BDP Eşbaşkanı Kışanak, artık yok sayılan bütün kimliklerin eşitlik hukukuyla bir arada yaşayacağı demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin zamanının geldiğini vurguladı. Demokrasi önündeki tüm engelleri kaldırarak yeni bir anayasa yapma sorumluluğuyla karşı karşıya olunduğunu dile getiren Kışanak, çoğulculuk anlayışına dayalı, demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın toplumdaki bütün renkleri birleştirecek, bir çatı altında buluşturacak güçte olacağının altını çizdi.

Türkiye Meclisi'nin kuruluşunun 93'üncü yıldönümü nedeniyle Meclis Genel Kurul'unda yapılan oturum, Başkan Cemil Çiçek'in açılış konuşumasının ardından Grup Başkanlarının konuşmalarıyla devam etti.
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, tartışma ve diyalog zeminini tahrip etmeden, konuşarak, uygarca tartışarak üstesinden gelinemyecek hiçbir sorunun; bulunamayacak çözümün olmadığını söyledi. İlk Meclis'in tutanakları, tartışmaları, o tartışmalara egemen olan üslup, ruh ve iklimin çok şey öğretmesi gerektiğini belirten Çiçek, "Bugün bu iklime, barışa, kucaklaşmaya, sağduyuya ve hassasiyetlere ihtiyacımızın olduğu açıktır. İyi bir gelecek için bu dönem başarmak zorunda olduğumuz bir konumuz, bir sorunumuz ve bir görevimiz vardır. O da yeni bir anayasa yapmaktır. Mevcut anayasanın bize artık dar geldiği toplumun bütün kesimlerince yıllardır söylenmektedir. Daha demokratik, daha eşitlikçi ve daha özgürlükçü bir anayasada birey, toplum, devlet ilişkisini sağlıklı bir zemine oturtmuş, uzlaşıyla hazırlanmış yeni bir toplumsal sözleşme, ortak geleceğimize yönelik bir mutabakat milletimizin en başta gelen talep ve beklentisidir. Bu talep bugün itibarıyla bir zarurettir, bunu görmeliyiz, bu işi geciktiremeyiz, bu işi savsaklayamayız. Bitmez tükenmez, halkımızı canından bezdiren siyasi kavgaların konusu yapamayız, yeni suçlamaların objesi haline getiremeyiz. Unutmayalım ki Meclis'in görevi, temennide bulunmak değil, milletin bu en önemli özlem ve beklentisini hayata geçirmektir" dedi.
Çıkarılan yasalara ve uygulanma gücüne dikkat çeken Cemil çiçek, şöyle devam etti: "Yasa çıkarmak yetmiyor. Mühim olan, kanun koyucunun iradesine uygun olarak bunların yorumlanması ve uygulanmasıdır. Bu noktada bazı sıkıntılar yaşadığımız ortadadır. Özellikle uygulamadaki farklılıklar ve bunların ortaya çıkardığı mağduriyetler bugün en önemli sorunumuzdur. Bu sıkıntıları gidermek için, tekrar yeni yasalar, yeni paketler çıkarıyoruz ya da toplumu yeni beklentiler içerisine sokuyoruz. Bizim yasama organı olarak beklentimiz, açıkça ortaya koyduğumuz irademizin iyi anlaşılması, uygulamaların ona göre yapılması, mağduriyetlerin muhakkak giderilmesi. Çağdaş hukuk anlayışı bunu gerektirir.

Erdoğan: Boynumuzun borcudur

Çiçek, sözü ilk olarak AKP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı İstanbul Milletvekili Recep T. Erdoğan'a bıraktı. Erdoğan, uzun bir 'şehitler' girizgahının ardından "Yetim kalmış çocuklara babalarını iade edecek bir kudretimiz yok ancak daha fazla çocuğun yetim kalmasını engelleyecek iradeye sahibiz" dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:
- Biz sorunlar içinde büyüdük ama çocuklarımıza sorunlarını çözmüş ya da çözüm yoluna koymuş bir Türkiye emanet etmek boynumuzun borcudur.
- Biz müdahale anayasalarıyla büyüdük ama çocuklarımıza demokratik, katılımcı, özgürlükçü, herkesi kucaklayan bir anayasa teslim etmek bizim de -bu Meclisimizin de- boynumuzun borcudur.
- Biz, acılarla büyüdük, biz terörün kararttığı hayatlara, terörün söndürdüğü ocaklara gözyaşı dökerek büyüdük ama şimdi çocuklarımıza güvenle yaşayacakları, kardeşçe yaşacakları, birbirlerine silah doğrultarak değil bir birleriyle kucaklaşarak yaşacakları bir vatan teslim etmek hepimizin boynunun borcudur.
Erdoğan, başka fidanların, başka ana kuzularının zamansız toprağa düşmesini engelleyebilmek için 23 Nisan 1920 ruhuyla, o anlayışla, o kardeşlikle ilerlemeyi kararlılıkla sürdüreceklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu: T.C.'yi silemezsiniz
CHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise uzun bir Kuvayi Milliye ve Kurtuluş Savaşı hamasetinin ardından 8 milletvekilinin halen tutuklu bulunmasını eleştirdi.
Kılıçdaroğlu, araya doldurduğu göndermelerden sonra konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu bayram özbeöz milletin bayramıdır. Onun içindir ki 23 Nisan 1920 hem zihinlerde, hem dillerde, hem de yüreklerdedir. Silmeye kimsenin ne gücü ne de cesareti yeter, tıpkı 'Türkiye Cumhuriyeti', tıpkı 'T.C.' gibi."

