"Kürtler masada olmalı, PYD olmamalı…"

Davutoğlu böyle dedi.

Dedi de, dediği neye benzedi?

"Masaya bir bardak su koymalıyız, ama bardağı olmamalı…"

Çok kurnaz. Müthiş zeki. Böylece masayı Kerbela’ya çevirecek… Millet ahmak ya…Davutoğlu suyu akıtacak, deliyi baktıracak…

Türk devleti, içte ve dışta Kürdistan halkına karşı açtığı savaşta krize girdi. Bu kriz, bütün talimatlarını Saray’dan alan AKP medyasına yansıyor. Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül’ün dünkü yazısı bu krizin Saray’ın beyninde nasıl yansıdığını gözler önüne seriyor:

"Suriye üzerinden vuruluyoruz. Suriye üzerinden vuranlar sadece PKK değil, onları sahaya süren Rusya ve İran’la birlikte Türkiye’nin altmış yıllık geleneksel müttefikleridir".

ABD’den ve NATO’dan söz ediyor. Yazısında Rusya ve İran'a bir de IŞİD'i eklemiş.

Gerçekten böyle mi?

Eğer gerçekten böyleyse, "çekin kuyruğunu gitsin". Siz ölmüşünüz de ağlayanınız yok…

Buradan nasıl bir sonuç çıkarıyor Saray’ın "yeminli medyatörü"? Okuyalım:

"Bu açıdan bakılınca IŞİD’le mücadele tam bir saçmalıktır. O üçlü koalisyon ve ‘müttefiklerimiz’in IŞİD’i bize hedef göstermesi tam bir saçmalıktır."

AKP hükümeti için gerçekten de "saçmalıktır" ve öyle olduğu için de zaten ne Saray ne de hükümet böyle "saçma" bir işle uğraşmaktadır. Bravo. Büyük itiraf…

Buradan bizim de çıkaracağımız bir sonuç var:

Gerek Rusya’nın, gerekse "müttefiklerimizin" elinde, Türk devletini yönetenleri Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne kadar götürecek pek çok "savaş suçu" belgesi var. Kendileri söylediler zaten.

O nedenle, Cenevre’de kurulacak masada PYD’nin değil, AKP'nin "meşruiyete sahip" bir yeri yok. Suriye "krizinde" fiilen başrolü oynayan bir iktidarın "barış masasında" işi ne? Yüzbinlerin ölümüne, kentlerin yıkımına sebep olan bir partinin yeri "mahkeme"dir. O nedenle yol yakınken Türkiye, tıpkı vaktiyle İsmet Paşa’nın yaptığı gibi, "barış masasına" oturmak yerine, "mahkeme önüne" çıkmamak için usulca bir kenara çekilmelidir.

Bilindiği gibi Türk devleti, 2. Dünya Savaşı'nın başlangıcından 1943 Stalingrad Savaşı'nda Nazi ordusunun çöküşüne kadar Hitler Almanyasının yanında yer aldı. Ona savaş endüstrisi için stratejik öneme sahip krom ve pamuk ihraç etti. Boğaz’dan Alman denizaltılarının geçişine göz yumdu. Türk Genelkurmay heyeti, o meşhur "yer altı sığınağında" Hitler tarafından ağırlandı. Şu sıralar Putin’e karşı Erdoğan arada sırada "Kırım’ın ilhakı kırmızı çizgimiz" filan diyor ya, o zaman da İsmet Paşa’nın paşaları, o yer altı sığınağında "Kırım Tatarlarının" hamisi olarak, Kırım’ın ve bazı Türki Cumhuriyetlerinin savaş sonunda Türkiye’nin hakimiyetine verileceği günleri hayal ediyorlardı.

Olmadı. Hitler Stalingrad’da yenildi. İnönü "yedekte" beklettiği Turancıları, "istihbarat" elemanı Nazi yanlısı subayları ve bu arada Türkeş’i, Sovyet zaferi kesinleşince tutukladı. 

İsmet Paşa "kurmaydı". Uzak görüşlüydü. Şimdikilerde o feraset nerede. Sovyetlerin kendisinden hesap soracağını o anda anlamıştı ve adım adım geri çekilmeye, "Orta Asya, Kızıl Elma, Turan" numaralarını çöpe atmaya ve Nürnberg’de yargılananların kaderini paylaşmamak için yapılacak her şeyi yapmaya başladı. Sonunda "suçlu sandalyesine" de oturmadı, "barış masasının" yanına ise hiç yanaşmadı.

İnönü’nün karşısında o sıralarda kim vardı: Herkes. ABD’den Sovyetler Birliği’ne kadar "düvel-i muazzama".

Şimdi bu İbrahim Karagül’ün dediği herkes yani.

İyisi mi, henüz vakit varken, AKP hükümeti ve Saray İsmet Paşa’nın İkinci Dünya Savaşı deneyiminden dersler çıkarmaya ve şimdi yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı’nda "barış masasına" oturma heveslerini bastırıp, usulca bir kenara sıvışmaya çalışmalıdır.

Üstelik bu defa İkinci Dünya Savaşı yıllarında İran’da "denenen" Mahabat Cumhuriyeti’nin dik alası Habur Kapısı'nı zorluyor. Nusaybin’den içeriye bakıyor. Hatay’ın koltuk altında havayı kokluyor.

O nedenle siz bırakın elin adamlarıyla masaya oturma muhabbetini, kendi sınırlarınızdaki Kürtlerle yeniden masaya oturun.