7 Haziran’da Cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçimlerinden biri yapılacaktır. Kritikliği ve önemi seçim sonuçlarının TC’nin geleceğini belirlemesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye ya radikal demokrasiye evrilecek ya da oligarşik yeşil faşizmin egemen olacağı ve sonuçları itibarıyle bir iç savaşa kadar sürüklenebilecek yeni bir döneme girecektir. Bugün iktidara ve devlete önemli ölçüde sahip olan AKP yol ayırımına gelmiştir.
Bu durumda AKP’ye alternatif güç olarak seçimlere giren HDP ise yüzde on barajını aşarsa, her geçen gün demokrasisinden kaybeden Türkiye tarihinde ilk defa ciddi bir demokratikleşme şansını yakalayacaktır. Bu açıdan sıkça kullanılan “kader seçimi“ kavramı bu seçimlere uygun düşmektedir.
12 Eylül faşizimine ve ondan sonraki baskıcı rejime karşı direnen Kürt Özgürlük Hareketi, Buz kıran gemisi gibi yol açarak diğer yok sayılan, ötekileştirilen bütün toplumsal kesimlerin ve farklılıkların kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açtı. Kürt halkının mücadelesi diğer halklara da özgürlükleri için kapı araladı. Bu mücadele öncelikle bir tekleştirme projesi üzerinde inşa edilen Cumhuriyetin “tek devlet, tek ulus, tek din” projesini boşa çıkardı. Şimdi tüm toplumsal kesimler bu açılan özgürlük alanlarında kendi mücadelelerini yürütme çabasında. Farklı tüm kesimler özleri, özgünlükleriyle var olmak ve varlıklarını güvenceye kavuşturmak istiyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne maruz kaldıkları imha, inkar ve asimilasyon politikasına son verilmesini talep ediyor. 7 Haziran genel seçimleri bu taleplerin gerçekleşmesi için fırsat sunuyor ve bu nedenle halkların kaderini belirleyecek önemde.
Devletin Alevi politikası
Bilindiği gibi her toplumsal kesim, grupsal ve bireysel haklarıyla bir bütündür ve ortak çıkarları doğrultusunda hareket eder. Yürütülen mücadelede sonuç almalarını belirleyen üç temel faktörden söz etmek mümkündür. Birincisi; topluluk bilinci ve ruhu, ikincisi; örgütlülük ve eylem gücü, üçüncüsü ise doğru bir ittifak anlayışıdır. Bu çerçevede yakın Alevi tarihine bakacak olursak şu sonuçlarla karşılaşıyoruz:
Aleviler uzun tarihleri ve Dersim Soykırımına kadar devlet-iktidar dışıdırlar. Egemenlerinin, örneğin Osmanlı‘nın hiçbir zaman kendi iç toplumsal yapılarına karışmasına izin vermeyip, ilişkiyi dışsal bir olgu düzeyinde tuttular ve sınırlı ilişkiler geliştirdiler. Bu tarihe kadar Dersim hattı olarak kabul edilen geniş bir coğrafyada güçlü bir Alevilik bilinci ve ruhu ile toplumsal varlıklarını aşiretler, ocaklar, pirler bütünlüğü içinde sürdürerek yaşadılar.
Aşiret-ocak bütünlüğü ve bunun üzerine inşa edilen bir ittifak ile dışardan gelen saldırılara karşı da hem iç hem de dış ittifaklar yapmasını bildiler. Bu durum Cumhuriyet dönemine kadar sürmüş ve Alevi toplumu böylece her türlü saldırıya karşı savunmasını sağlamıştır. Bu durum Cumhuriyetin kuruluşundan sonra değişmeye başlamıştır.
Kemalist rejim kuruluşundan itibaren Dersim’i hem etnik kimliği olan Kürtlük hem de inanç kimliği olan Alevilik nedeniyle kendisi için tehlike olarak gördü. Bu zihniyetle kendince tehlike olarak gördüğü Alevi Kürtleri bertaraf etmenin planlarını yaptı. On beş yıla yakın bir hazırlıkla 1937-38 yıllarındaki saldırılarla soykırım yaparak, sonuç almaya çalıştı. Alevi toplumu bu kırımın etkilerini her alanda yaşadı ve yaşıyor. Devletin imha ve inkar siyaseti büyük oranda sonuç aldı. Fakat “kılıç artıkları” olarak adlandırdığı direnişçi muhalif kimlik her şeye rağmen varlığını sürdürüyor. Geç de olsa Dersim direnişini günümüze taşımak, devletin Alevilere karşı yürüttüğü politikaya yeni bir direnişi başlatmak gerekiyor.
