Bu davet, beni, 1960’lı yıllardan itibaren plaklarından tanıdığım en yaygın ve saygın bir Kürt sesine, başka bir deyişle benim hüzünlü Kürt efsaneme götürecekti. Kimi zaman şakrak, ama çoğu kez buğulu bir Kürt kadın dengbêji ve stranbêji olarak kazınmıştı hafızama, beynime ve yüreğime Ayşe Şan…
İzmir’de aklıma ilk gelen insan, o tarihlerde de Alevi hareketiyle ilgilenen, şimdiki Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel olmuştu. Kendisiyle görüştükten hemen sonra, Ayşe Şan’ın telefonunu sağlamış ve bana iletmişti. Kendisiyle görüşüp, arkadaşların talebini ilettiğimde, yine buğulu bir sesle hatırlanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmiş, ancak sağlık nedenleriyle seyahat edemeyeceğini; istenirse kızının kendi yerine gidebileceğini söylemişti. Ben de, Kürt müziğine, özellikle de Kürt müziği üzerindeki yasağın delinmesinde yaptığı katkıdan dolayı kendisine teşekkür etmiş ve öylece vedalaşmıştık. Bu mesajını da, yakınım olan Memo Şahin’e iletmiştim. Bu görüşme, Ayşe Şan’la olan ilk ve son görüşmemiz olmuştu.
Ayşe Şan’ı aradığımda, köylülerimizin 1950’li yıllardan itibaren “kaçak“ olarak dinledikleri Erivan ve Bağdat radyolarının Kürt kadın sesleri, 1960’lı yıllarda Ankara’daki akrabalarımdan Şükrü ve Haydar Bayrak’ın evlerinde dinlediğim 45’lik plakları geldi aklıma. Kürt müziğinin yasak olduğu o yıllarda Ayşe Şan, Kürtçe plaklar yaptığı gibi, birçok tanınmış sanatçıyla konserler de veriyordu.
Ankara Radyosu’nun tanınmış halk müziği sanatçılarından Nezahat Bayram, Ayşe Şan’la ilgili bir anısını şöyle anlatıyor:
“Yakın bir dostluğumuz vardı. Ben ve Ayşe Şan, aynı şirkette plaklar yapıyorduk. O zamanlar sürekli görüşürdük. Ayşe Şan ile beraber sayısız konserler verdik. Sevilen bir sesti… O, konservatuvarlı olmamasına rağmen, pekçok konservatuvarlı sanatçının okuyamadığı türküleri çok rahat ve düzgün bir şekilde okurdu… Sadece Türkçe okumazdı. Kürtçe, Farsça, Arapça ve Rum türkülerini de çok güzel yorumluyordu…” (Özgür Utuş: Ayşe Şan/ Efsane Unutulmadı, Berfin Dergisi, Sayı:5/ 2008).
Nezahat Bayram, Ayşe Şan’la ilgili bir ilginç anekdodu da şöyle paylaşıyor:
“Yine kalabalık bir sanatçı kadrosuyla, Türk ve Yunan sanatçılarla ortak bir konser verecektik. Konser alanına ben ve Ayşe Şan aynı arabayla gittik. Yolculuğumuz süresince, Ayşe Şan bir şeyler ezberliyordu… Merak ettim, sordum: “Ayşe, ne ezberliyorsun böyle, yoksa yeni bir türkü mü derledin?” Ayşe Şan ise bana; “Yok Naze, konser vereceğimiz yerde Yunanlılar da olacakmış, mahcup olmayayım diye bir Rum halk türküsünü ezberliyorum” dedi. Ezberlediği türküyü konserinde okudu… Çok büyük alkış almıştı…Dönemin Yunan Belediye Başkanı, sahneye gelerek Ayşe Şan’ı tebrik etmişti… Ayşe Şan için türkülerin dini, dili, ırkı yoktu… Sanatında hiç bir zaman ayrım yapmazdı.. Bütün türküleri severek ve hakkını vererek okurdu…” (Agy)
Nezahat Bayram’ın aktardığı bu anekdottan da anlıyoruz ki, Ayşe Şan, salt Türkiye’de Kürtçe plak çıkaran ilk kadın sanatçı değil; aynı zamanda birkaç dilde şarkı okuyan bir milletlerarası sanat elçisidir…
Görüşmemizden birkaç yıl sonra 18 Aralık 1996’da Hakka yürüyen Ayşe Şan, kendisini dinleme ve onunla Kürt kültür dünyasına yolculuk etme bahtiyarlığına ulaşan nice Kürt için bir “Yıldız“ konumundaydı. Bu nedenle, Kürt aydınlarından Av. Osman Aydın, ölümü üzerine kaleme aldığı bir yazıyı, haklı olarak “Bir Yıldız Kaydı…” başlığıyla veriyordu (Hevi gaz. Sayı:13/1997).
