
Ben mevcut sürecin sonunda masaya oturulacağını sanmıştım. Meğer öncesinde oturulmuş. Hem de resmen oturulmuş! Devlet de AKP de resmen PKK ile görüşme masasına oturmuş. Geçen hafta bir internet sitesine konan ve “PKK-MİT görüşmesi” biçiminde hala tartışılmakta olan ses kayıtları bunu gösteriyor. Yayınlananlar açıkça bir görüşmenin kaydı niteliğinde. Bu nedenle görüşmenin olup olmadığını tartışmak artık anlamsız oluyor. Niye şimdi yayınlandığı ve kimin sızdırdığı gibi sorular da pek önem arz etmiyor.
İlk yayınlanan internet sitesinin “PKK’ye yakınlığı”ndan yola çıkarak bazı çevreler “PKK’nin sızdırmış olduğunu” iddia etse de, bu sav pek mantıklı görünmüyor. Çünkü bu tür belgelerin PKK gibi bir örgütün elinde bulunması çok zordur. Herhalde sözkonusu devlet heyeti ses kayıt cihazını ortaya koyarak PKK heyetiyle masa başına oturmamıştır. Dolayısıyla bu tür şeyleri ancak işi bu olan istihbarat örgütleri yapabilir. O halde kim bilir hangi istihbarat örgütü yaptı: MİT mi, CIA mi, MOSAD mı, Norveç istihbaratı mı?
Neden şimdi yayınlandığını anlamak biraz daha kolay oluyor. Besbelliki bunu yayınlayanlar mevcut durumda bir Türk-Kürt çatışması veya TC-PKK çatışması istemiyorlar. Çünkü bu yayın mevcut çatışma ortamına yönelik açık bir müdahale anlamı taşıyor. Bir yönüyle de tüm Ortadoğu sorunlarına çare bulduğunu söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan’a “Bu da senin sorunun, al bunu da çöz” demek anlamına geliyor.
Ne olursa olsun, mevcut koşullarda böyle yayınları pek hayırsız görmemek gerekir. Bilgileri kimin sızdırdığı ve neden şimdi yayınlandığından daha önemlisi, mademki bu kadar düzenli ve sistemli görüşmeler olmuş, neredeyse her konu masaya yatırılarak tartışılmış ve müzakere aşamasına geçilmek istenmiş de sonunda ne olmuş ki bu süreç kesilmiş ve şimdiki sert çatışma süreci devreye girmiş? İşte bu soru önemli ve buranın tartışılması çözümleyicidir.
Kaldı ki kamuoyu bu tür görüşme bilgilerine pek yabancı da değil. Eskiden de zaman zaman bu tür görüşmelerin varlığı gündeme geliyordu. 12 Eylül 2010 referandumu sürecinde en çok tartışılan konu “Devlet-PKK Lideri arasındaki görüşme” olmuştu. Bunu Başbakan da inkâr etmemiş, “Hükümet görüşmez, devlet görüşür” demişti. Yine PKK Lideri Abdullah Öcalan, geçen son bir yıl içinde şimdiye kadar yapılmış görüşmeler hakkında kamuoyuna bilgi vermişti. Hatta diyalog ve tartışma sürecinin tamamlandığını, üç protokol hazırlanıp Başbakanlığa sunulduğunu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın onaylaması durumunda müzakere aşamasına geçileceğini belirtmişti.
Bu konuda PKK yönetiminin yaptığı bazı açıklamalar da olmuştu. Örneğin bu açıklamalarda PKK Lideri ile yapılan görüşmeler hakkında bilgi verilmişti. Yine “KCK’nin sözkonusu üç protokolü onayladığı” ifade edilmişti. Bütün bunlar da herhalde devlet-PKK görüşmesinin varlığına delalet ediyordu. Yoksa İmralı’da yapılan görüşmelerden PKK yöneticileri nasıl haber alacaktı? Yine İmralı’da yazılan protokolleri PKK yönetimi nasıl görecekti ki, bir de onaylasın?
Besbelliki internet sitesine konan görüşme kaydı, içeriği dışında bir önem arzetmiyor, bilinmeyen bir sırrın ifşası olmuyor. Dolayısıyla bu noktada en önemli konu, böyle bir görüşme sürecinden mevcut sert çatışma durumuna neden ve nasıl gelindiği oluyor.
Bu konuda da tarafların birbirini sorumlu tuttuğunu ve suçladığını görüyoruz. AKP PKK’yi suçluyor, PKK AKP’yi! Öyleki, suçlamada çok ağır ifadelere gidiliyor ve bu da yeni bir çatışma sürecini alevlendiriyor. Dolayısıyla sürecin nasıl tıkandığı, kim tarafından tıkatıldığı kamuoyu tarafından pek anlaşılamıyor.
AKP süreci PKK’nin tıkattığını söylüyor, PKK AKP’nin tıkattığını! AKP “PKK terörden besleniyor” diyor, aynı şeyi PKK de AKP için söylüyor. Son dönemlerde başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’lilerin çok sert ve saldırgan bir dil kullandığı açıkça görülüyor: “Savaşı PKK’nin başlattığını, aynı dilden karşılık verileceğini, terörün bitirileceğini, köklerinin kazınacağını, PKK’nin artık kendilerinden iyi niyet ve anlayış beklememesini, vs.” söylüyorlar.
