İnsanlık tarihinde, katiller ve caniler olmuştur. Ama tarih 21. asırda bu düzeyde bir barbarlık ve vahşeti yaşamamıştır. DAİŞ’in katliamlarından kurtulmayı başarmış, mazlum Şengallileri bombalamak, mülteci olarak BM himayesinde olan Maxmur Mülteci Kampına uçaklarla saldırı düzenlemek, Turan Türk devletinin ve onun devşirme yöneticilerinin çapına ve kalıbına göredir. Böylesi katliamı ancak Hulagu’nun, Cengizhan’ın, Atatürk’ün kanlı tarihlerini okuyarak şekillenen, Müstekbir, izan ve vicdan yoksunlarının yapma cesareti olur. Hicret etmiş sivil insanları vahşice ve korkakça katletmek, normal insanların gerçekleştireceği bir durum değildir. Her şahıs ve oluşum kendine yakışanı yapar. Türk Turan devlet yapılanması, tarihini yeniden Erdoğan isimli Gürcü bir devşirmeyle yazmaya devam etmektedir. Bu coğrafyada yaşayan ve yıllardır mezalimden başka bir tavır görmeyen sakinlerin, acı tecrübelerine rağmen, Turan devlet yapılanmasından farklı beklentilere girmeleri ise, serzenişe (eleştiri) tabi tutulmalıdır.

Cumhur zulmünün başı olan Erdoğan, aynı zamanda; DAİŞ ve En Nusra’nın kurucusu, kollayıcısı ve Ser çetesidir. Bu Ser çete, öyle bir tekebbüre dahil olmuştur ki, aklı, gözü ve vicdanı kararmıştır.

Kendi vatan toprakları üzerinde özgürce ve insanca yaşamak dışında hiç bir talepleri olmayan, bir millete bu kadar canice saldırmanın, hiç bir dinde ve beşeri ideolojide izahatı yoktur.

Bunu İslam’a inandıklarını söyleyenlerin gerçekleştirmesi ise İslam dini adına bir felaket olmaktadır.

DAİŞ- En Nursa ve Erdoğan; kendi evlerinde ve toprakları üzerinde barış içerisinde yaşayan, Efrînlileri, Kobanêlileri ve Şengallileri bu vahşete tabi tutarak, İslam ve insanlığa kıyameti yaşatmaktadırlar.

Cuma geceleri, Cuma mesajları gönderenlerin, destekledikleri, oy verdikleri ve kolladıkları, Erdoğan ve şurekası, bir bu cuma gecesin de, Maxmur muhacirlerine ve Şengal mazlumlarına tonlarca bomba ile ölüm gönderdiler. Dört sivil muhacir insanı katlederek mesajlaşmanın amaçlarına ulaştılar. Cumhur Ser çetesi Erdoğan; İslam işbirliği Yargı Konferansında, öldürdüğü bu insanlar için, biz onları yok etmekte kararlıyız demektedir. Erdoğan’ın, DAİŞ’in, Boko Haram’ın ve onların ayarında olanların, Yargı Konferansında, muhacir ve mazlumların katledilmesinin alkışlanması normaldir. Anormal olan; bu kesimlerin kendilerine Müslüman diyerek haktan, hukuktan, dinden, imandan söz etmeleri, hatta kendilerini de öyle görmeleridir.

İslam davası; İnsanlığı dünya ve ahiret kurtuluşuna çağırır.

Peygamberimiz (sav) bir nefere, davasını ulaştırabilmek için çırpınmıştı. İnsanlarla imanın arasındaki engelleri kaldırmak için, her türlü tehlikeyi göze alarak engin bir çaba harcamıştı. Bir gün savunma savaşlarından birinde ‘Allahtan başka İlah yok!’ dediği halde, canını kurtarmak için söylediği gerekçesi ile hasmını öldüren Üsame b. Zeyde, Peygamber şiddetli bir şekilde tepki göstermişti. Oysa Üsame’yi torunu Hüseyin gibi severdi: ‘Demek sen Allahtan başka İlah yok diyen birini savaşta öldürdün? Peygamber Üsame’yi gördüğü her yerde bunu kendisine söylemekte ısrar etmişti. ‘Sen adamın kalbini mi yardın, nerden biliyorsun?’ Peygamberin bu tekrarlarından sonra: Üsame: keşke o adamı öldürdükten sonra Müslüman olsaydım demişti.(ibni Hişam Esire 6/34)