Bahçeli: İhlal edilmeyecek

MHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Devlet Bahçeli de 'emperyalist kuşatma' ve 'ihanet' karşılaştırmalarını sıraladıktan sonra "Ne hazindir ki Meclisimizin kuruluşundan doksan üç yıl sonra, milli birliğimiz kırılmaya, milli kimliğimiz tahrip edilmeye çalışılmaktadır. Özenle üzerinde titrememiz gereken bin yıllık derin kardeşlik hukuku, etnik fırsatçıların elinde heba edilmek istenmektedir" dedi. Buna karşılık milli değerlerden hiçbir şekilde vazgeçilmeyip ödün verilmeyeceğini kaydeden Bahçeli,  Vatanımızın bölünmez bütünlüğü, devletimizin üniter yapısı, Türk milletinin şeref, itibar ve birliği, Gazi Meclisin kırmızı çizgilerindendir ve ihlal edilemeyecektir" diye konuştu. Bahçeli, ilk Meclis'in yanlış yorumlanmamasını ve 'milliyetçi kahramanlar'ın 'dönemsel olarak kullandıkları' bazı ifadelerin terse çekilmemesini istedi.

Kışanak: Çoğulculuk 3 yıl sürdü

BDP Eşbaşkanı ve Grup Başkanlarından Siirt Milletvekili Gültan Kışanak ise kısa formel girişin ardından sözü gerçek tarih ve yaşananlara getirdi.
İlk Meclis'in çoğulculuk esasıyla oluşturulduğunu; Erzurum Kongresi’nde, Sivas Kongresi’nde, Amasya protokollerinde ve 23 Nisan 1920’de kurulan Meclis ile ve 1921 Anayasası’nda bu anlayışın görüldüğünü savunan Kışanak, 1921 Anayasası’nda siyasal birlik tanımlanırken hiçbir etnisiteye vurgu yapılmayıp temsilcilerin kendi kimlikleriyle Meclis'te yer aldıklarını hatırlattı. Üç yıl sonra bu ruh ve kapsayıcılığın 1924 Anayasası’yla yaralandığını belirten Kışanak, "Yeni cumhuriyetin önünde çoğulculuğa dayalı, demokratikleşme ve insan haklarına saygılı bir tarih yaratma fırsatı varken 'biz' kavramı teke indirgenerek 1924 Anayasası ile bu fırsat heba edildi ve cumhuriyet tarihi büyük acıların, travmaların, çatışmaların, isyanların ve katliamların yaşandığı bir tarih oldu" dedi.

Tekçi zihniyet

Tekçi zihniyet ve devlet yapılanmasının bir deli gömleği gibi tüm toplumu cendereye aldığını; eşitlik, özgürlük ve özerklik ilkelerine dayalı ortak gelecek hedefinin zedelendiğini vurgulayan Gültan Kışanak, şöyle devam etti: "Tekçi zihniyet ve inkarcılık beraberinde asimilasyon ve imhayı da getirdi. Zilan’da, Dersim’de, Sivas’ta, Kızıldere’de katliamlar yaşandı. Darbeler, derin devlet yapılanmaları, antidemokratik uygulamalar, çeteleşmeler birbirini izledi. Mamak’ta, Metris’te, Diyarbakır’da insanlık dışı işkenceler yaşandı. Cumhuriyetin demokrasiyle buluşması engellendi. Karanlık bir anlayış geleceğimizi teslim almaya çalıştı. Öyle ki 'özde vatandaş' 'sözde vatandaş' kavramları bile kullanıldı. Cumhuriyetin özde-sözde vatandaşları olmaz, eşit yurttaşları olur; bu, en temel ilke bile unutuldu. Mustafa Suphileri Karadeniz’in dalgalarına teslim eden bu karanlık anlayış Saidê Kurdî’nin fikirlerine bile tahammül göstermedi; Şeyh Said’i, Seyid Rıza’yı, Deniz Gezmiş’i dar ağacına götürerek bu ülkeye büyük bir vicdan muhasebesini, vicdan yaralanmasını yaşattı. Madımak’ta yakılan sadece insan bedeni olmadı, yakılan hasret kaldığımız kardeşlik türkülerimiz oldu."