Aydın, binbir zorluklardan süzülüp gelmiş ve acılı büyük yaşamlar paylaşmış nice Kürt sanatçı gibi Ayşe Şan’ın yoksulluk ve yoksunluk için yaşama veda ettiğini hayıflanarak dile getirirken; bu yazıdan esinlenen Türkiye’deki ilk Kürt müzik topluluklarından Koma Dengê Azadî’nin erkek sanatçılarından, Ayşe Şan gibi Diyarbekirli Gani Cansever de, “Dert Derdi Açarmış” konulu bir yazıyla onu yeniden anıyor ve kendisine eşlik ettiği bir Diyarbekir konserine ilişkin ilginç bir anısını aktarıyor. İki günlük birliktelikten kaynaklanan bu uzunca anının yalnızca bir kesitini vermekle yetinelim:
“Ayşe Şan’la hemen provalara geçtik. Ona, türkülerini nasıl tanıdığımı göstermek için, meşhur (Delalê Lorke) türküsüne başladım. Tonunu da iyi yakaladığımı duyunca, kendisine çok yakışan altın dişlerini göstererek tatlı tatlı güldü ve hemen başladı:
Ali Paşa mahallesinde, delalê lorke/ Lorke oynar güzel kızlar, xanimê lorke/ Ez qurbana gulya sorkê, delalê lorke. (…)
Genel bir şark zenginliği sesiyle, küçük egzersizler yaparak odanın içinde volta atarken, birden, hiç sazı beklemeden bir Mahzuni türküsüne girdi:
Hudey, Hudey Hür aşkına/ Yol verin gitsin şaşkına/ Adaletsiz padişahın/ Canavar girsin köşküne…
Şaşırmıştım. Şaşkınlığımı hemen anlamış ve gelip saçlarımı okşamıştı. Onun böyle toplumsal konularda gönderme yapan türküler okuduğunu hiç duymamıştım. Çok sevinmiş, coşmuştum. (…)
Bu kısa provadan sonra konser başladı. Hiç ara vermeden iki saat süren bir konser verdi. Dinleyici kalkıp, kalkıp oturuyordu. Coşkulu bir konser olmuştu.” (Hevi gaz. Sayı:18/ 1997).
Hemen belirtelim ki, çoğu kimsenin anlamadan okuduğu bu Mahzuni türküsünde geçen “Hür” kavramı, Kerbela olayında öleceğini bile bile Hz. Hüseyin’in safına geçen ve Alevi literatüründe “Hür Şehit” olarak nitelendirilen kişidir, yoksa salt “hür” kavramı değil.
Bugün klasik haline gelmiş birçok önemli Kürt şarkısını müzik folkloruna kazandıran Ayşe Şan, özellikle Kürt müziğinin yasaklı olduğu dönemlerde okuduğu Kürtçe-Türkçe karışık şarkılarla, Türk dinleyiciler arasında da yaygın bir isimdi. Özellikle, Kürt yoğunluklu illerle Türkiye metropol şehirleri arasında çalışan yolcu otobüslerinde adeta bir “müzik köprüsü” görevi yapıyordu… Halk arasında popülerleşmiş en yaygın şarkılarından biri, sözleri Aşık Şenlik’e ait “Sallana sallana tu ji wir da hatî/ Aşkın ateşinden dilê min ketî/ Dilber söz vermiştin tu çima nehatî/ Yabancı değilem kurê xalê te me” dizeleriyle başlayan Kürtçe-Türkçe karışık şarkıydı.
“Sözlü tarih”, bilimsel literatürde “Geçmişin Sesi” olarak kabul ediliyor ve çeşitli çalışmalara konu oluyor. Sözlü tarihin omurgasını da, kuşkusuz halkın manzum-lirik destanları oluşturuyor. Özellikle Kürt edebiyatı, sözlü tarihin ana damarını oluşturan manzum-lirik ürünler açısından son derece zengindir. 3 ciltlik Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları (Özge yay. Ank. 2002) konulu inceleme-antoloji çalışmama, şarkıları notalayarak katkıda bulunan Zozan Ozmanian’ın çevirisi çalışmamızda da yer alan master tezinde bu türden onlarca manzum-lirik destana yer veriliyor ki, bunların birçoğu da kadınlardan derlenmiştir.
Günümüzde, Kürt kültürüyle kadın arasında güçlü bir bağ bulunduğu, hemen herkesçe kabul ediliyor. Bu nedenle de, birçok kadın ya da erkek araştırmacı, stranın kadınla başladığını, dengbêjlik geleneğini kadınların yarattığını ve onların omzunda yürüdüğünü söylemektedirler ki, buna katılmamak mümkün değil… Her şey bir yana, anadilin korunmasının ve yaşatılmasının kadınlar yoluyla gerçekleştiğini bilmeyen var mı?.. Zaten, devletin gizli belgeleri bile özellikle bu hususa vurgu yapıyor. Öyleyse, başta bin yıl öncesinden günümüze uzanan Yaresan kadın aşıklar olmak üzere, Kürt kültürüne katkı sunan tüm kadınlara ve bunun güçlü temsilcisi Ayşe Şan’a selam olsun…
MEHMET BAYRAK: Benim hüzünlü Kürt efsanem Ayşe Şan