Kürtler bir yıllı daha anadilde eğitimsiz, anadilde savunmasız, anadilde statüsüz, anadilde kimliksiz geçirdi. Kürtler 2013 yılında da 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü Kürt dili üzerinde var olan baskı ve yasaklarla karşılıyorlar. Onun içindir ki 21 Şubat gününü mutluluk çoşkusu ile kutlayamıyorlar. Anadile ilişkin istemlerini alanlarda eylem ve etkinliklerle egemenlerine ve bütün dünyaya iletmeye çalışıyorlar. Bundan dolayi 21 Şubat günü Kürtler için anadil teleplerinin dillendirildiği eylem ve etkinlik günüdür.

Birinci dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı devletinin enkazı üzerine “Kurulacak yeni devlet de Kürt-Türk eşit haklara sahip olacak” şeklindeki sözler üzerine Kürtler Mustafa Kemal ile üçüncü stratejik itifak için anlaştılar. Bu stratejik itifak sonucunda Kürtler ile Türkler beraber emperyalizme karşı savaştılar ve yeni cumhuriyeti kurma başarısını elde ettiler. Yeni cumhuriyetin ilk anayasasında, Kürtlere verilen otonomi ile kısmen de olsa verilen sözler tutulmuştu. Kürtlere şirin görünme çabası 24 Temmuz 1923 gününe kadar, yani Lozan Antlaşması’nın imzalanmasına kadar sürdü. Lozan Antlaşması, yeni Türkıye Cumhuriyeti’nin uluslararasındaki varlığının resmi tescili idi. Dolayısı ile varlığını tescil ettikten sonra gerçek yüzünü gizleyerek Kürtlere şirin görünme ihtiyacı da kalmıyordu. Lozan antlaşmasının hemen ertesinde 1924 Anayasası Kürtlere daha önce verilen sözlerden ve 1921 Anayasası’nda verilen haklarından arındırılır.
1924 Anayasası, R.Tayyip Erdoğan’ın sık sık dillendirdiği gibi, tek milet, tek dil, tek bayrak zihniyeti üzerine oturtulur. 1924 Anayasası’dan sonra artık Kürtler ve Kürtlere ilişkin hiç birşey yoktur. İnkar, imha ve eriterek yok etmenin her türlü yol ve yöntemi denenir. Dilleri yasaktır, kültürleri yasaktır, isimleri yasaktır. Yerleşim yerleri, bütün dağ, ova, dere ve nehir isimlerine, ağaç isimleri, bütün bitki isimlerine kadar her şey yasaktır. Binlerce yıllık isimler birden değiştirilir.
Kürtler bu inkar ve imha politikasına onlarca isyanla cevap verdiler. Ne yazık ki her isyanın bedeli bir öncekine göre kat be kat ağır oldu. Her isyanın sonunda en acımasız katliamlar, sürgünler, insanlık dışı uygulamalarla yüzyüze kaldılar. Özelikle son kale olarak görülen Dersim’in 1937-38’de, en acımasız katliam yöntemleri ile teslim alınmasıyla Kürtler için en karanlık dönem başlamış olur. Kürt ve Kürde ilişkin bütün değerlerin ve binlerce yıllık kültürel mirasının yok edilme süreci resmi olarak başlamış olur. Kürtçenin dili dağlı ve yabani Türklerin dili olarak, Kürtlerin de karda yürürken ‘kart-kurt seslerinden Kürt olan Türkler olarak tanımlandığı süreç başlamış olur. Bu yalanlar sistemine zemin kazandırmak için, ne yazık ki bu ülkede ünvanı ‘profesör’ olan ve ‘akademisyen’ diye geçinenlere aydın kisvesi adı altında yalan yanlış bilgilerle binlerce makale ve kitap yazdırıldı.

