İnsan soyunun söylediği en eski ve en güzel dualar, qevl, beyt, stran ve kılamların direnen ruhu Şengal’a ihnet, afedilmezdir. Toprak gibi, su gibi, ateş gibi kadim halkımız Êzîdîler, zalimlerin emrinde ki katil haydutların insafına nasıl terkedilir? Hangi pazarlık, hangi siyaset, hangi beklenti bunu meşru görebilir-gösterebilir? Hangi gerekçeyle halkının katliamına, fermanına göz yumabilirsin? Değil bir, bin Kürdistan da olsa, mazlum Êzîdî halkının kanını yıkamaz, ahından kurtulmaz. Çünkü burada söz konusu olan insan soyunun, (Med mirasını günümüze kadar eksik-ziyade yaşatan) kök topluluğudur.
Sınır hesapları, siyasi pazarlıklarla harami sofrasında oturup, mazlum davası güdülmez. Êzîdîler; nice zulme- katliamlara maruz kalsa da özünden vazgeçmemiş, kendisine ait olmayan dıştan gelen dini, ideolojik, kültürel baskılara karşı en zor şartlarda direnmiştir. Çünkü bu bir Laleş inadı, bu bir Med inadı’dır! Çünkü Êzîdîler Med inadı’nın mirasıçısı-emanetçidirler. Med coğrafyasının istilacılarına yamanan feodal Kürt egemenlerinin ve bunların hizmetinde ki egemen sünni dinin, kültürel ve inançsal azınlıklar meselesinde sınıfta kaldığı, parlak bir geçmişlerinin olmadığı bilinmektedir. (Tabii ki burada samimi münevver dindarları ve temiz kalmış Kürt feodellerini ayrı tutmak lazım). Fıle, Kızılbaş, Ermeni, Êzîdî, benamaz gibi aşağılayıcı terimler yıllarca bu gerici zihniyet tarafından, bir küfür olarak kullanılmıştır. Başka aidiyetleri aşağılama gafilliği-aşağılık hastalıklı ruh hali, bu antidemoktaik bozuk zihniyet, kendisini ilerici-sosyalist olarak tanımlayan bazı örgütsel yapılarda bile, bireylere karşı farklı biçimlerde uygulanmıştır.
Kolonyalist sömürünün genel anlamda ki zulmünün yanında, birde bu yerli işbirlikçilerin acımasız zulmü, Med coğrafyası ‘azınılık’ topluluklarına çifte bir travma yaşatmıştır. Bu yüzdendir ki Êzîdîler de; Aleviler, Yaresanlar, Kakailer, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler gibi sünni Kürt egemenlere karşı güvensiz, tepkili ve mesafeli olmuşlardır. Kendilerine ait olmayan dışardan zorla kabul ettirilen, istilacı sömürücülerin inanç ve ideolojilerine dayanarak, işbirlikçi çıkarları için kendi insanını ezmek: en onursuz ve soysuzca bir zulumdur.
Başta sayın Öcalan olmak üzere, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tüm uyarılarına rağmen; Kürt Federe Yönetimi’nin tedbir almaması ve Êzîdî halkımızı haydutların insafına terketmesi, bu güvensizliğin boşuna olmadığını ispatlamıştır. Bu ihmal ve yanlış tutumlar yanında, Êzîdî inancının erkek-egemen dini hiyerarşisi de, bu mesafeli duruşu, otoritelerini korumak kaygısıyla derinleştirmişlerdir. Rojava Devrimi’nin kahraman barış gücü, bu her iki olumsuz etmenin etkisizleşmesi ve önyargıların, dedikoduların yerle bir edilerek kırılması açısından tarihsel bir rol oynamıştır. Çoğu sünni müslüman Kürt ailelerden gelen ‘Rojava Devrimci Barış Güçleri’en hızlı bir şekilde, bir an olsun tereddüt etmeden, her türlü tehlikeye açık olan şartlar altında vuruşa vuruşa, canlarını ortaya koyarak, Şengal’in imdadına yetişmişlerdir. Bu soylu direnişi itibarsızlaştırmak için en rezilce yalanlara başvuran karşı-devrimci kontra Rudaw yayınları bile, işbirlikçi gerici zihniyetin kaçışını aklıyamamış, bu utancı, bu ayıbı örtememiştir.
Vatan şairi Namık Kemal’in ‘Sayyadı beinsafa hizmetten zevk alan, ancak köpektir!’ dizesi; İngilizlerin uşağı Suudilerin himayesinde ki IŞİD haydutlarına denk düşmektedir. Ortadoğu’nun halklarının başına bela olmak için ortaya sürülen IŞİD başında ki piyon haydut, bundan kaçyıl önce Amerika tarafından serbest bırakılmış. Anlaşılıyor ki bu sahte halife İslam Devleti küresel petrol ve silah firmalarının çıkarını kollayacak. IŞİD’in gelecek saldırılarını tahmin etmek için bu firmaların bölgede ki ticari ilişkilerini yakından takip etmek önemli oluyor. Yani köpeğini bırak, sahibine bak. Prens Charles kaç ay önce Suudi-Vahabi çadırında yaptığı kılıç dansı ile IŞİD saldırılarının startı verilmiştir. Birde utanmadan rezilce televizyonlarda kurtarıcı uygar kişi pozunda demeç vermekteler. Bunların takkesi çoktan düşmüş, artık bölge ve dünya halklarını aldatamazlar. Biryandan petrol kaynaklarını talan edip kontrol altına alıyorlar, bir yandan da hemen her kesime silah satıyorlar. Yüksek bir ihtimaldır ki; yakında salgın hastalık da çıkarırlar. Yani ilaç kartelleri de milyarlarca dolarlık vurgun için sıradadır. Bu vurgundan alacağı pay için sülalesini pazara çıkaracak işbirlikçi uşak kansızlar da hazırdır.
IŞİD; Ortadoğu’nun demokratik birliği ve barış içinde birlikte yaşama umuduna karşı, dönem dönem kullanılmak üzere planlanmış, bir saldırı gücüdür. Bunların Allahı küresel petrol ve silah şirketleridir. Ama unutulmasın ki tarihin ibret-i alameti çoktur ve mazlumun ahı: zulmu, hiç ummadığı bir zamanda ve şekilde vurur. Tarih bir cilvesi olarak münafık Emevi halifesine sillesini, Eba Müslim-i Teberdar-ı Horasan eliyle nasıl çaktıysa, münafık IŞİD halifesine de, hiç kuşku götürmez, çağdaş Eba Müslimler eliyle öyle çakacaktır. Yine tarihin bir cilvesi olarak haçlı despotlarına silesini, nasıl Selahaddin-Eyubi eliyle çaktıysa, bu günde bu katil sürüsünün despot sahiplerine, çağdaş Selahaddin-i Eyubiler eliyle öyle çakacaktır. Lakin bir farkla, akıbetleri ayrı ve aynı olmayacaktır.
Med inadı!