
Medine Sözleşmesi'nden örmek veren Prof. Yıldırım, "Medine Sözleşmesi'nde, dinleri, renkleri, inançları farklı olan toplumlar aynı çatı altında, bir site devletinde bir araya geldi ve bütün kimlikler orada kendine eşit yer buldular. Rojava'nın Efrîn, Kobanê ve Cizîrî kantonlarında da aynı model uygulanıyor. Medine Sözleşmesi'nin farklı bir modeli, ruhuna yüzde yüz uygun düşen bir model. DAİŞ in Kobanê'ye saldırmasının nedenlerinden biri de bu modelin bölgeye yayılmasını engellemektir" diye konuştu.
Bünyedeki bakteriler
Yazar Nuray Mert ve Prof. Dr. Nükhet Sirman'ın değerlendirmelerinin ardından panelin ikinci bölümüne geçildi. "IŞİD'in tarihsel gelişim süreci" tartışıldığı ikinci bölümde, gazeteciler Fehim Taştekin, Mehmet Ali Çelebi ve Alptekin Dursunoğlu konuştu. Dursunoğlu, DAİŞ gibi cihadist örgütlenmelerin en önemli karekteristik özelliği için "bünyedeki bakteri" benzetmesi yaparak, "Her bünyede bakteri var ama bünyede bağışıklık sistemi güçlüyse kontrol altında tutulabiliyorlar. Bu gibi tekfirci potansiyele sahip olan gruplar her ülkede uyuyan hücreler halinde bulunuyor. Ancak ülkenin siyasi ve örgütsel yapılanmasıyla bağlantılı olarak kontrol altında tutulabiliyorlar" dedi. DAİŞ'in Irak'ta kuruluş ve seyrini özetleyen Dursunoğlu, Suriye krizinin can simidi olduğunu söyledi.
Türkiye'nin desteği
DAİŞ'in Suriye'de taban bulmasının nedenlerinden birinin, bölgede cihadizmin uluslararası aktörler tarafından desteklenmesi olduğunu vurgulayan gazeteci Fehim Taştekin, Türkiye'nin bu bölgede bulunan silahlı güçlerin mobilize edilmesi için lojistik destek verdiğini ve kapılarını sonuna kadar açtığını söyledi. Taştekin, şunları söyledi: "Suriye'de başta Esad'a karşı savaşan herkes Türkiye'nin müttefikiydi. Rojava'da kazanımları yok etmesi için IŞİD'in önünü açtı. Irak'ta rejime karşı bütün kesimleri desteklerken, Halep'te de IŞİD'e karşı savaşan grupları destekleyerek dört farklı politik refleks geliştirdi."
Gazeteci Mehmet Ali Çelebi de Kürtlerin 40 yıla yakın süredir bölgede askeri, ideolojik ve siyasal alanda örgütlendiklerini hatırlatarak, "Kürtlerin avantajı bu oldu. Kürtler 40 yıldır askeri siyasal ideolojik muazzam örgütlü bir güç haline geldi. Bu nedenle IŞİD'i durduran tek güç Kürtler oldu" dedi.
Türkiye DAİŞ'i haklı buluyor
Üçüncü oturumunda, "IŞİD'de ideoloji ve kimlik" ve "IŞİD'in toplumsallaşması" tartışıldı. Son oturumda yazar Hüda Kaya ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Seda Altuğ konuştu.
Savaş süreçlerinde en büyük mağduriyeti kadınların yaşadığını söyleyen Kaya, IŞİD'in kadına yaklaşımının, dindar olan ve olmayan bütün kadınları ilgilendirdiğini belirterek, "Bugün IŞİD, kadınları cariye pazarında alıp satabilecek bir hukuku geliştirdiyse bunu dayandığı dini argümanları kullanarak yapıyor. Sadece Türkiye'nin eğitim sisteminden yola çıkarsak bile, gerçek manada fabrikasyon faşist üreten geleneksel bir eğitim sistemi var ki, IŞİD üretiyor" diye konuştu.
Dr. Seda Altuğ da Türkiye'nin IŞİD'i otantik, Sünni bir halk ayaklanması olarak yorumladığını söyledi. Altuğ, Araplara yönelik DAİŞ saldırısına tepkisel yaklaşan Suriye Ulusal Koalisyonu'nun, Rojava'ya yönelik saldırılarına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamasının, Suriye'de DAİŞ ve Selefi yapıların büyümesinde etkisi olduğunun altını çizdi.
İSTANBUL