Maxmur ve Şengal’e saldırının düzenlendiği gün dikkat çekicidir ve irdelenmeyi gerektirir. Peki, 14.12.2018 günü neden seçildi? Tarihte bugün ne olmuştu, kısaca da olsa bir bakalım. 14 Aralık 1914’te, Şeyh Abdul Selam Barzani Osmanlılar tarafından Musul’da idam edildi.
Peki, Şeyh Abdul Selam Barzani kimdir? Bilmeyenler olabilir diye biz söyleyelim: Barzani ailesinin lideri olan Şeyh Abdul Selam, 1907’de Osmanlı zulmüne karşı direniş geliştirmiş ve bu direnişi yedi yıl boyunca sürdürmüştür. Şeyh Abdul Selam, 1914’te Urmiye bölgesinde Simko Şikak’la görüşmeye gidiyor. Görüşmeden dönerken Şikak aşiretine bağlı bazı kesimler tarafından komployla yakalanıyor ve Osmanlılara teslim ediliyor. İlkin Wan’a götürülüyor; oradan da Musul’a getirilip 14 Aralık 1914 tarihinde idam ediliyor. Maxmur’a böyle bir günde saldırının yapılması sizce de manidar değil mi?
Hatırlanırsa 2017’de Güney Kürdistan’da gerçekleşen ‘başarılı’ referandum sürecinde MHP lideri Devlet Bahçeli, Sayın Mesud Barzani’ye şöyle bir tehditte bulunmuştu: „Dedenin başına getirdiğimizi unutma, daha ileri gidersen akıbetin onunki gibi olur.“
Türk devletinin, gerçekleştirdiği saldırıların tarihine özel bir önem verdiğini biliyoruz; böylece geçmişin mesajı hatırlatılmak isteniyor. 24 Temmuz 2015’de bu örneklerden biridir. Kürt halkına karşı yürüteceği topyekün imha politikalarını gerillanın denetiminde bulunan Medya Savunma Alanları’na yüze yakın uçakla yaptığı bombardımanlarla bu tarihte başlattı. Daha sonra PJAK’ın hakim olduğu yerlerde, Rojava ve Şengal’de de bu saldırılar sürdürüldü. Bilindiği gibi 24 Temmuz 1924, Kürt’ün diri diri gömülmesini ifade eden Lozan Anlaşmasının imzalandığı gündür. Böylece 24 Temmuz 2015’te gerçekleştirdiği saldırıyla Kürt halkına ‘inkar ve imha politikalarında Lozan çizgisinde olacağım ve bunda ısrarlı olacağım’ demek istedi. Mesajı çok netti. Türk inkar ve imha sistemi, Kürt’e yönelik politik çizgisini ‘tarih’lerle de ortaya koyar.
Peki, 2015’te Kürt toplumunda nasıl bir hava vardı? Rojava’da Devrim gerçekleşmişti ve Kürt halkı bulunduğu her yerde ayaktaydı. Ulusal Kongrenin gerçekleşmesi yönünde tüm tarafların tartıştığı ve olumlu yönde ilerlemenin sağlandığı bir süreçti.
24 Temmuz 2015’te gerçekleşen saldırıyla Kürtlere: ‘Lozan’da size biçilen kefeni yırtmaya yeltenirseniz başınıza bunlar gelir!’ diyordu.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Soykırımcı sömürgeci Türk devleti her zaman, Kürt halkına yönelik saldırılarını tarihsel olaylarla ‘hatırlatmış’tır. Aslında bu ‘hatırlatma biçimi sömürgeciliğin karakteridir. Sömürülene ‘boşuna kalkışma, hafızana bak ve ondan ders al’ diyor. Bu hatırlatma ile yaşattığı acıları yeniden hissettirerek gözdağı vermek istiyor.
