Maxmur İştar Kadın Meclisi Üyesi Zeynep Kara Mahmurlu kadınlar olarak 8 Mart’la ilk defa mültecilik koşullarında tanıştıklarını belirterek, mültecilik koşullarına karşın her yıl büyük bir direnç ve umutla karşıladıklarını ifade etti. Zeynep Kara “Bu yıl 8 Mart’ı Sara çizgisinde konferansımızı gerçekleştirmiş olarak giriyoruz” dedi.
Maxmurlu kadınlar diye bahsediyoruz onlardan ama Maxmur Kampı, mülteciliklerinin son durağı onların. 1994 yılında Kürt Özgürlük Mücadelesinin halkla bağını kesmek için Türk devletinin köy bombalama, yakma ve koruculuk dayatmalarına karşısında Kuzey Kürdistan’ı terk ederek Güney Kürdistan’a göçtüler. Kuzey Kürdistanlılar, Güney Kürdistan’a geçene kadar yolda Türk devletinin saldırıları sonucu birçok kayıp verdiler. Güney Kürdistan’da da 7 Kamp değiştirdiler. Ne açlık, ne susuzluk, ne de ölümler yıldırdı onları. Aksine mültecilik koşullarının tüm acılarına karşın örgütlülüklerini her yıl biraz daha büyüttüler. 8 Mart’ı ilk kutladıklarında fazla bilincinde olmamalarına karşın mücadeleleriyle anlam kattılar ve her yıl 8 Mart’ı kutladıklarında örgütlülükleri ve bilinçleri daha da büyüdü.
Bu mültecilik koşullarını bizzat yaşamış ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüyle mültecilik koşullarında tanışmış kadınlardan birisi de Zeynep Kara. Kara, mülteciliğin tüm zorlu koşullarına karşın her yıl kadın özgürlük bilincini ve örgütlülüğünü nasıl geliştirdiklerini ve bu yıl 8 Mart’ı nasıl karşıladıklarını anlattı.

‘İlk 8 Mart kutlamamızı hiç unutamam’


Zeynep Kara, 1994 yılında Türk devletinin baskıları sonucunda Güney Kürdistan’a göç etmek zorunda kalan kadınların hayatlarının ilk 8 Mart’ını 1996 yılında Etruş Mülteci Kampı’nda kutladıklarını belirtiyor. O günü anımsarken yüzünde çocuksu bir gülümseme belirten Kara şunları dile getirdi:

“O güne kadar Kadınlara ait böyle bir günden haberdar değildik. 8 Mart’ın anlam ve önemini bilmiyorduk, ama yine de hepimizde bir coşku yarattı. Mültecilik koşulları ağırdı fakat kadınlar yine yöresel Kürt kıyafetlerini hazırladılar. O gün geldiğinde kutlama yapacağımız alana gittik. Hemen hemen tüm kadınlar gelmişti. O gün hava koşulları çok kötüydü. Dolu yağıyordu ve hava çok soğuktu. Hava koşullarından dolayı çok zorlandık ama kararlı bir şekilde 8 Mart etkinliğimizi sonuna kadar kutladık. Özgürlüğe olan inancımızı ve özlemimizi haykırdık. Şarkılarla ve halaylarla ısındık.


‘Erkekler olumsuz  tepkiler vermişti’


Kadınların bu günle ifade edilmek isteneni çok iyi bilmeseler de yine de 8 Mart’ı coşkuyla karşıladıklarını anlatan Kara, o dönemde erkeklerin yeni tanıştıkları 8 Mart ve kutlamalarına tepkilerini şöyle anlatıyor: “Özellikle erkekler hiç anlamıyor ve tepki veriyorlardı. Birçoğu ‘Neden özel bir kadınlar günü var da erkekler için böyle bir gün yok’ diyorlardı. Ya da işte kadının tek başına böyle bir günü organize edemeyeceğini söylüyorlardı. Çünkü kadınları hep sadece anne ve evlerinin hizmetçisi, kendilerinin hizmetçisi olarak görmüşler ve kadının görevinin bu olduğuna inanıyorlardı.”

