
Oy ve nüfus oranların dikkate alındığından 15 milyon Kürdistanlının tutumunu belirleyip iradesini ortaya koyduğunu kaydeden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kürdistan halkının iradesinin şunu söylediğini belirtti: “Kürdistan halkının kimliğiyle, kültürüyle, diliyle, kendi öz yönetimiyle Türkiye’deki siyasal sistem içinde yer alması gerekir, diyor. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu temelde de Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşması gerekir, diyor. Kürtlerin bu iradesine saygı duyulmadan Türkiye’de hükümet olunabilir mi, iktidar olunabilir mi, ya da koalisyon kurulabilir mi? Kendileri televizyonda Türkiye haritası içinde Kürdistan’ı ayrı bir renkte gösteriyorlar. Kürdistan tamamen HDP’nin kazandığı bir coğrafyaysa, o zaman HDP’nin demokratikleşme temelinde Türkiye’nin tüm sorunlarına çözme zihniyetine, programına saygılı olunacaktır… Çatışmasızlık, ateşkes, savaşın durdurulması iyidir deniliyorsa Kürt halkının bu seçimde ortaya koyduğu iradeye herkesin saygılı olması ve gereklerini yerine getirmesi gerekir.”
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’nin sorularını yanıtladı.
Yeni Parlamento nasıl bir rol ve misyon üstlenmelidir?
Yeni seçilen Parlamento çok renkli ve zengin bir birleşime sahiptir. Türkiye tarihindeki tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek inanç, tek kültür gibi zihniyeti ve eril karakterli siyaset anlayışını paramparça etmiştir. Bu Meclis’te Süryaniler, Ermeniler, Êzîdîler, Mehalmiler, Araplar, Azeriler ve Romanlar da vardır. Aleviler güçlü biçimde kendi kurumsal kimliğiyle girmişlerdir. Bu yönüyle Türkiye’nin etnik ve inançsal bileşimini ortaya koymuştur. Yine ilk defa kadınlar bu düzeyde girmiştir. Parlamento’nun demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusundaki rolü pozitif olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki farklılık ve zenginlik yeniden Meclis’e yansıdığına ve 1924 Anayasası aşıldığına göre sorunlara yeni bir yaklaşımla yaklaşması kaçınılmaz olacaktır.
Ulus-devletçi, tek tipçi, farklılıkları kabul etmeyen bir anayasa Türkiye’ye dar geliyor. Yeni Parlamento burada rol üstlenip misyon sahibi olmalıdır. Hem anayasa ve yasalara yaklaşımı değişmelidir, hem de Kürt sorununun çözümüne yaklaşımı değişmelidir. Yeni Parlamento’nun buna el koyması, müdahale etmesi lazım. Türkiye’yi içeride ve dışarıda tehlikelerle karşı karşıya getiren, barışı ve istikrarı getirmeyen politikalara dur demesi lazım. Özel savaş politikalarının bırakılarak Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde tüm sorunlarının çözülmesi zamanı gelmiştir.
Yeni Parlamento’nun bu çok renkli kimliği, renkli karakteri, kadın yüzü şimdiye kadar Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyen, bu nedenle de Kürt sorununun çözümünde tıkatma yaşayan tekçi zihniyetli politikalara karşı demokratik ulus anlayışıyla sadece Kürt sorununun çözümünde değil, Türkiye’nin bütün tıkanan sorunlarının çözümüne müdahale eden, ön açan bir rol oynamalıdır. Eğer gerçekten samimi olunursa bu bileşim bir kurucu meclis rolünü oynayabilir.
Koalisyon ve erken seçim konuları tartışılıyor, sizin görüşleriniz nedir?
Halk iradesini ortaya koymuştur; bu iradenin dikkate alınması şu anlama gelir: Artık eski anlayışla, zihniyetle, politikalarla Türkiye’yi yönetmek mümkün değildir. O zaman yeni bir zihniyet, anlayış ve tutumla Türkiye’yi yönetmek gerekmektedir. Yoksa eskinin tekrarı halkın iradesine saygısızlıktır. Şu anda Türkiye’nin erken seçime değil, mevcut seçim sonuçlarını okumaya ihtiyaç vardır.
Mesela Kürdistan’daki sonuçlar nasıl okunmalı?