AKP-MHP faşist iktidarı 2018 yazının ortasından bu yana uluslararası ve bölgesel güçlerin göz yumması, anlaşmaları ve kendini satmış yerel kiralık kesimlerin desteğiyle tüm Kürtlere karşı her türlü kirli yöntemle saldırı gerçekleştiriyor. Kuşkusuz yürütülen bu savaş için simetrik ya da asimetrik savaş gibi tanımlamalar yapmak yeterli olmaz. Kürt toplumu Kültürel, ekonomik ve fiziksel olarak soykırıma uğratılmaya çalışılıyor ve saldırılar da bu nitelikte gerçekleşiyor. Bu savaşı veren güçler bazı Kürt örgütlerini susturmuşlar, bazılarını hizaya çekmişler, kısmen de ortakları konumuna getirmişler.
Özgürlük Hareketi’nin tüm bileşenleri ve sömürücü devletlerin denetimine girmeyen tüm kesimler, tüm kurumlar son üç yılda çok yoğun bir saldırı altındadırlar. Tabii bu saldırılardan yerinde duran, mülteci yaşamı sürdürmeyi tercih eden Örgütler de nasibini almışlardır. Örneğin; Rojhilat örgütlerinin Koyê’deki merkezleri vuruldu ve bunun sonucunda 16 şehadet gerçekleşti. Bu hareketlerin merkezi örgütsel yaşamları dağıtıldı ve şu anda Güneyli kardeşlerimiz tarafından ev hapsi sayılacak bir yaşama mahkum edilmiş durumdadırlar. İran’ın bu saldırıyı gerçekleştirdiği gün PJAK üyesi 4 gerilla da şehit edildi. Yine aynı dönemde Başurê Kurdîstan’a bağlı Amedîyê alanında TC uçakları köylüleri vurdu, orda da şahadetler yaşandı.
Tüm bunlar olurken 2018 yılının bitimine 15 gün kala Maxmur mülteci kampı TC uçakları tarafından vuruluyor ve 4 Kürt kadın şehit oluyor. Bu kadınlardan biri 71, bir diğer ise 14 yaşındaydı. Bu bir tesadüf olabilir mi?
TC, Şeyh Abdul Selam Barzani’yi idam ettiği günün yıldönümünde Şengal, Zap ve Mağmur’a saldırıyor. Rojava Kürdistanına da saldıracağını dünyaya açıkça ilan ediyor. Peki, bu cesareti nereden ve kimden alıyor? Bizce bu cesareti, Ulusal Kongre’nin toplanmasını engelleyenlerden, TEVGER bürolarını kapatırken TEVGER çalışanı Kürt kadınlarını yerlerde sürükleyenlerden ve Güney dağlarını bombalarken köylüleri öldüren TC’nin Irak Konsolosunun yanında durarak köylü ölümlerinden PKK’yi sorumlu gören Sefin Dizayi’nden alıyor.
Düşman tarih ve günceli birleştirerek inkar ve imha politikası üretiyor, planlar yapıyor ve bu çerçevede hareket ediyor. Tarihte Kürtlerin birleşmesini engellemeyi ve parçalı kalmalarını sağlamayı temel politika olarak izlediler. Bunda kısmen başarılı da oldular. Peki biz niye tarihimizden dersler çıkarmıyoruz? Geçmişte yapılan hatalardan, yanlış olan parçalı duruşlardan dersler çıkaramayız mı? Parçalı kalan Simko Şikak’tan, Abdul Selam Barzani’den, Mahmud Berzenci’den, Şeyh Sait’ten, Seyit Rıza ve İhsan Nuri Paşa’dan öğreneceğimiz şeyler yok mu? Belki o dönemde koşullar çok uygun değildi, dünyada ve bölgede kurulmak istenen dengeler buna imkan vermiyordu ve birlik yaratma yoluna gitmediler, ama bizim önümüzde hiçbir engel yoktur. Tam tersine istenirse her şey birliğin oluşmasına hizmet edecek durumdadır: Halkımız ayakta, ulusal bilinç üst düzeyde Kürdistan’ın dört parçasında gelişmiş ve koşullar uygun. Neden Ulusal Kongre’yi gerçekleştirerek ortak çatı altında birleşip Şeyh ve Pirlerimizin ruhlarını şad etmeyelim?
14 Aralık 2018 tarihinde Maxmur ve Şengal’e gerçekleşen saldırılar sonucu yaşamını yitirenleri saygı ve minnetle anıyorum.