Buna karşı PKK de süreci anlatarak cevap veriyor: “Diyaloğun uzun süredir devam ettiğini, barışçıl çözümün müzakere zemini için protokollerin hazırlandığını, kendilerinin bu protokolleri onayladıklarını, dolayısıyla barışçıl-siyasi çözüme hazır olduklarını, fakat AKP hükümetinin sözkonusu protokolleri onaylamadığını, dolayısıyla müzakere sürecini engelleyip görüşmeleri bitirdiğini, böylece savaşın başlatıcısı olduğunu, vs.” belirtiyorlar.
Kuşkusuz dışarda olanlar açısından sözkonusu görüşmelerin kesilmesine yol açan somut nedenleri tam ve ayrıntılı bilmek zordur. Fakat belliki sistemli çalışma ve yoğun tartışmalara rağmen taraflar anlaşma noktasına gelememiş, görüş ayrılıklarını giderememişlerdir. Burada sözkonusu görüş ayrılıklarını bulmak ve onları giderici tartışma içinde olmak elbette önemlidir.
Öncelikle şunu belirtelim ki, şoven-milliyetçi basının olup bitenlerden PKK’yi sorumlu tutarak hemen PKK’yi suçlaması haksızlıktır. Herhalde PKK yöneticileri, devlet heyetiyle ve hem de defalarca süs olsun diye bir araya gelmemiş ve uzun uzun tartışmamıştır. Burada ciddi, tutarlı ve anlaşabilirlerse barışçıl-siyasi çözüm isteyen bir tutumun varlığı ortadadır. Herkesin bunu görmesi ve saygılı yaklaşmayı bilmesi gerekir.
Diğer yandan, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Bizden artık iyi niyet ve anlayış beklemesinler” sözünü sık sık tekrarlaması pek anlamlı değildir. Çünkü buna PKK’nin cevabı da, “Eğer iyi niyet ve anlayış İmralı tecridiyse, üçbin siyasetçinin tutuklanmasıysa, askeri operasyonlarsa, polis terörüyse, Kürtlere karşı herkesle ittifak yapmaksa, açlık, susuzluk, ölüm, yoksulluk, asimilasyon, kimliksizlikse, o halde biz bu iyi niyet ve anlayışı istemiyoruz” olmaktadır. Devlet ve hükümet olarak AKP’nin yaptıklarına dönüp bakması yararlı olur.
Başbakan ve AKP yöneticileri bir de söz ve anlayışlarına bakmalıdır. Kürtleri sadece “PKK’ye karşı mücadeleye” çağırırken hatırlamaktadırlar. Dahası “Kürt vatandaşlarım” bile diyememektedirler. Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan itinayla hep “Kürt kökenli vatandaşlarım” demektedir. Yani şimdi Kürt değil, köken olarak Kürt! O halde peki şimdi ne? Besbelliki Türk! Yani köken olarak Kürt, ama şimdi artık Türk! Peki nasıl Türk oldu? Besbelliki asimile edilerek! Başbakan Tayyip Erdoğan ne derse desin, zihniyet ve politika olarak Kürt gerçeği karşısında Silivri’de yargılanan “Ergenekoncular”dan pek farklı değildir. Eskiden onlar hiç Kürt demiyorlardı, fakat artık onlar da “Kürt kökenli vatandaşlar” diyorlar. O halde arada ne fark kaldı? Hani AKP inkarcılığı kaldırmıştı, hani asimilasyonu durdurmuştu, hani Kürt kimliği kabul edilmişti?
Besbelliki bunların hiçbirisi yapılmamıştır. AKP halen Kürt gerçeğini, Kürt varlığını, Kürt kimliğini, Kürt halkını kabul etmemektedir. Kürtleri geçmişte olan, ama bugün olmayan bir toplum olarak görmektedir. “Kürt yok, Türk var” demektedir. Ama operasyon yapılmak istenen sınırın öte yüzünde Kürt var, Kürdistan var, Kürdistan Bölge Yönetimi var. Oradaki Kürtler varken, buradakilere “Siz yoksunuz, Türk olmuşsunuz” nasıl denebilir? Bu durum nasıl kabul ettirilebilir?
Bütün bunları niçin böyle uzun uzun yazmak zorunda kaldık. İşte devlet-PKK görüşmelerinin neden kesilmiş olabileceğini biraz anlamak için! AKP hükümeti ve devlet bu zihniyette oldukça hangi Kürt sorununu çözecek? Kürt halkının varlığını ve kimliğini kabul etmeyen Kürt sorununu çözebilir mi? Besbelliki çözemez! Zaten çözemiyor da. Ergenekoncular da çözemedi, AKP de çözemiyor. Bu zihniyet değişmedikçe de asla çözemez. Sorunu çözemeyecek bir güç de herhalde müzakere yapamaz. AKP gibi!..