Kürdistan’da halkın tutumu bellidir, bu tutumuna saygılı olunmayacak mıdır, bu iradesi dikkate alınmayacak mıdır? Kürdistan halkının iradesi ne diyor? Kürdistan halkının kimliğiyle, kültürüyle, diliyle, kendi öz yönetimiyle Türkiye’deki siyasal sistem içinde yer alması gerekir, diyor. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu temelde de Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşması gerekir, diyor. Kürtlerin bu iradesine saygı duyulmadan Türkiye’de hükümet olunabilir mi, iktidar olunabilir mi, ya da koalisyon kurulabilir mi? Kendileri televizyonda Türkiye haritası içinde Kürdistan’ı ayrı bir renkte gösteriyorlar. Kürdistan tamamen HDP’nin kazandığı bir coğrafyaysa, o zaman HDP’nin demokratikleşme temelinde Türkiye’nin tüm sorunlarına çözme zihniyetine, programına saygılı olunacaktır.
Kürtleri dikkate almayız, eskisi gibi Kürtlerin istemlerini, özlemlerini bastırırız, örgütlülüğünü ezer, dağıtırız denilirse…
Bu aslında 100 yıldır Kürtlere karşı yürütülen savaşı sürdürmek, şiddetlendirmek anlamına gelir. Çatışmasızlık, ateşkes, savaşın durdurulması iyidir deniliyorsa Kürt halkının bu seçimde ortaya koyduğu iradeye herkesin saygılı olması ve gereklerini yerine getirmesi gerekir.
Kurulacak koalisyonların böyle koalisyonlar olması gerekir.
Eskinin tekrarının tek partiyle değil de koalisyonlarla sürdürülmesi biçiminde bir durum ortaya çıkarsa ne olur?
Bu seçim sonuçlarından hiçbir şey anlamamak, seçim sonuçlarının aksine bir tutum göstermek, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin ortaya koyduğu iradeye saygılı olmamak, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine savaş açmak anlamına gelir. Peki, halk yeni Parlamento’ya böyle bir rol vermiş midir? Vermemiştir. Çünkü HDP sadece Kürdistan’dan değil, Türkiye’nin bütün metropollerinden 6 milyon oy almış bir parti ve bunun ortaya koyduğu siyasi program görmezlikten gelinemez. Hele de Kürtlerin aile nüfuslarının fazla olduğu düşünülürse bu altı milyon en azından 12-15 arasındaki bir nüfusa tekabül etmektedir. Peki, 15 milyon civarında halkın iradesine karşı mı gelinecektir? Demokrasiler bırakalım 15 milyonu, bir küçük toplumun bile iradesine saygılı olma rejimidir. Bu açıdan yeni koalisyon tartışmaları, yeni hükümetlerin kesinlikle eskinin tekrarını bırakıp yeni bir yönetim anlayışını devreye sokması gerekir.
Erken seçimin de şimdiden dillendirilmesinin bununla bağlantısı var mıdır?
Erken seçim olsun demek, biz bu halkın iradesini tanımıyoruz demektir. Koalisyonlar eğer doğru ele alınırsa demokratik zihniyetin ve demokratikleşmenin gelişmesine hizmet eder.
Erken seçim tartışmaları gerçekten erkendir; doğru değildir. Bu aslında AKP’nin bir projesi olabilir. Neredeyse, baraj yüzde 40 olsaydı diğerleri baraj altında kalır, 550 milletvekilini ben alır, tek başıma iktidar olurdum, bu memleketi ne güzel idare ederdim diyecektir. Erken seçim istemek, böyle bir anlayışın sonucudur. Bu anlayışın da Erdoğan’a ait olduğu bilinmektedir. Erdoğan bu süreçte ortaya çıkacak ya da bilinçli ortaya çıkarılacak sorunların tellallığı üzerinden “bakın kriz oluyor, bakın ölümler oluyor” üzerinden iktidar olmak istemektedir. Seçim sonrası Amed’de halka saldırılmasına göz yumulmasının nedeni de budur.
AKP bilerek mu bunu yaptı?
Göz yumulmuştur, ölümlere yol açılmıştır, böylelikle bakın daha biz iktidardan düşmeden kriz oldu demektedir. Amed’de 9 Haziran’da halka saldırıldığı zaman başka bir hükümet yoktu, AKP hükümeti vardı. AKP için iktidarda kalmak için her yol mubahtır. Seçimden önceki bombalama da bir AKP projesiydi. Ya bizzat yaptırmıştır, ya da bilerek önlememiştir. Yüzlerce ölü çıksın ve böylelikle seçim iptal etsin düşüncesinde olmuştur.
Sadece ben hakim olayım zihniyeti erken seçimi dillendiriyor.
Bunun yerine ne yapılmalı, ne söylenmeli?
