Dünyanın dört bir yanından gelip Rojava sahasında gericiliğe ve faşizme karşı savaşanların ataları, bundan 79 yıl önce İspanya'da Frankist ordulara karşı İspanya halkının savunmasında yer almışlardı. O gün İberya Yarımadası'nda yarıda kalan bir devrim, faşizmle ertelenen bir hesaplaşma, bugün Mezopotamya'nın kadim topraklarında gerçekleşiyor.
İkinci Dünya Savaşı'na az bir süre kalmıştı. Bugünkü Ortadoğu'ya benzer bir atmosfer, Avrupa kıtasını kasıp kavuruyordu. Portekiz'de Salazar, Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini faşizmi iş başındaydı.
İspanya'da ise durum farklıydı. Saint-Sebastien Paktı çerçevesinde bir araya gelen ve Frente Popular şemsiyesi altında birleşen işçi sendikaları, Cumhuriyetçiler, Özerk Katalonya, sosyalistler, belediye seçimlerini kazanmış, iktidara yürüyorlardı. Nitekim 16 Şubat 1936'da yapılan genel seçimlerde Manuel Azaña önderliğindeki Halk Cephesi, ezici bir çoğunlukla seçimi kazandı ve monarşiyi askıya alıp II. Cumhuriyeti ilan etti.
Etrafı faşist kalelerle çevrili ve halkın söz sahibi olduğu bu genç Cumhuriyet'e karşı senaryolar hemen yürürlüğe konuldu. 17 ve 18 Haziran 1936'da, İspanyol Ordusu'nda general olan Francisco Franco arkasında toplanan ordu, zenginler, Kilise ve faşistler, Cumhuriyetçileri yıkmak için harekete geçti. Kısa sürede Navarre, Castille-et-León, Galice, Batı Andalousie, Grandes villes d'Aragon'u ele geçirdiler. Cumhuriyetçiler ise Katalonya bölgesi, Madrid, Guipúzcoa, Biscaye, Asturies ve Levant'ı savunuyorlardı.
İspanya fiilen ikiye bölünmüştü. İki cephe arasında bir denge söz konusuydu. Fakat kısa bir süre sonra Avrupa faşizmi açık bir şekilde Franco'ya desteğini ilan etti. Ülkenin batı komşusu olan Portekiz, cepheye 20 bin, Almanya 10 bin, İtalya 10 bin asker ve sayısız miktarda silah, mühimmat gönderdi. Bu takviyelerden sonra savaşın yönü değişti. Frankist ordular Madrid'in üzerine yürümeye başladılar. Faşist dayanışmaya karşı İspanya halkı yalnızdı. Uluslararası alanda hiçbir destek gelmiyordu.
İşte bu manzara karşısında kadın-erkek, aydın, akademisyen, öğrenci, işçi, binlerce devrimci faşizmin önüne geçmek için İspanya'ya akın etmeye başladılar. İlk başta Fransızlar illegal yollardan Pyrénées bölgesinden sınırları aşarak İspanyol halkının imdadına koştu. Onları diğer Avrupa ülkelerindeki halklar takip etti. Bir süre sonra enternasyonalist dayanışma Avrupa sınırlarını aştı ve dünyanın diğer kıtalarından devrimciler, İspanya'ya ulaşmak için yollara koyuldu. Amerika, Küba, Meksika, Kanada başta olmak üzere toplam 53 ülkeden insanlar, İspanya halkına destek için cepheye koştu. Hatta bunların içinde Çin'den gelenler bile vardı.
1936-1938 yılları arasında 32 ile 35 bin arası savaşçı, "Enternasyonal Tugaylar" amblemi altında dokuz cephede Frankist ordulara karşı savaştı ve 15 binden fazla enternasyonalist hayatını kaybetti. Jarma cephesinde tugaylar olağanüstü bir direnişle Franco ordularını durdurmayı başardı. Aragon savunmasında düşman askerlerine karşı göğüs göğüse günlerce çarpıştılar. En uzun süreni Madrid cephesi oldu, kanlarının son damlasına kadar şehri savundular.
1938'de Ebre cephesindeki çarpışmalardan sonra direnişçiler, birçok cephede geriledi. İspanyol hükümeti son iki yıldır çok kötü bir ambargo altındaydı ve üzerindeki baskı giderek artıyordu. Uygulanan ambargo yüzünden bütün cephelerde cephaneler tükenmek üzereydi, şehirlerde sivil halk zor durumdaydı. Bu ambargoyu kırmak için İspanyol hükümeti, Juan Negrin'in başkanlığında Fransa ve İngiltere ile görüşmelere başladı. Bu ülkelerin birinci talebi, "Enternasyonal Tugaylar'ın dağıtılması" oldu. Juan Negrin için başka bir çıkış yolu yoktu ve bu talebi kabul etmek zorunda kaldı.
Enternasyonalistler, en son 23 Eylül 1938 günü İspanya halkının savunması için Frankist ordulara karşı savaştı. Daha sonra, 27 Kasım 1938'de İspanya topraklarında savaşanlar Valence'de, Katalonya'da savaşanlar Barcelona'da toplandı ve törenle topluca silah bıraktılar. Valence'daki tören çok görkemli geçti. 14-Avril Caddesi'ndeki resmi geçidi 300 binden fazla kişi izledi. Cumhurbaşkanı Manuel Azana, Başbakan Juan Negrin, General Vicente Rojo Lluch de töreni izleyenler arasındaydı.
Silah bırakmadan sonra birçok enternasyonalist savaşçı kendi ülkesine geri döndü. Almanya ve İtalya gibi faşist diktatörlerle yönetilen ülkelerden gelenler ise İspanya'da kalmayı tercih ettiler ve İspanya Halk Ordusu içinde Frankist ordulara karşı savaşmaya devam ettiler.
Enternasyonalistlerin İspanya'dan ayrılmasıyla durum daha da kötüleşti. Direnişçiler kısa sürede birçok cephede kaybetti. 1939'da, son mevzileri olan Katalonya toprakları da Frankist orduların eline geçti. Geride kalan direnişçiler, 450 bin kadar İspanyol ile birlikte Fransa'ya geçmek zorunda kaldı.
İspanya halkı ve enternasyonalistler faşizme karşı iki yıl kahramanca savaştı ve insanlığa önemli bir direniş ve dayanışma mirası bıraktı. Fakat uluslar arası kapitalistler tercihlerini bu insanlık direnişinden yana değil de Nazi faşizminden yana koydu. Ne Fransa'dan, ne İngiltere'den, ne de Amerika'dan hiçbir yardım gelmedi ve direniş o gün orada kırıldı.
Yıllar sonra, İspanya topraklarından uzak Rojava'da, aynı faşizm ve destekçilerine karşı çetin bir savaş yürütülüyor ve yine enternasyonalistler yollara düşmüş durumda. İberya Yarımadası'nda başlayan enternasyonal yürüyüş, Mezopotamya topraklarında insanlığın umudu oluyor.