüm üzerine zulüm üretiyorlar ama dinden imandan söz edebiliyorlar. Oysa insanlık tarihi boyunca, hiçbir dinde, imanda, kültürde, hiçbir kavimde ölülere eziyet edilmez, hangi koşulda olursa olsun eziyet edilmez. Savaşlarda bile.  Düşmanını öldüren ordular, onların ölülerine saygı gösterirler. Ölülerin gömülmesi için savaşlara ara verildiği bile olmuştur.
İlyada destanında Hektor’un ölüm töreni için Truva kralı şöyle der: "Haydi dokuz gün sarayda ağlayalım ona/ Onuncu gün gömelim, halk yapsın şöleni/ On birinci gün bir tümsek yığarız mezarına./ On ikinci gün gene savaşırız gerekirse…"
Bunlar tarihten bile ders almıyorlar. Tarihte, insanlık hiçbir zaman insanlıktan bunlar kadar çıkmadı. O halde, "yaşamalısınız/isyanlara, kuşatmalara,/ coğrafyasız yıkımlara inat/ zindanlara inat/ uzaklarda yanan yangın ateşleri gibi şimdi gözleriniz/soluğumuzu dudaklarına bırakarak/ sonsuz kavgaların yolu/ izin vermiyor ellerinizi bırakmaya/ soluklarına tutunmuş yüreğim/ Yaşamalısınız/ Şimdi inat zamanı..." Maviye inat, sarıya devam...