Zeynep Kara, o dönemin mülteci kadınlarının bilinç ve özgürlük düzeylerini ise şöyle anlatıyor: “Kadınlar olarak mahalle çalışmalarında yer alıyorduk. O dönemde şehit ve aile kurumumuz ve bir de gençlik kurumumuz vardı. Kadınlar bu kurum çalışmalarında da yer alıyorlardı. Kadın örgütlülüğü olarak YAJK kurulmuştu. Bir YAJK (Yekitiya Azadiya Jinên Kurdistan-Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) merkezimiz vardı. Fakat kadınlar olarak kendimize ilişkin ve Kadın Özgürlük Mücadelesine ilişkin bilgimiz çok fazla yoktu. Ama mahallerde özgün olarak kadınların sorunlarıyla ilgilenmek kadınları dinlemek, hemen hepimiz genel çalışmalarda yer alsakta kadın çalışanlar olarak özgün toplantılar gerçekleştirip yaşadığımız sorunları tartışmak hemen hepimizde heyecan yaratıyordu. Hatta YAJK merkezimizi- ki o dönem bir kaç çadırın yan yana kurulmasıyla oluşmuştu ve orada toplantılar yapıyorduk- koruyorduk.
Örneğin gündüz zaten boş kalmıyordu, geceleri de mutlaka 2 kadın arkadaş sabaha kadar nöbet tutardık. Fazla bilincimiz yoktu. Fakat Önderliğimize ve Özgürlük hareketine tam bir inancımız vardı, inançlıydık. Önderlik kadın özgürlüğü için kadın örgütlülüğünü geliştiriyordu. Tam anlamasak da Önderliğe çok güveniyorduk ve bizim için her şeyi umuttu. Bundan dolayı da kadınlar olarak örgütlenmeye de büyük bir umutla yaklaşıyorduk.”

Ninova ve Nehdara’da 8 Mart kutlaması


Etrusk kampından sonra Maxmur Kampı’na geçene kadar 2 defa daha göç yollarına düşüp kamp değiştirdiklerini belirten Zeynep Kara, göç koşullarına rağmen yılmadan örgütlülüklerini geliştirdiklerini dile getiriyor. Yeni kamplarda da 8 Mart’ı kutladıklarına dikkat çeken Kara süreci şöyle anlatıyor:
“İlk 8 Mart kutlamasından sonra kadın örgütlülüğünün 8 Mart’ın anlamına uygun olarak kadın örgütlülüğümüzde gelişiyordu. Kadınlar olarak özgün eğitimler geliştiriyorduk. Fakat bir süre sonra Etrusk Kampı‘ndan da göç etmek zorunda bırakıldık. Ninova Kampı’na geçtik. Tabi bu kampa geçerken birçok zorluk yaşadık. Ve kampa geçtikten sonra da zorluklar devam etti. Ninova Kampı Irak Hükümeti sınırına çok yakındı. Bundan dolayı başlangıçta gizli bir biçimde çalışmalarımızı yürüttük. Çünkü o dönemde Irak’ın bize karşı siyasal yaklaşımı olumsuzdu. İşte kurumlarımızı resmi olarak oluşturmadık. Toplantılarımızı halkın içinde onların çadırlarında gizli gerçekleştirdik. Fakat tüm zorluklara karşın çalışmalarımızı yürüttük. Ve her şeye rağmen 8 Mart’ı kutladık. Yıl 1997 idi ve Ninova Kampı’nda dünya kadınlar gününü kutladık.
1998 yılında çalışmalarımız yine önemli bir düzey kazanmıştı, fakat biz yeniden göç yollarına düştük. Bu defa da Nehdara Kampı’na geçtik. Bu defa eskisinden daha da zorlu koşullarda 1998 8 Mart’ını Nehdara Kampı’nda elimizdeki imkanlarla kutladık. Göç ve yaşadığımız zorlukların umudumuzu kırmasına izin vermemeye kararlıydık. 8 Mart kutlamasını gerçekleştirdiğimiz alan düz bir alan bile değildi. Bir kaç kadın gitti bir kaç ağaç dikerek hazırladığımız 8 Mart pankartını astı. Kadınlar olarak Dünya Emekçi Kadınlar Gününü göç koşullarının tüm zorluğuna rağmen kutlayarak karşıladık. Zaten zamanla yaşayarak bu günü mücadele ve umudu diri tutmanın günü olarak anlamlandırıyorduk.”

‘Mültecilik kadın için çok zordu ama...’


Nehdara kampındaki kutlamalardan birkaç ay sonra yine göç yollarına düştüklerini ve bu defada Maxmur Kampı‘na göç ettiklerini anlatıyor Zeynep Kara ve mültecilik koşullarını ve bu koşullara nasıl direnildiğini şöyle dile getiriyor:
“Tabi hem yolda hem de kamplara yerleştiğimizde mültecilik yaşamının en fazla zorluklarını yaşayan yine kadınlardı. Birçok kadın hem yollarda hem de kamplarda çocuklarını yitirdi. Birçok kadının eşini yitirdi ve en zorlu koşullarda çocuklarını yaşatabilmek için verdiği mücadele de tek başına kaldı. Maxmur Kampı’nda su ve yiyecek bulmak çok zordu. Kadınlar çocuklarına bir parça yiyecek ve bir yudum su bulmak için bile saatlerce ayakta su ve yemek kuyruğuna giriyorlardı. Kimsenin yaşamadığı akrep ve yılanlarla dolu bir çöldü Maxmur. Evlerimiz yoktu. Çölün dayanılmaz sıcağında çadırların içinde yaşamı sürdürme mücadelesi veriliyordu. Ama tüm bunlara karşında ne genel örgütlenmeden nede özgün kadın örgütlenmesinden vazgeçmedik. Göç ve mültecilik koşullarına dayanmamızı sağlayan bir neden de buydu. Kürt Özgürlük Hareketine ve örgütlenerek özgürleşeceğimize sonuna kadar inanıyorduk. Yolda ve Kamplarda müthiş bir dayanışma vardı. Özellikle kadınlar olarak dayanışma çok fazlaydı. Birimizin acısı hepimizin acısı, sevinci hepimizin sevinciydi.’’