Şunun söylenmesi gerekiyor; Türkiye’de Kürtler özgür ve demokratik yaşam istiyor. Halk bizim tek tipçi anlayışımızdan rahatsız oldu; otoriter zihniyetimizden rahatsız oldu, demokrasi istiyor, özgürlük istiyor diyerek bir araya gelebilmeli ve gerçekten bir hükümet kurarak yol temizliği yapmalıdır. Yani Türkiye’de içeride ve dışarıda siyasal tıkanmaya yol açan bütün etkenleri, otoriter yasaları ortadan kaldırılmalıdır. Bir araya gelerek bu anayasanın artık çöktüğünü, yenisinin gerektiğini söyleyerek tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla anayasa yapımına başlanmalıdır. Bu seçimle birlikte Kenan Evren anayasası, mevcut anayasa ölmüştür. Mevcut anayasayla iş yapmak artık meşru değil, gayrimeşrudur. Meşruiyet toplumdan alınır, öyle masa başında imzalanarak alınmaz. Şu anda toplum o anayasanın meşru olmadığını ortaya koymuştur.
Bu açıdan erken seçim tartışmaları yerine bir kurucu meclis rolüyle Türkiye’nin sorunlarının çözümüne acilen talip olunması gerekir. Hegemonik zihniyet bırakılırsa mevcut Meclis bileşimi ve koalisyonlar yeni anayasa yapımı açısından da sorunların çözümü açısından da bir şanstır.
Bu yapılabilir mi?
Yapılabilir. Bunun önünde engel yoktur. Önündeki tek engel, eski zihniyeti, eski politik tarzı sürdürmektir.
MHP, çözüm süreci varsa biz yokuz, diyor. CHP ve HDP’nin koalisyon kurmaya sayısı yetmiyor. Olası bir AKP-HDP koalisyonunu mümkün müdür?
MHP’nin çözüm süreci varsa biz yokuz, demesi anlaşılır. Zaten geçmişten beri Kürt sorununun çözümüne karşıdır, şimdi de karşıdır. Ancak MHP de Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de politika yapılamayacağını görüyordur. Bu seçimde Kürt halkı Kürt sorununun çözümü iradesini açıkça ortaya koymuştur. Bu durum karşısında MHP’nin yaklaşımı Türkiye’ye hizmet eden bir politika değildir. MHP bu yaklaşımıyla aslında Türkiye’ye kötülük, düşmanlık yapmaktadır. Artık mevcut seçimden, Kürt halkının iradesinden sonra Kürt sorununu çözümsüz bırakmak demek, Kürt halkına karşı savaş ve Türkiye’nin bölünmesine yol açmak demektir. MHP bu durumu görmeden politika yapabilir mi? Artık köprünün altından çok sular geçmiştir; eski çamlar bardak olmuştur. Artık Kürtler üzerinde yüz yıldır yürütülen politikayı sürdürmek mümkün değildir; bu politika çökmüştür. Kim bu politikayı yürütmek, sürdürmek isterse Türkiye düşmanlığı yapmış olur.
Kürt halkı MHP’nin politikasını kabul edebilir mi?
MHP farz edelim ki iktidara geldi, Devlet Bahçeli de Başbakan oldu, peki bu ne anlama gelir? Kürt halkına karşı savaş yürütmek anlamına gelir. Ben Kürtlerin taleplerini kabul edemem, Kürtlerin kendi kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamını kabul edemem, öz yönetimini kabul edemem anlamına gelir. Herkes Türk’tür, hiç kimseye farklı bir şey tanınamaz, demokrasi de olsa, özgürlük de olsa Türk olunarak olacak, başka kimlikle olamaz demesi savaş anlamına gelecektir.
Bir AKP-HDP koalisyonunun olması da çok zordur. İmkansız düzeyinde bir zorluğu ifade etmektedir. Çünkü AKP’nin bugüne kadarki siyasi anlayışıyla, topluma bakışıyla, farklı etnik ve inanç topluluklarına bakışıyla, yine Kürt halkına yaklaşımıyla HDP’nin bir koalisyon kurması mümkün değildir. Çünkü seçimden önce AKP’nin esas düşüncesini ortaya koyan, AKP’de hakim olan Erdoğan, Kürt sorunu da yoktur, masa da yoktur, taraf da yoktur, izleme heyeti de yoktur, yoktur, yoktur diyerek bir Kürt politikası olmadığını ortaya koymuştur. Dolmabahçe’de olduğu gibi bir ortak deklarasyon yayınlama ve somut adımlar atılma sürecine geldiğinde “böyle bir süreç yoktur” denilmiştir. Böyle bir hükümetle HDP’nin koalisyon yapması mümkün müdür? Mümkün değildir.
