Ceza hukukçusu Ercan Kanar, Anayasa değişikliğinden sonra Meclis’in bütçe yapma ve gensoru yetkisi elinden alınmış, yürütmeyi denetlemeyen bir nevi sohbet yerine dönüşeceğini söyledi.

Demokratik rejimlerin temelini oluşturan ve güçler ayrılığı ilkesine dayanan yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığı, Türkiye’de son yıllarda en çok tartışılan konu. 'Partili cumhurbaşkanlığı’nı içeren Anayasa değişikliği teklifinin 21 Ocak 2017’de Meclis’te oy çokluğu ile kabul edilmesi ve 16 Nisan 2017'de yapılan Başkanlık sistemi referandumu ile yasama ve yürütmenin tek elde toplanması konusunda adımlar atıldı. Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanlarının Erdoğan ile beraber çay toplayıp, yine Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün Erdoğan’ın karşısında iliksiz cübbesinde düğme araması ise yargının içerisinde bulunduğu durumun fotoğrafları olarak sembole dönüştü. Bu vaziyet içerisinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın, partisinin İstanbul İl Kongresi'nde açıkladığı seçim manifestosunda yasama, yürütme ve yargıya dair sarf ettiği sözler özellikle gündeme oturdu. Erdoğan, o konuşmasında "Milletin tercihi ile kabul edilen yeni yönetim sistemimiz yasamayı daha itibarlı, yürütmeyi daha güçlü, yargıyı daha bağımsız hale getirecek. Tam kuvvetler ayrılığı ile Meclis yasa yapmayı ve hükümeti denetlemeyi, yargı da bağımsız ve tarafsız bir biçimde adaletin tecellisine odaklanacaktır" dedi. 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin Genel Başkanı Erdoğan’ın yasama, yürütme ve yargıya dair 24 Haziran seçim öncesi bulunduğu bu vaatleri tanınmış ceza hukukçusu Avukat Ercan Kanar değerlendirdi.

'Manifesto' demek iltifattır

Av. Kanar, öncelikle bulunulan seçim vaatlerine "manifesto" demenin iltifat olacağı düşüncesinde. Bunu da şöyle gerekçelendirdi: "Çünkü manifestonun siyaset biliminde önemli bir anlamı var; belli bir süreçle ilgili önemli bir yol haritasıdır. Önümüzdeki sürecin karakterini tasvir eden bir yol haritasıdır. Bu açıdan baktığımızda, Erdoğan'ın açıkladığı maddeler mesnetsiz, içi boş, demagojik; yani bir sözcükler yığınıdır."

Cezaevleri 13 kentten büyüktür

AKP’nin 2002'de iktidara geldiğinde cezaevleri nüfusunun 49 bin civarında olduğunu, bugün ise 250 bin nüfusa ulaştığına dikkat çeken Kanar, şu anda cezaevlerinin nüfusunun 13 kentin nüfusundan daha kalabalık olduğunu kaydetti. 70 bin öğrencinin cezaevinde tutuklu olduğu Türkiye’nin dünyada en çok öğrencinin, gazetecilerin, avukatların, siyasetçilerin tutuklu olduğu ve yargılandığı bir ülke durumuna geldiğini de ekledi.

Ortadoğu Tipi faşizm

Anayasa değişikliğinden sonra Meclis’in bir fonksiyonu kalmaması nedeniyle Türkiye’nin içerisine sürüklendiği nokta hakkında Av. Kanar, şöyle izah etti: “Bu değişiklikle bütçe yapma yetkisi, gensoru yetkisi Meclis’in elinden alınmıştır. Milletvekilleri göstermelik bir pozisyona, Meclis bir nevi sohbet yerine dönüşmüştür. Bütçe yapamayan, gensoru veremeyen bir Meclis, yürütmeyi nasıl denetleyecektir? AKP’nin bu anayasa değişikliği ile ortaya çıkardığı rejim, bir Başkanlık Rejimi de değildir. Yasamanın, yargının ve yürütmenin de tek elde toplandığı Ortadoğu Tipi faşizm sistemine geçilmiştir. Anayasa değişikliğinin tüm maddelerinin 24 Haziran'da yürürlüğe girmesi halinde kuvvetler ayrılığının kırıntısı dahi kalmamış olacaktır."