Soykırımın siyaseti
1938’den sonra fiziki soykırıma kültürel soykırım eklendi. Ocaklar ve topluma önderlik eden pirler ve aşiret önde gelenleri sürgün edilerek sonuç alınmak istendi. Bu tarihten sonra bütün Alevilere özellikle de Kürt Alevilere yönelik baskı ve kültürel soykırım politikaları derinleştirilerek sürdürüldü. Bu dönem ‘Ebedi Şef Atatürk’ ve onun partisi CHP’nin iktidarda olduğu zamandır. Atatürk’ün ölümünden sonrada İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın egemen olduğu CHP iktidarında da kültürel soykırım politikaları yoğunlaşmış haliyle devam etti. Bu dönemde Kürt Alevileri Türkleştirme ve İslamlaştırma, Türk Alevilerini de Sünnileştirme çalışmalarına ağırlık verildi.
İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası kapitalist sistem tek partili faşist rejimden çok partili sisteme geçişi dayattı. Bu nedenle CHP’nin içinde ayrılan bir kesimin kurduğu DP ile çok partili sisteme geçiş yapıldı. Bu dönemde DP baskı altına alınan bütün kesimlere özgürlük ve hak vaadinde bulundu. Bu vaatlerle halkı kandırmayı da başardı. Birçok kesim DP’yi destekledi ve DP iki dönem boyunca seçimlerden başarı ile çıktı. Aleviler hem kendi toplumsal çıkarları hem de demokrasinin, özgürlüğün egemen olacağı bir Türkiye inancıyla bu partiyi destekledi. Fakat DP bütün vaadlerinden vazgeçip, içinden çıktığı CHP’nin tekçi politikalarını sürdürdü, bunlardan taviz vermedi. Alevi toplumu açısından değişen bir şey olmadı. DP’ye bağlanan umutlar boşa çıktı ve Alevilerde hayal kırıklığı yaşandı.
DP’nin askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılmasından sonra Uluslararası sistemin ve Türk sermaye sınıfının ihtiyaçları çerçevesinde yeniden dizayn edilen Türkiye’de yapılan yasal değişiklerden yararlanan muhalif kesimler yeniden örgütlendi. Türkiye’de sol bir havanın estiği bir döneme girildi. Bu devrimci bir arayış gelişirken, CHP kendisine yeni bir biçim vererek, bu arayışları bloke etmek için “sosyal demokrat” bir söylem geliştirmeye başladı. Aleviler toplumsal kimliklerinin özü olan direnişçi, muhalif arayışlarının da etkisiyle baskılardan, inkardan kurtulmak için CHP ve devrimci hareketleri destekledi ve bu iki toplumsal kesimin potansiyel kitlesi oldu. Aleviler bu dönemden başlayarak şimdiye kadar CHP’ye oy verip bu partiyi bugüne kadar getirdi. 1960’ların sonunda Aleviler, CHP dışında örgütlenerek, kendi özgün kimlikleri ve taleplerinin baskın olduğu Türkiye Birlik Partisi’ni kurarak, seçimlere girdi. Bu partiden milletvekili çıkarmış olsalar da bu deneyimleri başarılı olamadı. Bu başarısız girişim ardından Aleviler CHP içinde kalmayı sürdürdü.
CHP Alevilere ne verdi?
Kemalist Faşist CHP iktidarı ile başlayan soykırım ve sonrasındaki Alevi ilişkileri nasıl gelişti, hangi düzeye ulaştı? Bu sorunun cevabı ne yazık ki Aleviler için parlak değil. 1970 yılları ile 2000’li yıllar arasında geçen süre boyunca Alevi toplumunun yaşadığı bütün katliamlar ve katliam denemelerinde CHP rol aldı. Katliamın gerçekleştiği dönemlerde CHP ya iktidar ya da iktidar ortağıydı. Yine gerek programatik düzeyde gerekse uygulamalarıyla Alevi toplumunun tanınması, inançlarının gereğini yerine getirmesini sağlayacak ve onları soykırım tehdidinden çıkaracak hiçbir çalışma yapmadı. Zorunlu din dersi, Aleviliğin ayrı bir inanç olarak kabul edilmesi, Diyanet Başkanlığı’nın mevcut durumu vb. konularda CHP ile AKP arasında hiç bir fark olmadı.
