Mavi Ring... Bazen yazı, yaşananları resmek de anlatmak da o kadar sancılı kalıyor ki; siz ne söylerseniz söyleyin, hangi büyülü sözcükleri kulanırsanız kulanın, hangi  duygunun imgesini ucundan yakalayıp parlatırsanız parlatın  yaşananların dili olmuyor. Siz de bir anlam ediniyorsunuz, o acısal zaman dilimi içerisinde... Mavi Ring böyle dilsiz, lal bir sancı. Evet, okuduklarınızla şahitlik ettiğiniz her an, karga burun bir Kürt hançeri olup saplanıyor yüreğinize...
“Savaş” ve “insan” olgularının uzlaşmaz karşıtlığını dile getiriyor Mavi Ring...  "Anlatan"la “okuyan” arasına bu anlamda bir uzaklık koyan bir kitap. "Okuyan” dile getirilen her ayrıntıda dehşetle yutkunuyor. Çünkü "anlatan"ın yaşadıklarını yaşamamış. Çünkü anlatan ve yaşayanlar; inatla “insanca değerler”e sarılan, savaşta ödün vermeden “insanlık” adına biriktirdiği değerlerden vazgeçmemiş, yaşamış ve bununla bir tarih yazmışlardır.
Yaşanan korkunç serüvenin “insanca dehşet duygusu” içinde “dolu bir yürekle” dile getirilmesinin yanında, öykü, beynin süzgecinden geçirilerek anlatılıyor aynı zamanda... Çok yürekli laflar etmek istemiyorum. Bu bir yanıyla bir kahramanlık hikayesi olmasına rağmen, diğer yanıyla da dile getirmek istemediğimiz tonlarca duygunun da hikayesi. Ben Mavi Ring'in yazarı gibi duygu coşkusu ve mantık süzgecinden geçirerek anlatamayacağım okuduklarımı, izlenimlerimi, çünkü halen nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum, halen uzun uzun düşünüyorum.

 GÜLİSTAN ÖTÜNÇ