Değersizleştirme dilde başlatıldı


Bir ulusu, kimliği, maddi ve manevi moral değerleri, tarihi mirasından uzaklaştırmanın yegane yolu, o ulusun dilini değersizleştirmekten, kendi egemen dilini ona benimseterek o toplumu kendi anadilinden uzaklaştırmaktan geçer. Egemenler bu gerçeği bildikleri için ilk önce egemenlikleri altına aldıkları ulusların dillerini değersizleştirerek işe başlarlar. Eğer bir toplum için egemen dili anadilden daha tatlı (isteyerek kullanma) hale gelmiş ise, egemen amacına ulaşmış demektir. Dêrsim direnişinin kırılmasından sonra Türk devleti de aynı yöntemi devreye koyar. Kürt diline yaşam alanı bırakmaz. Bu devlet içinde bir lokma ekmek kazanmanın yegane yolu Türkçe öğrenmekten geçer.
Türk devleti asimilasyon politikasını o kadar acımasız hale getirir ki, her Kürtçe kelime başına Kürtlere ceza kesilmeye başlanılır. Bu acımasız politikalarla Kürtlerin kendinden, dili, kültürü ve kimliğinden utanması ve nefret edecek duruma getirilmesi amaçlanır. Özellikle Dersim direnişinden 1959 yılına kadarki süreçte Kürt ve Kürtlüğe ilişkin herşeyi yok etme politikası en katı haliyle sürdürüldü. Sadece Kürt sözcüğünü telaffuz etmek bile çok ağır bedeller gerektirirdi. Bu da yetmezmiş gibi serhildanlar sürecinde zoraki, sonraki süreçlerde de çeşitli ince politikalarla Kürtler, topraklarından, yurtlarından göçertildi. Amaç; Kürdistanı Kürtsüzleştirmek, Kürtleri Türk metropollerine serpiştirerek eritmektir.

1959 yılında Apê Musa’nın Amed’in yerel gazetesi olan Yeni Yurt gazetesine “Qimil” adıyla bir şiir yazması ile Türkiye’de yeniden taşlar yerinden oynamaya başlar. Bu şiirle devletin bütün kudreti yerle bir olur. Devletin yönetim erkanı herşeyin sanıldığı gibi olmadığını, Kürtleri yok edemedikleri gibi dillerini de unuturamadıklarını görürler. Bu tespit onlar için kıyamete eşdeğerdir. Onun içindir ki Apê Musa ve arkadaşlarına en acımasız yöntemlerle yönelirler. İdam etmek için O’nu ve 49 Kürt aydınını tutuklarlar. Fakat onları idam için tutuklayan Adnan Menderes ve arkadaşları onlardan önce idam edilir.
 Apê Musa’nın bu şiirsel çıkışı, Kürt uyanışı kadar Kürt dilinin varlığı için de önemli bir basamak teşkil eder. 1960 askeri darbesinden sonra örgütlenme zemini yakalayan Kürt aydın ve  gençliği de devletin asimilasyoncu politikalarının etkisinden kurtulamaz. Türk devleti, asimilasyoncu politikalarında büyük ölçüde istediği sonuca ulaşmıştı. Kürtler, devletin zihinlere kazımak istediği “Kürtçe dili köy dili ve cahil dili, Türkçe dili şehir ve aydın dili’’ tuzağına düşmüştü. Artık bütün aydın gençlik ve devlete bulaşmış Kürtler, Türkçe düşünüyor ve Türkçe konuşur hale gelmişti. Kürtlük adına mücedele edenler bile kendi dilerinden ne kadar uzaklaştığının bilincinde olmadan mücadele dilini Türkçe olarak benimsedi. Kürtlük adına ulusal mücadele verirken bile farkında olmadan oto-asimilasyona hizmet eder duruma düştüler.
Kürtlerdeki bu küçük uyanış ile gelen toparlanmayı ve dirilişi hazmedemeyen Türk devleti, bunun önünü kesmek ve bir daha diriltmemek üzere, Kürtlüğe ilişkin son kalan kalıntıları da yok etmek için 1980 askeri darbesini devreye koydu. Bu darbe ile yok etmek istedikleri Kürt devrimci gençliği ise Sayın Abdullah Öcalan önderliğinde büyük bir direniş ile cevap verdi. Bu direniş ile o güne kadar kendinden, kimliğinden, dilinden, kültüründen utanır hale getirilen Kürt, baskı ve zulüm karşısında kimliği ve dili için mücedele eden en kahraman militan durumuna geldi. Özellikle 90’li yıllardan sonra devletin asimilasyoncu politikalarına karşı Kürtlerde, tam tersi bir süreç işlemeye başladı. Devletin katliamcı politiklarına boyun eğip sineye çeken değil, tam tersi kimliği ile onur duyan, diline sahip çıkarak geliştirmek isteyen, çeşitli mücadele yöntemleri ile asimlasyon politiklarını boşa çıkaran bir Kürt gerçeği ortaya çıktı.  

