ROJBÎN EKİN
İktidar ve hegemonyanın her alandaki saldırılarına karşı mücadele etmeyi ahlaki ve politik bir görev olarak benimseyenlerin duruşu; ilham verici olmasın diye hep en ağır şekilde cezalandırılır. Kadını, çocuğu, ulusu, toplumu ve ülkeyi mülkleştiren, tekelleştirenlere karşı başkaldırıyı özgürlüğün en temel hakkı ve ilkesi sayanlar ise inadına yeryüzünde de tıpkı gökyüzünde olduğu gibi bir saman yolu oluştururlar. Yıldızlardan oluşan yoldur önümüzü aydınlatan umudun adı…
…
İnsanların düşüncesine, bedenine ve ruhuna hükmeden gerçeğe karşı atılan her adım, söylenen her söz politiktir. Ve en önemlisi haktır ve meşrudur. Bu adımı atmaya karar vermiş her insan, başlattığı eylemle mevcut sistemi darbeler, sarsar.
Gücün ve otoritenin eşitlenmesi, dengelenmesi ve özgürlüğün doğması için mücadele eden, adım atmaya karar vermiş olanlar illa ki bedel ödemek zorunda bırakılır ve büyük bir öfkeye gazaba maruz kalır.
Ölümün en acı mizanseni onlar için hazırlanır. Onlar için seçilen ölümle, onlar gibi isyana karar vermiş olanlar sınanır. Ama bilmezler ki özgürlük tutkusu olanlar korkmaz, bencilleşmez ve saman yolunun birer yıldızı olarak yürür bildiği yolda…
Bunları yazmaya karar verdiğimde, Mayıs ayının yıldız yolcuları Ulrike Meinhof, Leyla Qasim ve Şîrîn Elemhulî son sözlerini kulağıma fısıldıyordu sanki. Üç ayrı devlete kafa tutmuş bu kadınların benzer hayat hikayesi içinde buldum kendimi.
Leyla Qasim; ‘Gece Saçlı Kadın’ idam sehpasına çıkarken halkının özgürlük marşını okuyordu. Yoksulluk ve inkarın gölgesi altında başlayan hayatı, hep direniş ile devam etti. Ve öyle de son buldu. Onun son sözleri ve nefesi, halkının direnişine büyük bir kıvılcım oldu. Irak BAAS rejiminin teslimiyet tekliflerine “Beni öldürün, fakat şu gerçeği de bilin ki benim öldürülmemle binlerce Kürt uyanacak. Ben Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda canımı feda ettiğimden dolayı sevinç ve gurur duyuyorum” sözleriyle karşılık verdi. Leyla 13 Mayıs 1974 yılında idam edildiğinde gece karası saçlarını da “Saç örüklerimden bayrak yapın” vasiyetiyle kendinden sonraki kuşaklara bıraktı.
Leyla ile aynı zamanın içinde yaşayan ve mücadele eden Ulrike Marie Meinhof. Batı Almanya’nın en etkin ve radikal örgütü olan Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kurucularından olan Ulrike, daha sonraki yaşamını ve tercihlerini de belirleyecek olan savaşın acı gerçeği içerisinde doğar ve büyür. Sosyalizm ve özgürlüğe tutku düzeyinde bağlı olan Ulrike, tüm insanlığın özgürce yaşayabilmesi için kendinden de vazgeçmeyi seçmiş bir kadın. 4 yıl boyunca tutulduğu tek kişilik hücrede ağır tecrit ve işkence koşullarına karşı büyük bir direniş gösterir. Delirmesi ve intihar etmesi için oluşturulan işkence ortamına da kafa tutar. Ancak 9 Mayıs 1976’da hücresinde ‘intihar etti’ denilerek katledilir.
Ölümü üzerindeki şaibe hiçbir zaman çözülemedi ve ölümü aydınlatılmadı Ulrike’nin. Ulrike’nin faşizme karşı verdiği mücadele ve “Sonunda dünyayı mutlaka değiştireceğiz” sözü hala O’nun gibi faşizme kafa tutanlara ilham veriyor.
Şîrîn Elemhulî, Leyla ve Ulrike’nin cesaretini kuşanmış ve onların bıraktığı vasiyetin taşıyıcısı. Dünyayı cinslerin, ulusların ve sınıfların aynı düzeyde eşit, özgür yaşadığı bir hale getirmek için mücadele eden direnişçi kadınlardan biri olarak anılacak daima. 9 Mayıs 2010 yılında 4 arkadaşıyla birlikte idam edilmeden önce İran rejimi tarafından Kürtlüğünü inkar etmesi için sunulan tüm teklifleri reddetti ve özgürlük ısrarını sürdürdü.
…
Samanyolundan da yıldızlar kayar ama kayan her yıldızın yerini başka bir yıldız doldurur. Karanlığa hükmedecek aydınlığın sonsuz hale gelmesi ve tüm insanlığı kucaklaması için Leyla, Ulrike ve Şîrînlerin son sözleri hiç unutulmamalı. Çünkü onların insanlık için hayal ettiği, eşitlik ve özgürlüğün hüküm sürdüğü dünyayı yaratmaya daha var. Bu yüzden onların başlattığı kavga sürmeli; zulme, inkara, eşitsizliğe, adaletsizliğe kafa tutmaya devam etmeli. Faşizmin hükmünü kırmak ve dünyayı özgürlük ile güzelleştirmek, kadın direnişi ve mücadelesiyle gerçekleşebilir. Kadınlarla her şey değişir... #SenleDeğişir