Peki buna rağmen bu “karşılıksız aşk” gibi görünen ilişkinin nedenleri nelerdir? Birincisi; soykırım yaşayan her toplum bir bilinç ve irade kırılması yaşar. Bu yaşanmışlık iç dinamikleri parçalar. Direniş zayıflar ve bir daha aynı durumu yaşamak istemez. Öncülüğü, birliği, örgütlülüğü, eylem gücü zayıfladığı için kendini yok eden gücün içinde erir, eritilir. İkincisi; tüm zayıflığına rağmen direniş ve var olma potansiyelini yitirmeyen bir güç toplumsal çıkarlarını savunduğunu düşündüğü diğer bir kesim, parti, örgüt vb. ile birlikte hareket eder, onu destekler.(Alevi toplumunun DP’yi, sonra da CHP’yi desteklemesi gibi.) Bu risktir ama riski göze alır. Üçüncüsü; kendisine en yakın partiler, örgütler, programları, söylemleri, dilleri, üslupları ve duruşlarıyla kapsayıcı ve inandırıcı tutumlara sahip değillerse ortaklaşmada sorunlar yaşanır. Dördüncüsü ise kapitalist yaşam ilişkileri içinde Alevi toplumunun sınıfsal ayrılıklarının derinleşmesi, atomize olması ve sistem içileşmesidir. Bütün zayıflıklar ve yetersizlikler Alevi toplumunun hem hak etmediği bir konumda kalması hem de kendi idam fermanını veren CHP gibi bir partinin yedeğinde tutulmasına neden olmuştur.
Aleviler HDP ile yeniden doğuyor
Gelinen aşamada başta CHP, AKP ve diğer sistem partilerinin politikaları, tutumları bir kez daha Aleviler için oyalamadan öteye geçmiyor. Alevilere, “AKP olmuyorsa CHP olsun” tercihi sunuluyor. Devlet açısından önemli devrimci dinamik bir güç olan Alevi toplumunun başta Kürtler olmak üzere, diğer devrimci, demokratik güçlerle birleşmesi ve ortaklaşması engellenmek isteniyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Aleviler HDP ile bu kadar açık, net ve kararlı bir biçimde kendi kimlikleri ve talepleriyle politikada yer alıyor. Bu politikanın temsilcisi, yürütücüsü olan HDP ile kendilerini görünür kılıyor. Birilerinin yedeğinde tutularak, yamanarak, başka odaklar için kullanılarak değil, Aleviler olarak, kendi seçtikleri Alevi temsilcileri ve özleriyle HDP’de yer buluyorlar. Bu nedenle Aleviler HDP’yi kendi partileri olarak görüyor, ilkesel, stratejik bir bütünlük sağlıyorlar. Solan bir çiçeğin güneşe, suya kavuşması gibi Alevi toplumu özüne kavuşuyor, Kürt Özgürlük Hareketi’yle yeniden can buluyor.
Bugüne kadar sol görünümlü CHP’ye yakın duran Alevi toplumu devletin tüm politikalarını devreye koyarak ördüğü Kürt Özgürlük Hareketi ile arasındaki duvarları yıkıyor, yeni bir başlangıç yapıyor. Aslında çoktan olması gereken ortaklaşma ve ittifak süreci 7 Haziran seçim çalışmalarıyla birlikte gerçekleşti ve ortak bir geleceğin oluşturulması yönünde önemli bir adım atıldı.
Bu seçimlere Aleviler ilk defa kendi adayları, kendi kimlikleri ve kendi talepleriyle katılacak. HDP’nin “Yeni Yaşam” projesi Aleviler için de özgür bir gelecek sunuyor. Alevi toplumu HDP’nin sunduğu ilkeleri benimsiyor. HDP ile sağlanan bu buluşma taktiksel değil, ilkesel ve uzun vadeli bir birlik. Alevilerin özlemini çektiği savunduğu özgürlük yolu ile HDP’nin ortaya koyduğu özgürlük yolu tamamen bir. Aleviler HDP ile kendi tarihlerine yakışır bir biçimde tarih sahnesine ve siyasete geri döndü. HDP’nin seçimlerdeki başarısı Alevi toplumunun da yaralarını saracak, Alevilerin onurlu özgür geleceğine yeni bir kapı aralayacak. Alevilerin kendi halkı Kürtler ve devrimci güçlerle birlikte barışçıl, özgür, eşit ve demokratik bir toplumun inşasında yer almasını sağlayacak. Bu anlamda 7 Haziran seçimlerinde Alevilerin alacağı tutum Türkiye’nin geleceğini belirleyecek bir öneme sahip. O halde Aleviler neden HDP’de yer almasın ve bu onurlu görevde neden rol oynamasın?