Kur’an: Bir insanı öldürmenin, insanlığı öldürmek olduğunu söyler. Peygamberimiz (sav) ise savaş meydanında karşı taraftan öldürülen insanın hesabını sorar ve şiddetli tepki göstererek Üsame’yi yaptığına bin pişman eder.

Kur’an’ın ve Peygamberin izinden gittiğini söyleyen bugünkü, sahtekar, münafık ve katiller ne yapar? İslam adına Cuma gecesi yaşlı ve çocuk katleder, birde İslam teşkilatı yargı Konferansında Tağutça bir edayla, pişkince açıklama yaparak İblisleşir.

Günümüz Müslümanları olarak, Katiller ve iktidar sahiplerinin algı operasyonları ile, Kur’an’i ve Muhammedi İslam la bağımız tamamen koparılmıştır. İslam dini yerine, kendine Müslümanım diyenler arasında, karşıt İslam pazarı büyümektedir, sahte İslam ın müşterisi çoğalmaktadır, ama gerçek İslam yok edilmektedir. Camilerin Minber ve Mihrapları iktidar imamları tarafından işgal edilmişlerdir. Bugün yapılan İslam’da Yargı Konferansı başta olmak üzere, Cuma namazı münasebeti ile, camilerin hiçbirinde şu soru sorulmuş mudur. Hangi hakla Maxmur’da ve Şengal’de, insanları öldürdünüz? İslam insan öldürmeye cevaz veriyor mu? Haksız yere öldürdüğünüz bu insanların vebali bizim de boynumuzda mıdır? Veriyorsa bunun sınırları nelerdir? İslam insanların ana dillerini yasaklıyor mu? İslam asimilasyonu öngörüyor mu? İslam başkalarının toprağını işgale evet diyor mu? İslam iftira, faiz, yalan, hırsızlık ve İsrafa evet diyor mu?

İmanlarını ve vicdanlarını, cüzdanlara rehin bırakanlar, İslam’a inanmamaktadırlar. İslam’a gerçek manada iman edenler, Şana, Şöhrete, koltuğa, Paraya ve güce tevessül etmezler. Allah Şöyle buyurur: ‘Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin’.(Bakara 42)

İslam dışı davranışlara tevessül edenler, ya İslam’ı kullanarak iktidar keyfi sürmekteler, yada İslam’a inandıklarını zan etmektedirler.

Biz İslami hakikatleri söylemeye devam edeceğiz. ‘Eğer onlar görmek istemiyorlarsa, sen körlere doğru yolu gösterebilecek misin?’(Yunus 43)

‘Sen sağıra işittirebilir, köre doğru yolu gösterebilir misin; üstelik birde apaçık bir sapıklığa gömülmüşse?’(Zuhruf 40)

Mazlum Kürt Milleti İslam’a hizmet etmekten ve İslam alemi için canını vermekten başka ne yapmıştır? Bu iyiliğin karşılığı kendisine ölüm ve sürgün olarak dönmüştür. Biz Müslüman Kürtler olarak, Erdoğan’ın, DAİŞ’in ve Boko Haram’ın kardeşleri değiliz, asla da olmayacağız.

Kahrolsun Erdoğan, DAİŞ, Boko Haram ve yandaşları. Zaten kahr olmuşlardır.  Onların, ne malı, ne gücü ne de iktidarları onlara yarar sağlamadı, sağlamayacak.

Kürt Milleti nasıl ki DAİŞ’i, Esfele-i Safilin’e yuvarladı, Erdoğan münafığını da Derkil Esfele yollayacaktır.

Bize düşen direnmektir, birliğimizi perçinlemek ve hak dostlarını çoğaltmaktır.