AKP-CHP koalisyonu olacak yorumlarına nasıl bakıyorsunuz?
Kuşkusuz AKP-CHP koalisyonu mümkündür. Eğer seçim sonuçları doğru okunur, Türkiye’nin temel sorunları doğru anlaşılır, Türkiye’nin mevcut sorunlarına çözüm olacak bir koalisyon olursa neden olmasın?
Örneğin Erdoğan-Baykal görüşmesi niye oldu?
Bu çok önemlidir. Bu görüşme Türkiye halklarının hayrına bir koalisyonu öngörmüyor. Erdoğan ve Baykal kendilerine göre devletin ve milletin bekası, Türkiye’nin hassasiyetlerini gözeten bir hükümeti, bir siyasi düzeni konuşmuşlardır. Herhalde Erdoğan CHP’ye iç ve dış tehlikeleri anlatmıştır; Türkiye’nin milli menfaatlerinin şöyle şöyle olduğunu söylemiştir; eğer CHP ile AKP Türkiye’nin bu milli menfaatleri temelinde bir araya gelirse iyi olur demiştir. Bu da nedir? Kürtlere hak tanımama, Alevilerin sorunlarını çözmeme, emekçilerin sorunlarını çözmeme, Türkiye’nin diğer farklı ve etnik topluluklarını dışlamadır. Yani eskiden beri sürdürülen tekçi ulus-devlet anlayışını bu koalisyonla restore etme görüşmesi yapılmıştır. Bu ikilinin görüşmesinde hayırlı şeyler konuşulduğunu, hayırlı kararlara varıldığını düşünmek zordur.
Erdoğan, özellikle Baykal’ın ulusalcı ve devletçi karakterini bildiğinden kendisindeki o gerici, devletçi zihniyetle Baykal’ın o zihniyetinin buluşturularak aslında Türkiye’de otoriter hegemonik zihniyet nasıl sürdürülür, CHP-AKP koalisyonu bunda nasıl rol oynayabilir, bunu konuşmuşlardır. Özellikle Erdoğan, bölgedeki Kürt halkının dinamik durumunu ortaya koyarak iç ve dış tehlikeler karşısında ortak tavır alınmasını istemiştir. Erdoğan’a göre de iç tehlike PKK’dir; dış tehlike PYD’dedir; bunlara karşı ortak tutum takınılması gerekmektedir.
Erdoğan’la Baykal’ın görüştüğü biçimde bir AKP-CHP koalisyonu Türkiye’yi daha tehlikeli yollara sürükleyebilir.
HDP’nin koalisyonda yer alma şartları sizce ne olmalı?
HDP’nin bir koalisyon hükümetinde yer alma şartlarını HDP belirler. Meclis’te en büyük sorumluluk HDP’ye düşmektedir. HDP Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun bir programla ancak koalisyonda yer alabilir. Türkiye’nin ihtiyacı da demokratikleşme ve Türkiye’nin diğer tüm sorunlarının çözümüdür. Çünkü HDP Türkiye’nin imkanlarının üstüne konmak isteyen, yandaşlarına ekonomik, siyasal, sosyal rant sağlayan bir parti değildir. HDP, kendi zihniyet ve felsefesine uygun olmayan bir işin içinde olamaz.
HDP’nin eğer ilkelerimize uygun olursa CHP-AKP koalisyonuna destek veririz demesi ne anlama geliyor?
Bu anlaşılır bir açıklamadır. HDP’nin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüyle ilgili hassasiyetleri var. HDP başından itibaren bu iki parti yüksek oy aldı, bunlar koalisyonu denesinler, açıklaması yaptı. HDP kendi ilkeleri doğrultusunda kim hükümet olursa ona destek verebilir. Hatta kendi ilkeleri doğrultusunda kim gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununun çözümü, Alevilerin sorununun çözümü, başka toplumsal sorunların çözümünü kabul ederse onla koalisyon bile kurabilir. Ancak mevcut durumda HDP’nin böyle bir koalisyon kurma ihtimali yok. Belki bir CHP-AKP koalisyonunda hem HDP’nin parlamentodaki güçlü varlığı hem de CHP’nin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde HDP ile dayanışma içinde tutarlı bir adım atması AKP’yi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda adım atacak bir noktaya getirilebilir. Kürt sorununu demokratikleşme temelinde çözme kararı alırsa o zaman diğer tüm sorunları da çözmesi gerekir.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı olarak 12 Haziran’da yaptığınız yazılı açıklamada, ”Çözüm süreci kaldığı yerden ve eski biçimiyle devam edemeyecek” diyorsunuz... Ve aynı açıklamada Kürt sorununun çözümü için atılması gereken üç adımı ortaya koyuyorsunuz. Bu şartların yerine getirilmesi için ön gördüğünüz bir süre var mı?