Asimilasyona karşı mücadele dönemi

Kürt dili sevenleri biraraya gelerek 2004 ylında Kürtçe dil kurslarını açtı. Daha sonra Kürtler, para ile anadillerini öğrenme paradoksuna düştüklerini fark ederek, bu kursları kapattı. Kürt dili savunucuları 2006 yılında Amed’de Kurdî-Der’i açarak dil çalışmalarına hız verdi. Aynı yılda Kürt Dil Hareketi (TZPKurdî) oluşturuldu. Türkiye’deki Kürt dili savunucularından ve çalışanlarından oluşan Kürt Dil Hareketi bugün 27 Kurdî-Der şubesi, 2 enstitü ve 1 akademiyi bünyesinde barındırıyor. Kürt dil hareketi 2006 yılından bu yana aralıksız olarak çalışmalarını sürdürdü. Her yıl anadil talebi, eylem ve etkinliklerle 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü karşıladı. Bu eylem ve etkinlikler, yürüryüş, miting, gösteri, panel, sempozyum, tv programları vb. şekillerde Türkiye ve Kürdistan’ın her yerinde yapılıyor.
TZPKurdî’nin özelikle 2012 yılında Kürtçe’nin gelişimi için çok yönlü çalışmalar yürüttü. Amed’de dört parça Kürdistanlı’nın katılımı ile Kürt Dili Ulusal Konferansı, Çewlik’te Kirmançkî (Zazakî) Lehçesi Konferansı, dört parça Kürdistanlı’nın katılımı ile Amed’de Mühendis Odaları ile ortak yapılan “Teknik Terimler Çalıştayı“, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile ortak yapılan “Anadilde Eğitim Çalıştayı” ve DTK ile ortak yapılan “Anadilde Sağlık Çalıştayı” vb. çalışmalar sürece damgasını vurdu. Bu çalışmalar TZPKurdî’yi önemli bir kurumsal kimlik haline getirdi. Bu çalışmalarla Kürtlerde dil bilinci her geçen gün gelişerek, etkilere yaşamın her alanına yansıdı. Gün geçtikçe işyeri tabelaları Kürtçeleşirken, sokak ve parklarda Kürtçe konuşmalar artmakta. 2012 yılının Eylül ayında, eğitim-öğretim yılının başında Kürt halkının Türk eğitim sistemini red ederek,  çocukları için anadilde eğitim talep etmesi Kürtlerdeki dil bilincinin ulaştığı düzey açısından oldukça önemli. Kürt halkının bu mücadelesi anadilde eğitim hakkı kazanılarak, asimilasyon son bulana kadar sürecek.
 TZPKurdî’nin Kürtçe’nin gelişimi için attığı adımlar karşısında, AKP Hükümeti Kürt diline ilişkin bazı adımlar atmak zorunda kaldı. Bu uygulamalar anadil yasağının kaldırılması ve soruna çözüm bulunmasından ziyade, yine asimilasyon amacıyla  devreye konuldu. Kürtlerin anadil talebinin içi boşaltılarak, devlet çizgisinde biçim verilmeye, törpülenmeye çalışıldı. AKP Hükümeti’nin “ileri demokrasisinde” Kürtlerin halen anayasal bir statüleri yok, anadilde eğitim hakı yok ve köy, şehir ve coğrafi alanların isimleri halen Türkçe. Mahkemelerde ‘bilinmeyen dil olarak tanımlanan’ Kürtçe’ye, son düzenlemelerle savunmalarda sınırlı ve ücretli olarak kullanımına izin verilecek.
AKP Hükümeti iddia ettiği ‘ileri demokrasi’ ve ‘asimilasyon sona erdi’ söylemlerine tamamen ters bir pratik sergilemekte. Devletin Kürtlere yönelik 90 yıllık inkar ve imha ve asimilasyon politikaları yöntemi değiştirilerek sürdürülmekte.  Kürtlerin son 30 yıllık direnişi ve ulaştığı bilinç düzeyi, Kürtlerin eskisi gibi yok sayılmasının olanaklarını ortadan kaldırdığı için Kürtlerin ulaştığı düzey karşısında zorunlu bir sözde kabullenme vardır. Kürtleri eskisi gibi yok sayamayan devlet, bilinç düzeyinde halen kabul etmiyor.  Söylenen sözler ve atılan adımların anayasal bir karşılığı olmadığı sürece, gerçek anlamda bir değeri olmayacağı gibi, çözüme de katkı sunmayacaktır.
Asimilasyona karşı mücadele ise bu politikaların bilince çıkarılması ile mümkün. Her Kürt diline, kültürüne ve tarihine sahip çıkarak Türk devletinin asimilasyon politikasını kendi şahsında boşa çıkarabilir. Bu mücadelenin yaşamın her alanında ve süreklileştirilerek verilmesi Kürt dilinin dünya dilleri arasında hak ettiği kadim statüya kavuşmasını sağlayacaktır.
2014 yılının 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü, istemlerle dolu eylem ve etkinlikler yerine, çoşku ve mutluluk içeren aktivitelerle kutlamak dileği ile...
* Mamoste, TZPKurdî/AMED