Mart ayını geride bıraktık. Doğa yavaş yavaş canlanmaya başladı. Biz Kürtler için, Mart ayının anlamı farklıdır, katmanlıdır ve anlamlıdır. Ya da koşullar nedeniyle anlamlandırılmış ve sevinç ile hüzün iç içe girmiştir. Üzülüyoruz, çünkü mart ayında Halepçe Katliam’ı yapıldı. Beş bin insanımız zehirli gazlarla can verdi. Sevinç ayıdır aynı zamanda, çünkü katliam yıldönümünden beş gün sonra diriliş günü olan Newroz’u kutlarız. Bu sene Newroz buruk geçti. Çünkü Hesekê’de kırk civarında insanımız öldürüldü. Ve birçok yerde gerillamız ve pêşmergemiz savaşıyordu. Savaş ise ölüm ve kan demekti. 

Tedirgindik. Diken üstündeydik adeta. Halaya duran gençlerin gözlerinin derinliğinde hüzün vardı. Tebessümleri donuktu. 

Aynı zaman da umutluydular. Çünkü hayalimizin gerçekleşmesi an meselesiydi. Adeta bir adım ötemiz özgürlüktü. Ne de olsa Kürdistan’da korkunun duvarları tek tek yıkılmıştı. Korkmak, esaretin diğer adıdır.

Tarihte belki de ilk defa, Kürtler birliğe doğru koşuyorlardı.

Bugünün sevinciyle geçmişin acısı iç içe geçmişti. Tıpkı tüm Martlar gibiydi Newroz; sevinç ve hüzün sarmaş dolaş…

Aklıma o güzel insanlar geliyor yani Mazlum Doğan ve Mahsum Korkmaz (Agit). 


***

‘’Benim adım Khan,’’ adında bir Hint filmi var. İzlemenizi öneririm. Filmin en dikkat çekici diyalogu şu: ‘’İki tür insan var; iyiler ve kötüler.’’  Film, baştan sona kadar bunu ispatlamaya çalışıyor. Bence de dünyada iki tür insan var; erdemli olanlarla olmayanlar. Dini ve dili ne olursa olsun, bu iki kategori herkes için geçerlidir. 

O filmi izlerken aklımda hep Mazlum Doğan ve Agit vardı. 

Mazlum’un ışık saçan yüzü ve Agit’in tutku dolu bakışları. Yüzlerinden okunan erdemlilikleri…

Ki bunu pratikleriyle de kanıtladılar. Zulme dur demişlerdi canlarını hiçe sayarak. İsteselerdi okuyarak çok iyi mevkiler elde edebilirlerdi. Belki de bireysel kurtuluşları sağlanacaktı. Ama onlar ellerinin tersiyle itmiştiler her şeyi ve komando dipçiği altında inleyen halkı için yola revan oldular.

‘’O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler’’ diyordu Yaşar Kemal. Bu cümle Kürdistan şehitlerine ne kadar da uyuyor! Onlar için sarfedilmiş gibi.

Çünkü onlar iyiliği iktidarlaştırmak için yola koyuldular ve alabildiğine güzellerdi. Mart ayında, o yüce emelleri uğruna şehit düştüler. O beyaz atlara binip yıldızlara karıştılar.

Onlar ki ayrımcılık bilmezlerdi. Her ırka, her dile ve her dine aynı nazarla bakarlardı. Bu bakış açılarını Kürdistan’da yeşerttiler. Ortadoğu mezhep ve din savaşlarıyla kan gölüne dönmüşken, Kürt halkı mezhep ya da din çelişkisiyle uğraşmadı, diğer halklarla arasına mesafe koymadı. Koyacak gibi de görünmüyor. Mazlum ve Agit bize miras olarak ayrışmayı değil, birleşmeyi bıraktı. Ne mutlu bizlere ki böylesi öncülerimiz oldu...

Ortadoğu saçma bir mezhep savaşına tutuşmuşken, Kürtlere düşen bin yıllık esaretten kurtulmaktır. Agit ve Mazlum gibi alabildiğine soru sormaktır. Köhnemiş olan her şeyi eleştiri süzgecinden geçirmektir. Eleştiri mekanizmasının aktif olabilmesi için de soru sormayı öğrenmek gerekiyor. Bir Çin atasözü, ‘’Soru soran kişi beş dakikalığına aptal durumuna düşebilir ama sormayan hayatı boyunca’’ der. 

Kürdistan’ın hiçbir yerinde din ve mezhep ayrımı gözetilmiyor. Anlaşılan Mazlum ve Agit’in ışıklı yolu ülkemizin dört bir yanını aydınlatıyor. Kürdistan devrimi hızla yol alıyor, dönüştürüyor. 

Tekrar olacak belki, kazanacak olan da iyiliktir. Başka bir deyişle aydınlık kazanacaktır. Bakmayın kötülerin teşkilatlı olduklarına.


***

Rehine krizinde öldürülen gençleri de rahmetle anıyorum. Martın son gününe de kan sıçradı...