Nihayet işin ucu Mazlumder'e dayandı. Geçen yıl hazırladığı Cizre raporu ile iktidarın nazarında büyük bir suç işledi ve hışmından kurtulamadı. 

Tayyip Erdoğan'ın tehditleri her zamanki gibi kısa zamanda sonuç verdi. Önce dernek yönetimine kayyum atandı sonra da olağan üstü genel kurula götürülerek hem yönetim yeri, hem yönetim kadrosu değiştirildi, hem de çoğunluğu bölge illerindekiler olmak üzere 16 şubesi kapatıldı. Yeni Akit gazetesinin manşetine göre "Mazlumder fabrika ayarlarına döndü" Yani iktidarın yörüngesine girdi. 

İşin esası; AKP, özellikle 7 Haziran sonrasında tavan yaptırdığı saldırgan uslup ve tutumu ile, ilan ettiği sokağa çıkma yasakları ve yaptırdığı operasyonlarla, 15 Temmuz ve sonrasında OHAL ilanı ve KHK uygulamaları ile öylesine ölçüsüz ve hukuk dışı bir alana kaydı ki, zulmünün gizlenir saklanır hali kalmadı. Mazlumder'in Cizre raporu da gerçeğin üzerini örtmemekten başka bir şey değil. 

Ancak iktidarın hiç bir itiraza hiç bir karşı koyuşa hatta eleştiriye tahammülü yok. Bunu bir kez de Mazlumder'e yapılanlarla görüyoruz.

Hatırlanacağı üzere; bu benzeri raporların yayınlanmasından sonra Tayyip Erdoğan her vesile ile raporu hazırlayanları tehdit etmişti. 

 “Onların malum STK'leri bir araya gelmişler, raporlar yayınlamışlar. Bir defa bu raporları yayınlayanların ayrıca üzerine gidilmesi lazım."

"Sen neyin raporunu yayınlıyorsun?”

"Ya baş eğeceksiniz ya baş vereceksiniz”

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin merhameti, hoşgörüsü başka hiçbir ülkeyle mukayese edilemez. Ama bunun da bir sınırı vardır. Peki o sınır nedir? Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatandır. Bu çerçevede hareket etmeye mecburuz."

“Bu vatanda operasyon kimseye yaptırmayız. Yapmaya gayret edenler bugün olduğu gibi bedelini bu şekilde öderler, ödemeye de devam edecekler. 

"Duvara koşan duvara çarpar"...

Bu düşmanca, ötekileştiren dil ve tutum bir yandan zulmün katsayısını artırdı, öte yandan AKP 'yi içerde ve dışarıda iyice yalnızlaştırdı. Kavgasız günü olmadığı gibi, kavgalı olmadığı kimse de kalmadı. İçerdekini bitirdi dışarıdakine sataştı ama huyundan vazgeçmedi. 

Gelinen aşama ve Mazlumder'in başına gelenler pek çok açıdan değerlendirilebilir. Yürüttüğü hak mücadelesine yönelik olarak söylenecek pek çok artı eksi şey de söz konusu olabilir. Ancak Mazlumder'in müslüman dindar bir kurucu ekip tarafından organize olduğu ve faaliyet süresince de bu konumunu koruduğu biliniyor. Ayrıca, iktidarın dindar toplum hayaliyle belirgin bir çatışma yaşamadığı ve iktidara yumuşak davrandığı da malum.

Ancak iş Kürtleri katletmeye vardığında, iktidar fark etmeden müslüman dindar kimliğini de masaya yatırmış oldu bir anlamda. Müslüman Kürtler de katlediliyordu ve Mazlumder ve özellikle bölge kentlerinde kurulu şubeleri yaşanan vahşi zulmü görmezden gelemediler zaman zaman. İşte o zaman da dananın kuyruğu kopuverdi. 

"Ya bizim yanımızda yer alacaklar ya teröristlerin" diyenler, "Mazlumder mazlumların mı PKK'nin mi yanında" diye başlıklar atmakta gecikmediler. 

Yaşananlar gerçekten vahim, ancak kaybeden sadece Mazlumder ya da insan hakları mücadelesi mi? 

Bu alandaki kayıplar azımsanamaz elbet, ancak asıl kaybeden kendisi dışındaki dindarlarla da anlaşma zeminini kaybeden AKP oldu bence.