Antalya’da 19 yaşındaki Mehmet Ayık adlı genç, PKK’nin öncü kadrolarının 14 Temmuz 1982’de Diyarbakır Askeri Cezaevi’ndeki işkencelere karşı başlattığı ölüm orucunun yıldönümünde bedenini ateşe verdi. Kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Mehmet Ayık’ın annesi Hülya Ayık, „Sahip çıkın şehidime, O’nu size emanet ediyorum“ diyerek, savaşın bitmesi ve akan kanın durması için herkese sesleniyor.
Mehmet Ayık’ın, Amed’de toprağa verilmesinin ardından kurulan taziye evinde gelenleri karşılayan Hülya Ana, 36 yaşında gencecik bir kadın. Kendisi de Amed Farqîn (Silvan) nüfusuna kayıtlı olan Hülya Ana’nın 4 çocuğu olmuş.
Taziye evine gelenleri dimdik ayakta karşılarken, genç yaşta „şehit“ anası olmanın acısını oğlunun eylemine saygısından içine atan Hülya Ana, gözünden tek damla yaş akıtmadan tutuyor yasını. Oğluna verdiği sözü tuttuğunu, başını önüne eğdirmediğini söyleyen Hülya Ana, kesk û sor û zer bayraklarla, zılgıtlar çekerek uğurlamış oğlunu. Mehmet Ayık’ın eylemiyle kahramanlık ve cesaret sergilediğini, Kürt halkı için kendini feda ettiğini söyleyen Hülya Ana, „O artık benim şehidim, benim evladım olmaktan çıktı. O Kürdistan toprağına, Kürt halkına malolmuş bir şehit, bir kahramandır. O’nu size emanet edip, gideceğim ben“ diye devam ediyordu.

‘Dağda arkadaşlara yük olurum’
19 yaşındaki Mehmet’in gözlerinde kayma sorunu olduğu için gözlük kullandığını ve ameliyat olmak için 25 yaşını beklediğini anlatan Hülya Ana, gözlüğünden dolayı „dağda arkadaşlara yük olurum“ diyen Mehmet’in, ameliyattan sonra dağa gitmesine izin verdiğini anlatıyor. Davul zurna ile O’nu dağa göndereceğini söylediğinde ise sevincinden annesine sarılan Mehmet’in gözlüklü haliyle bile gidebileceğini, ama böyle bir eyleme kalkışacağını hiç düşünmemiş Hülya Ana. Mehmet’in sabahlara kadar okuyan, araştırma yapan bir çocuk olduğunu ve sürekli sorular sorduğunu anlatan annesi, özellikle Mazlum Doğan’ı çok sorduğunu belirtiyor. „Mazlum Doğan olmak herkesin harcı değil“ diyen Mehmet, biri yanında Kürtlerle ilgili olumsuz konuştuğunda ise kıyameti koparırmış.
Mehmet’in partiye fazla gitmediğini, sadece aktivitelere katıldığını anlatan Hülya Ana, oğlunun yüreğinde sevdasını çoğalttığını ve volkanlaştırdığını belirtiyor. Mehmet’in çok inatçı ve kararlı bir çocuk olduğunu söyleyen Hülya Ana, oğlunun bedenini tutuşturduğunda yaşananları da öğrenmiş sonradan. Arkadaşlarına kendini yakacağını söyleyerek işyerinden ayrılan Mehmet, bir banka oturarak 1 lt ispirtoyu üstüne boşalttıktan sonra, bedenini tutuşturuyor. Çevredekilerin müdahalesine izin vermemek için ayağa kalkan Mehmet, vücudunun yüzde 90’ı yanmış halde hastaneye yetiştiriliyor. Mehmet’in 8 gün hastanede yaşaması ise doktorları bile şoke etmiş. Nitekim „vücudunun yüzde 50’si yanan bir insan 24 saat yaşayamaz“ demişler.

Son nefesine kadar direndi

Solunum yolu, damarları ve bütün organları yanan Mehmet’in 8 gün boyunca yaşayarak direnişine devam ettiğini belirten Hülya Ana, „Bu topraklara, halkına olan aşkı ve sevdası o kadar büyükmüş ki, bedenini ateşe vermekle yetinmedi, son nefesine kadar direnişini devam ettirdi“ şeklinde ifade ediyor bu durumu.
Hastanedeyken hiç kendisine gelemeyen ve konuşmayan Mehmet, giderken annesiyle vedalaşmış. Hastane koridorlarındaki yarım uykusunda Mehmet’in „Annem şehit düşüyorum haberin olsun“ diyen sesini duyarak uyanan Hülya Ana, birkaç saat sonra Mehmet’in ölüm haberini aldığını anlatıyor.

‘Gözyaşı dökmeyeceğim’

Mehmet hayatını kaybettiği anda oğluna söz verdiğini ve eşiyle birlikte „Şehid namirin“ sloganlarıyla hastaneden ayrıldıklarını anlatan Hülya Ana, Mehmet’i toprağa vermek için düşüyor Amed yollarına. Oğluna verdiği sözü, „Ben evladıma söz verdim. O bu cesareti göstermişse, halkına olan bağlılığını, sevdasını bu kadar yüceltmişse, ben de O’na layık olacağım. Tek bir gözyaşı dökmeyeceğim, zılgıtlar çalacağım. O’nu istediği topraklarda, kahramanların arasına gömeceğim“ sözleriyle anlatıyor Hülya Ana.
Hastanedeyken oğlunun fotoğraflarını çeken Hülya Ana, bütün dünya medyasına bu fotoğrafları göndereceğini anlatırken, „Yeter artık duysunlar bu bedenlerin sesini“ diye isyan ediyor. „Hangi halkta Kürt halkı gibi bedeninden vazgeçecek kadar cesur insan var“ diye soran Hülya Ana, Kürt halkının sesini Mehmet’in fotoğraflarıyla bir kez daha duyuracağını anlatıyor.

Asker annelerine çağrı
„Yeter artık askerler de bizim evlatlarımız, gerillalar da. Kimi kime öldürtüyorlar. Bu savaşı, bu vahşeti nereye kadar sürdürecekler“ diye isyan eden Hülya Ana, Türk Başbakan Erdoğan’a şöyle sesleniyor: „Ey Erdoğan sen mi büyüksün, ben mi? Sen mi zenginsin, ben mi? Tabii ki ben. Siz cebiniz için çalışıyorsunuz, yaşıyorsunuz. Ama biz, onurumuz için yaşıyoruz. Dilimiz, kimliğimiz için. Artık yeter! Bu gencecik bedenleri kara toprağa vereceğimize, düğünlerini görelim. Analar nereye kadar ağlayacak?“
Asker analarına da seslenen Hülya Ana, elele vererek bu kanı durdurma çağrısı yapıyor: „Mehmet daha 19 yaşındaydı, hiçbir şey yaşamamıştı, tıpkı diğer gencecik ölenler gibi. Olan senin benim gibi garibana oluyor. Elele verelim; nice Mehmetler, nice Evrimler, nice askerler ölmesin. Bu kanı durduralım.“


BETÜL KILIÇ