İnsanlık mücadelesi verildi
Bütün bu politikalara karşı direnen her kesimden demokratların, özellikle Kürt halkının inkar, baskı ve asimilasyon politikalarına karşı büyük bedeller ödeyerek amansız bir demokrasi ve insanlık mücadelesi yürüttüğünün altını çizen Kışanak, ekledi: "Ezilen, ötekileştirilen, dışlanan bütün kesimlerin yürüttükleri demokrasi ve insanlık mücadelesi karşısında tekçi, otoriter, darbeci zihniyet iflas etmiştir ve kuşkusuz özgür yarınlar bu mücadelenin, bu mücadelelerin üzerine inşa edilecektir."

Tarihi fırsat

Geldiğimiz noktada tarihin yeni fırsatlar sunduğunu; cumhuriyetin kuruluşundaki kapsayıcılığın tüm renklerle birlikte yeni bir gelecek kurma konusunda ışık tuttuğunu kaydeden BDP Eşbaşkanı Kışanak, artık yok sayılan bütün kimliklerin eşitlik hukukuyla bir arada yaşayacağı demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin zamanının geldiğini vurguladı. Tarihin görevin; demokrasiyi ve barışı inşa etmek olduğunu belirten Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Barış hakkı kutsaldır, demokrasi vazgeçilmezdir. Onurlu bir barışı eşit, özgür ve ortak bir ülkenin temeli olacak demokratik adımları atarak inşa edebiliriz. Mutlaka ki hepimiz aynı olmak zorunda değiliz ama hepimiz bir diğerinin inancına, kimliğine, değerlerine saygı duyarak demokratik bir ortamda, eşitlik hukuku içerisinde, bir arada yaşayabiliriz, bir gelecek kurabiliriz."

Yeni bir anayasa

Öncelikle, demokrasi önündeki tüm engelleri kaldırarak yeni bir anayasa yapma sorumluluğuyla karşı karşıya olunduğunu dile getiren Kışanak, çoğulculuk anlayışına dayalı, demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın toplumdaki bütün renkleri birleştirecek, bir çatı altında buluşturacak güçte olacağının altını çizdi. Bu tarihi sorumluluğa sahip tüm siyasi partiler, kurumlar ve yurttaşların demokratik cumhuriyeti inşa edebilecek demokratik bir anayasa yapma görevinden kaçınamayacaklarını kaydeden Kışanak, şunları söyledi: "Yeni süreci, demokratik hakların tanındığı ve güvence altına alındığı bir aşamaya hep birlikte yürüteceğimiz demokratik, siyasal mücadele ile taşıyabiliriz. Demokratik bir ülke için kurulacak hukuk, eşitlik hukuku olacaktır. Eşitlik hukuku ile bu ülkenin köklü halklarından olan Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Süryaniler, Ermeniler, Rumlar ve ismini burada sayamadığımız tüm halklar; bu ülkenin en büyük değerlerinden olan tüm din ve inançlar; bu ülkenin siyasal zenginliği olan tüm düşünceler; yaşamı her gün elleriyle yeniden kuran, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin en önünde yürüyen kadınlar, emekçiler; umudu her daim gözlerinde ışıldayan çocuklar ve gençler; bu gökkuşağı altında hep birlikte eşit ve özgür bir gelecekte yaşayabiliriz. Yağmurda birlikte ıslandık, güneşi de hep birlikte karşılayabiliriz."
Kışanak, tutsak vekillere işaret ederek, bu kamburdan kurtulunmasını istedi.

Bayram mı?

Meclis'in açıldığı günün, aynı zamanda çocuklara armağan edildiğini anımsatan Kışanak, bu resmi formalite ile gerçeklik arasındaki tezatı da şöyle ifade etti: "Sokaklarda gece yarılarına kadar üşüyen eller bizim çocuklarımızın elleri. Ağır mesleklerde çalışan ve teninin gerçek rengini unutan bizim çocuklarımız. Cezaevlerinde geleceği elinden alınan çocuklar bizim çocuklarımız. Küçük yaşlarda evlenmeye zorlanan ve hayallerini kaybeden çocuklar bizim çocuklarımız. Ceylan Önkol, Enis Ata, Uğur Kaymaz, Serhat Eser, Serhat Encü, Mazlum Akay ve isimlerini tek tek sayamadığım devletin ihmali ya da güvenlik kuvvetlerinin kasti tutumu sonucu yaşamını yitiren 600 çocuk, bizim çocuklarımız. Onlar, oyun oynarken patlayan bombalar nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Onlar, bazen de hedef gözetilerek katledildiler. Bedenlerinde yaşlarından büyük sayıda kurşunlarla toprağa emanet edilenler de var aralarında. Hayallerini yükledikleri katırlarla cennete gidenler de. Hepsinin önünde, anaları önünde saygıyla eğiliyorum ve artık çocuklarımızı katletmeyecek bir yönetim anlayışı ve bir demokrasi anlayışı bu ülkeye gelsin diyorum."
Birleşim, konuşmaların ardından sona erdi.

ANKARA