‘2000’li yıllarda 8 Mart’ları sistemleşerek kutladık’


Zeynep Kara Mahmurlu kadınlar olarak kendilerine her zaman PKK ve PAJK militanlarını örnek aldıklarını, onları öncüleri olarak gördüklerini ve onların gelişme düzeyinden yakından etkilendiklerini belirtiyor. Zeynep Kara 2000’li yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi ve Kadın Özgürlük Hareketi’ndeki gelişmelere paralel kendi örgütlüklerinin de geliştiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“2002 yılında hem genel Halk Meclisi hem de iştar Kadın Meclisi kuruldu. Kadın vakfı kuruldu. kadının özgün kurumları kuruldu. Artık 8 Martları daha fazla anlamlandırıyorduk. İlk başlarda 8 Mart kutlarken daha fazla ulusal talepler ön plana çıkıyordu. Fakat artık bu yıllardan itibaren kadın rengi 8 Mart’larımıza da daha fazla yansıyordu. Kadınlar olarak daha özgün düşünüyorduk. Bu sloganlarımıza ve siyasal taleplerimize yansıyordu. Tabi bu bizdeki gelişme düzeyinin bir yansıması oluyordu. Tabi meclisimizi kurduktan sonra kutladığımız 8 Mart daha da bir coşkuluydu. Her kurumlaşma biz de bir güç ve yenilik yaratıyordu. Bunları belirtirken size geçmişe ilişkin bir şey anlatmak istiyorum.
94 yılını hatırlıyorum biz Bihere Kampına yeni gelmiştik. O zaman benim yaşım henüz küçüktü. Arkadaşlar ‘toplanalım. Komite seçelim’ dediler. Biz o zaman komitenin ne olduğunu bilmiyorduk. Seçim olacağı yere gittik. Bizim mahalleden daha sonra gerillaya katılıp şehit düşen Yekbûn arkadaş kendini önerdi ve komiteye seçildi. Herkes ‘Bir genç kız ev ev dolaşıp nasıl çalışma yürütecek. Ne iş yapacak’ diyordu. Yani bir komitenin bile ne olduğunu bilmediğimiz o günlerden bu gün bir İştar Meclisi gibi komiteleri, meclisleri, komünleri ve kurumları olan bir sistem düzeyine gelmek büyük bir gelişmedir.”

‘Eğitime verdiğimiz önemle geliştik’


Maxmur Kampı’nda da en zorlu koşullarda yeniden bir yaşam yarattıklarını ifade eden Zeynep Kara tüm zorluklara rağmen eğitim çalışmalarına dönük yaratılan olanakların bilinçte ve örgütlülükte gelişme yarattığını dile getiriyor. Kara bu durumu şöyle açıklıyor:
“Maxmur’a ilk geldiğimizde hiç bir şeyimiz yoktu. Fakat zamanla çölün ortasında bir yaşam sahası oluşturduk. Daha önce de eğitimlerimiz vardı. Fakat bu kampta eğitim düzeyini geliştirdik. Eğitim sistemimizi kurduk. Artık çocuklarımız kendi anadillerinde ilk, orta ve lise öğrenimini görebiliyordu. Tabi artık genç kadınlarında kadın bilincinde bir gelişme oluyordu. Yine kadınlar olarak özgün ideolojik eğitimler görüyorduk. 2009 yılında kurulan Ş. Jiyan Kadın Akademisi’yle bu eğitimler daha da yaygınlaşıyor ve nitelikli hale geliyordu.”

‘Erkeğin yaklaşımların da değişim yaşandı’


Zeynep Kara ilk komitelerin kurulduğu ve 8 Mart’ın kutlandığı günden bu güne erkeğin yaklaşımlarında da önemli bir değişimin yaşandığını ifade eden Zeynep Kara sözlerini şöyle sürdürdü:
“Başlangıçta bir kadının genel ortamlarda kalkıp konuşması, düşüncelerini dile getirmesi, hatta bir erkeği eleştirmesi öyle çok mümkün değildi. Mesela biz öğretmenler olarak özgün toplantımızı aldığımızda erkek öğretmenler tepki veriyorlardı. Sanki biz onları boşa çıkarmak ve erkeği didiştirmek için toplantı yapıyoruz gibi bir yaklaşım sergilleniyordu. Ama şimdi Mahmurlu kadınlar olarak bir sistemimiz var. Ve kadına ilişkin tüm kararları İştar Meclisi alıyor. Tabi Kadın Meclisi kurulduğunda da erkeklerin çeşitli tepkileri olmuştu. İlk başta genel Meclis kurulmuştu. Biz kadınlar olarak genel mecliste yer aldık ve halen de yer alıyoruz. İşte İştar Meclisi kurulduğunda erkeklerin bir kısmı ‘Ne gerek var. Zaten kadınlar genel mecliste yer alıyorlar’ diyorlardı. Kadınlar genel ortamlarda rahatlıkla kalkıp her konuda düşüncelerini belirtiyor. Erkeğin egemen yaklaşımları da dahil eleştiriyor. Ve kimse bunu garipsemiyor. Şu anda hemen herkes İştar Meclisi’nin iradesini tanıyor. Tabi kendimizde ki ve erkek deki gelişim düzeyini yeterli görmüyoruz ama yine de önemli bir düzeye gelindiğini düşünüyoruz.”

‘Sara Arkadaş’ın emeğine layık olacağız’


Zeynep Kara bu yılki 8 Mart’ı Sara çizgisinde 8. Konferanslarını gerçekleştirmiş olarak karşıladıklarını söylüyor ve bunun o güne damgasını vuracağını ifade ediyor. Kara bu konuda şunları belirtiyor:
“Bu yıl 22-24 Şubat tarihleri arasında 8. Konferansımızı gerçekleştirdik. Konferansımızı Heval Sara (Sakine Cansız) ve onunla birlikte şehit düşen kadın arkadaşlara adadık. Özellikle Heval Sara’nın bizim Mahmurlu kadınlar olarak bu düzeye gelmemizde çok önemli bir rolü var. Hem öncü örgütümüz PKK’nin ilk kurucularından olması, 40 yıllık devrimci bir kadın olması itibariyle bu böyleydi. Hem de Sara Arkadaş bizim kampımıza ve kadın örgütlülüğümüze çok fazla emek verdi. Sara arkadaş’ın anadili Zazakî’ydı. Maxmur’da da Kirmancî’nin yöresel lehçeleri konuşuluyor. Dil konusunda zorlansa da tüm kadınlarla, analarla birebir ilgilendi. Bizi en zorlu koşullarda hiç yalnız bırakmadı. 5. İştar Kadın Meclisi Konferansına da katılmıştı. Bu konferansta kalktı ve ilk defa Kirmancî bir konuşma yaptı. Tüm kadınlar onu yakından tanıyor ve çok seviyordu. Herkes kendisine tilililerle kutladı. 8. Konferansımıza da Heval Sara damgasını vurdu. Hem katılım noktasında hem de kararlaşma noktasında konferansımızda olumlu bir etki yarattı. Bizler Heval Sara’nın duruşunda emeği, özgürlüğe olan inancı, sevgiyi, ciddiyeti, kadın iradesini görmüştük. Konferansa katılan her kadın buna layık biçimde katılmaya çalıştı. İlk defa 320 gibi büyük bir delege sayısıyla bir konferans gerçekleştirdik. Sistemimizi geliştirmek ve daha fazla demokratikleştirmek için önemli kararlar aldık. Yine konferansımızda kararlarımızı Sara ruhuyla pratikleştirmenin sözünü verdik. Ve konferans ardından hemen kararlarımızı pratikleştirmek için çalışmalarımızı başlattık. Şu anda tüm mahallerde toplantılar yapıp komisyonlar ve komünler kuruyoruz.”

‘8 Mart’a damgasını vuran yine Sara ruhudur’


Maxmur’da bu yıl ki 8 Mart kutlamalarına Kürt Halk Önderi, Sakine Cansız ve Özgürlük mücadelesine bağlılığın ve onları sahiplenmenin damgasını vuracağını belirtiyor Zeynep Kara ve bu konuda şunları söylüyor:

“KJB’de bu yılı ve 8 Mart’ı Sara, Rojbin ve Leyla arkadaşlara adadı. Bizde bu yıl 8 Mart’ta bu arkadaşların katledilmesini bir kez daha lanetleyeceğiz. Heval Sara şahsında Kürdün ve kadının özgürlüğüne dönük geliştirilen bu komplonun açığa çıkarılmasını isteyeceğiz. Onların yolunda yürüme sözümüzü yineleyeceğiz. Yine Önderliğimizin özgürlüğünün kadının özgürlüğü olduğunu tekrardan haykıracağız.”


BERİTAN SARYA/MAXMUR