Almanya’da 24 Eylül’de gerçekleşen seçimlerin ardından 92 milletvekili ile meclise giren aşırı sağcı AfD’nin hazım sorunu devam ederken, Avusturya’da 15 Ekim’de yapılan seçimlerde yine aşırı sağın zaferi konuşuluyor. Hem de uzun bir aradan sonra iktidar ortağı olarak. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hatırı sayılır destek bulan aşırı sağcı aday ile tartışmalar alevlenirken, şimdi de 15 Ekim’de oylarını yükselten aşırı sağın iktidar ortağı olması gündemde. Nitekim aldığı 31.5’lik oy oranıyla seçimlerin kazananı genç siyasetçi Sebastian Kurz’un partisi ÖVP, yüzde 26 oranında oy alan aşırı sağcı FPÖ ile koalisyon görüşmelerine başladı. Kurz, Noel öncesi hükümet kurmayı hedeflediklerini de belirtti. Avusturya cumhurbaşkanlığı seçimleri, aşırı sağın Avrupa’da yarattığı dalganın vahameti açısında önemliydi. Aşırı sağın direk iktidar ortağı olamasa da gösterdiği temsiliyet aslında Avrupa’da siyasetin geleceğini de sağlam çizgilerle belirliyor. Fransa’da Ulusal Cephe (FN), Hollanda’da PVV, Almanya’daki AfD, Avusturya’da FPÖ gibi örnekler aşırı sağın resmi desteğinin ete kemiğe bürünmüş tablosu.
Nitekim Avrupa’daki ekonomik krizin ardından, Ortadoğu’da devam eden savaş temelli oluşan göçler neticesinde aşırı sağ ve temsil bulduğu siyasal güç, kendi varlığını tehlike altında gören toplum için sarılacak yılan oldu. Zira Avusturya’da mültecilerin geçiş yolu olması itibarı ile aşırı sağın kullandığı en büyük argüman mültecilerdi. Keza Almanya’da da aşırı sağ oylarını yükseltmek adına yine kendileri için en güçlü argüman olan mültecileri kullandı.
Ve birçok tartışmanın ardından Alman Federal Meclisi 24 Eylül seçimlerinin ardından ilk kez 709 milletvekiliyle tarihinin en kalabalık açılışını yaptı. Bu yeni aşırı sağlı, az kadın çok erkekli, sağ ibreli yeni meclis yeni Almanya’nın da profili aynı zamanda. Meclise yeni dönemde, meclisin en kıdemli milletvekili Wolfgang Schäuble başkanlık edecek.
Diğer taraftan meclis başkan vekilliğine AfD’nin adayı ise CDU’da uzun dönem milletvekilliği yapan ve daha sonra partisinden ayrılarak AfD’nin kurucuları arasında yerini alan Albrecht Glaser idi. Glaser 3 turda da gerekli çoğunluğu alamadı, fakat AfD’nin sandalye sayısından daha fazla oy aldı. Bu durum başka partilerden milletvekillerinin de Glaser’e oy verdiği anlamına geliyor. Nitekim meclis içerisinde görünmeyen desteğin ileri zamanlarda AfD’ye nasıl yansıyacağı şimdiden merak konusu.
Aşırı sağa yönelik kamuoyu tepkileri de devam ediyor. Geçtiğimiz Pazar günü birçok oluşumdan binlerce insan meclis önünde AfD’nin meclise girişini, dolayısıyla ırkçılığı protesto etti. Fakat aşırı sağa karşı oluşan refleks seçimlerde sağ parti oylarının artışı ile kendisini gösterdi. Dolayısıyla meclise giren AfD’ye karşı daha güçlü bir muhalefetin gerekliliği kaçınılmaz.
Seçimlerin ardından oluşan yeni meclis profili ile birlikte hükümet kurma çalışmaları da sürüyor. Jamaika üçlü koalisyonu kurma çerçevesinde yapılan görüşmelerin Aralık ayı sonlarına kadar netleştirilmesi bekleniyor. Görüşmelerde bütçe, vergi düzenlemeleri, savunma politikaları, iklim, mülteci sorunu gibi temel sorunlarda görüş birliği yakalanmaya çalışılacak. Şu ana kadar görüşme halindeki partilerin uzlaşma zeminlerinde olağanüstü bir sorun göze çarpmıyor.
Almanya’da aşırı sağ, meclis kapılarından içeriye girmesi ile beraber gündelik siyasetin de bir parçası haline geldi. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte ne kadar yükseleceğini hükümet ortakları ve muhalefetin sergileyeceği performans belirleyecek. AfD’nin mecliste çalışma zeminine gerekli düzenlemelerle engeller konsa da, tabandan alacağı desteğin yükselme tehlikesini engelleyici koşullar yaratılmadıkça, alınan önlemler sembolik kalacaktır.