Sonra ne olur?
Örümcek, ağına “düşürdüğü” avına doğru sinsice yaklaşır önce, şah damarını bulur sezgileriyle avının. Zehrini aşılar şah damarına… Bu zehir, avını öldürmez lakin felç eder. Kıpırdayamaz av, çaresizlik içinde başına gelecekleri bekler. Örümcek, avını felç ettikten sonra, sıvılaştırmak için daha değişik tür ve dozajda farklı bir sıvı gönderir avının içine. Bu yeni sıvıyla içini kurutur ağına düşürdüğü avının, lakin dışına karışmaz. Başka bir av gelip onu kurtarmaya çalışana dek.
...
Dünyaya fırlatılan çocukların kederi de benzer ya örümcek ağına düşmüş av’a… Fırlatılan çocuklar diyorum, doğurulmayan, -hani boynunun eğriliği bitmeyenler var ya- onlar işte…
Bin bir gecede tek bir gecenin dahi sahibi olmayan çocuklar için kaç kitap okunup yutulacak, kaç kalem kırılacak; kaç yara nakli yapılacak nesilden nesile; kaç kol kırılacak yen’i içinde kalan… Çocukların kederini anlatacak bir şair bulmak için diyorum. Kaç çocuk gece karanlığında uğursuzca “göbek bağından” içeri sızan hançerin zehrini suya bırakacak. Bu keder eksilerek yerini dolduranlardan değil bu keder, şairlerin şair olarak ölmelerinin yegane nedeni...
...
Av ile avcı arasındaki b’ağ’ kederden ibaret değildir. Av’ın eşgali ise anonslarda şöyle geçer; sakalı henüz terlememiş, kasıklarındaki ağrının regl ağrısı olduğunu bilmeyen, göğsündeki ağrıdan memelerinin mesuliyetinden haberi olmayan sokak arasında beyaz zehri damarlarına akıtan ve bunu oyun sanan, tenha yerlerde yaşayan, şairin şiirinden, yazarın hikayesinden, ressamın renklerinden mahrum bırakılan cümleleri on ile on altı yaş arası tüm şüpheliler kış odalarında toplanılacak.
Keder ötesi olan tam da budur, pusuya düşen içimizdeki kış odalarını örümcekten bildiğimizden düşer. Oysa o odalar “en” içimizdedir.
Ağ’a düşmüş çocuk geleceğinden mesul değildir. En yanlış yerden yemin edilmiştir, anneler için ve en çok anne kaybeder masumluğunu. Baba ise omurgasında ki söküğü dikememişti hiç. Suyun içinde kuru kalmak gibi, bunun nedenini sormayın, bende bilmiyorum.
Demem o ki, bizim hayat dediğimiz, kusurdur onlar için. Boynumuz kıldan incedir diyoruz biz; geleceği hep aynı yerden yaralayanlar. Elli iki hanelik şiirden Mavi Tango bestelenir ama onu ağ’a düşen hiçbir çocuk dinleyemez, söyleyemez. Zira “Werther” sonradan yaşanacak hikayelerin kahramanı olmuştur; “Aşk başka mavi başka!”
* Turgut Uyar’ın Elli iki hane isimli şiirinden Erol Mutlu tarafından bestelenen şarkıdır.
Mavi Tango*