Kuşkusuz bu şartların yerine getirilmesi için makul bir sürenin olması gerekir. Görüşme, diyalogla zaman kaybetme dönemi geçmiştir. Artık eski tekrarlanamaz. Çünkü Erdoğan’ın 5 Mart’taki yaklaşımıyla bizim açımızdan da süreci bitirmiştir. Kesinlikle Önder Apo’nun özgür koşullarda müzakere yapması ve bu müzakerenin de şeffaf olması gerekir. Bütün partilerle, sivil toplum örgütleriyle, aydınlarla, yazarlarla, gruplarla herkesle görüşmesi gerekir.
Meclis’in devreye girmesi gerekir. Meclis’in iradesi ortaya konulmadan nasıl çözüm olacaktır?
Türkiye’nin başka sorunlarını çözecek bir demokratikleşme olmadan da Kürt sorunu çözülemez. Böyle bir çözüm Kürtleri aldatmak anlamına gelir. Bu kadar açıktır. Bu açıdan Kürt sorunu çözülecek, diğer sorunlar ortada kalacak, Kürtlerle anlaşılacak, diğer demokratikleşme sorunları bir tarafa bırakılacak söylemleri bir safsatadır, demagojidir. Kaldı ki Kürt Özgürlük Hareketi’nin karakteri bellidir.
Meclis’in de devreye girmediği, sadece İmralı’da ya da başka yerde yapılacak görüşmelerle bu sorunun çözülmeyeceğini düşünüyoruz. CHP’nin de dediği gibi Meclis’in devreye girmesi gerekiyor. Ama CHP bu konuda görüşlerini daha olgun hale getirmelidir. Çözüm yerinin Meclis olduğu doğrudur ama İmralı muhatap alınmadan, Kürt Özgürlük Hareketi muhatap alınmadan da bu sorunun çözülmeyeceğinin bilinmesi gerekir. Kırk yıllık mücadelenin doğası, yüz yıllık Kürt sorunu gerçeği böyle bir yaklaşımı gerektiriyor. Bu yaklaşım gösterilmeden de gerçekçi olunamaz.
Şayet bu şartlar yerine getirilmezse Hareketinizin tutumu ne olacak?
Bu makul şartların yerine gelmemesi demek, çözümsüzlükte ısrar etmek anlamına gelir. Bunlar çözüm koşullarıdır. Eğer çözüm koşulları olmayacaksa çözüm nasıl gerçekleşecek? Artık Kürtleri tümden ezmek, susturmak mümkün müdür? Kürtler artık bütün Kürdistan parçalarında büyük bir uyanışa geçmişlerdir. Bu bakımdan doğru yaklaşım, doğru politika bölgede sınırlara dokunmadan demokratikleşme temelinde sorunların çözümüdür.
Sizce önümüzdeki dönemde HDP’nin misyonu ne olmalı?
HDP’nin misyonu tabii ki Türkiye’yi demokratikleştirme olacaktır; demokratikleşme temelinde Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümünü hedefleyecektir. HDP, Türkiye tarihinde çok stratejik, çok önemli rol oynadı. Bunu Türkiye siyasi tarihi yazacaktır. Ama bu etkisini, bu rolünü şimdi demokratikleşme mücadelesinde, demokratikleşmede oynaması gerekiyor. Türkiye’yi değiştirme, dönüştürme, demokratikleşme rolü var. HDP, Türkiye’deki siyasetin ne olduğunun ölçülerini ortaya koyabilecek bir partidir. Herkesin kaç ayarda olduğunu bütün toplumun gözü önüne serecektir. Herkes HDP aynasında kaç ayar olduğunu, ne olduğunu görecektir. Demokrasinin ölçüsü, özgürlüklerin ölçüsü HDP ile birlikte yükselmiştir. HDP’nin tarihi bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Çünkü çok güçlü bir demokrasi birikimine ve tarihine dayanıyor. 80 milletvekilinden öte sonuçlar doğuracak bir enerjiyi, bir gücü ortaya çıkaracak bir partidir.
YARIN: AKP’nin silah bıraktırma çağrıları, Önder Apo’ya uygulanan tecrit ve Rojava’daki gelişmeler…
ALİ GÜLER/CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN