1 Mayıs toplumun ortaklaşma, emeğin dayanışması bir bakıma toplumsal muhalefetin sergilenmesi geçmişine sahip çıkma ve direnme günüdür. Bu günde elbette, sevginin, sevincin ortaklaşması da söz konusudur. İşçinin, emekçinin bayramıdır 1 Mayıs ve gelenekselleşmiş bir kutlama yeri vardır adı Taksim olan. Orada kan dökülmüş, sevinçler yarım kalmıştır. Özgürlük mücadelesinin kitlesel olarak verildiği yerin adıdır Taksim. Kutlamalar orada yapılmalıdır ve yapılacaktır.

“Taksim'de kutlama yapılamaz” diyor Başbakan 1 Mayıs kutlamaları için. "Şımarmayın" diyor. Her zaman olduğu gibi halkı azarlıyor. Halkın meydanını halka yasaklıyor. Nasıl yaşayacağımızı, nasıl ağlayıp nasıl güleceğimize o karar veriyor. Parmağını bütün diktatörlerin salladığı gibi sallayarak "demokrasi kültürünü öğrenin" diyor. Diktatörler demokrasiden anlarmış gibi!.. Dilini yine sivrileştirerek... Bilmez mi 1 Mayıs bugüne kadar birçok saldırı yaşadı. Bilir bilmesine de o, bildik ayrıştırıcı ve kışkırtıcı dilini sürdürür. "Kindar ve dindar" gençliğini hazır kuvvet bekletmek adına.
Seçim bitti siyaset yapacak ve Taksim üzerinden o bilindik yasakçı anlayışı tırmandıracak, kışkırtacak ve o birliğin ve dayanışmanın adı olan günü, 1 Mayıs’ı yangın yerine çevirecek; bütün arzusu bu. Ertesi gün de ileri geri bağıracak. Bilindik şeyler "kışkırt, karşıt yarat, düşman ilan et ve savaş" diktatoryanın felsefesi bu değil mi? Sonra dön siyaset yap yüzdelerden söz ederek barışın adını ağzına al. Ne kadar tanıdık değil mi bu dil ve bu tavır.
Dedik ya, nasıl yaşayacağımıza, nasıl sevineceğimize, nasıl ağlayacağımıza karar veriyor ve Taksim'i acelece yasaklıyor. Tükenmişliğini aşmak adına yasaklardan medet umuyor. Ölülerimizi ve dirilerimizi belirlemeye oldukça hevesli. Çatışma kültürünü sürekli ayakta tutuyor. Ölülerin yasını tutarken bile yas tutanlardan yeni ölüler yaratıyor.
Bu ülkenin tercihi böyle, sevinçlerin  boğazlara düğümlenmesi için kolluk kuvvetlerinin her daim ayakta bulunması ve dünyayı insanlara dar etme anlayışı her zaman egemen kılınmıştır. Bu egemenliğe karşın yine de halkın bir araya gelme günü olacaktır bu bayram. Belki o kardeşlik denilen ve içi bir türlü doldurulamayan şey bu bayramda gerçekleşecek; Roboskî'deki mazlum çocuklarla, Sivas’ta diri diri yakılan çocukların acısı ortaklaşacaktır. O zaman 23 Nisan’ın ne için neden olduğu konusu net bir biçimde anlaşılabilecek, 24 Nisan’daki soykırımın acısını yüreğinde taşıyabilecektir. Bunu başaramazsa insanımız, devlet ve uzantıları ölülerimize ne kadar ağlayabilecğimizi belirleyecek, sonra da demokrasi özgürlük naraları atacaktır.
Unutmayalım; 1 Mayıs 1977  Taksim’de 35 canımızı aldı bu devlet, kirli tezgahlar kurarak. 35 Taksim, 33 kurşun, 34 Roboskî, 35 Madımak ve böyle sıralanıp gidiyor canlar alınarak. Rengi, dili, cinsi, inancı fark etmiyor; sadece ağlıyoruz. Birlikte ağlamayı birlikte gülmeyi binlerce yıl öğrendiğimiz ama unutturdukları şeyleri yeniden anımsayarak.
Şimdi her şeye inat, demokraside ve direnmede ortaklaşmaya devam edeceğiz. Birlikte  acıyı ve sevinci paylaştığımız gibi, emeği örgütlemeyi, hafızamızı tazelemeyi de Taksim’de başaracağız. Taksim bayram yerimiz ve öyle kalacak.