Mehmet YÜKSEL

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’nın gündemi artan bir şekilde 24 Haziran’da yapılacak seçime kilitleniyor. Hem AKP-MHP soykırımcı faşist iktidar için hem de başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçleri için son derece önemli hale gelen bu seçimlere ilişkin kapsamlı değerlendirmeler yapma ihtiyacı her geçen gün artıyor.

Öncellikle TC devlet mantığının demokrasi karşıtlığının görünür simgelerinden olan seçimlerde uygulanan yüzde 10 baraj sistemi bu seçimde ele alınması gereken konuların başında geliyor. Bu seçim yönteminin eksik bulunup birçok yönden eleştiriye açık olan temsili demokrasi ile bile bağdaşmadığı açıktır. Fakat barajı sadece anti demokratik bir işleyiş olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Bu kural aynı zamanda TC devlet sisteminin her zerresine sinmiş Kürt düşmanlığının ifadesidir. 12 Eylül faşist cuntası istikrar gibi çeşitli gerekçelerle ifade etse bile esasında Kürt halkının temsili iradesine engel amacıyla baraj sistemini anayasasına yerleştirmişti. Bugün ise bu sisteminin anlamı olabildiğine berrak hale gelmiştir. Keza 16 Nisan değişiklikleriyle istikrar bahanesi ortadan kalkmış, devlet aklıyla yapılan iki ittifak sonucunda baraj sadece ve sadece Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin geniş birlikteliğinin temsilini yapan HDP için geçilmesi gereken bir çıta haline gelmiştir. Özgür ve eşit bir yarışma süsü ile topluma sunulan seçim olgusunun ne kadar eşit ve ne kadar özgür koşullarda gerçekleştiğini devletin her alanda Kürt halkına ve demokrasi güçlerine gerçekleştirdiği saldırılarla beraber yalnız bu sonuca bakarak bile anlayabiliriz.

TC yüzyıldır başaramadığı Kürt halkının fiziki ve kültürel soykırımını nihayete erdirmek için yaptığı planlama çerçevesinde bu seçimde Kürt halkının iradesinin meclis dışında kalması kararlaşmasındadır. Faşist şef Erdoğan’ın seçimi ilan etmesinin ardından kendi milletvekilleri şahsında tüm devlet mekanizmasına verdiği “HDP’yi sandığa gömün” talimatı bu kararlaşmayı yansıtmaktadır. Bu seçimle kurumsallaştırmayı amaçladığı faşist sisteminde Kürt’ün adını bile kazımayı hedeflerken gerçek alternatifi olan HDP’yi meclis dışında tutmayı hedeflemesi doğaldır. Bu hedefini gerçekleştirmek için geçmişte yaptığı gibi Kürt halkını güzel sözlerle kandırma metodunu yoğunlukla kullanamayacağı açıktır. Çünkü AKP-MHP faşizminin Kürt halkına kandırma amacıyla bile söyleyeceği söz kalmamıştır.

Son iki yıllık saldırılarının ardından ne diyebilir ki? Sadaka dağıtımı, iflası sadece resmîleşmemiş ekonomiye aldırmadan bol keseden maddi sözler vermek özellikle Kuzey Kürdistan’da faşist blokun izleyeceği ana seçim strateji olacağa benzemektedir. Fakat yeterince deşifre olmuş sadaka dağıtımı ve hayali olduğu ayan beyan ortada olan ekonomik vaatlerin bırakalım daha önce HDP’ye oy verenleri son zamanlarda düşen maskesiyle AKP-MHP faşizminin gerçeği ile yüzleşen Kürtleri bile etkilemesi mümkün değildir. O zaman oy potansiyelini geriletemeyeceği HDP’yi baraj altında bırakmak için devletin tüm zor kullanmanın yanında hile de yapmak dışında bir yolu kalmamaktadır. Son zamanlarda AKP-MHP faşist kliğinin her iki cephesinden de Kürdistan’daki devlet görevlilerine çağrılar yapılması bu açıdan ele alınmalıdır. Bu açıdan bu pratiklere karşı bilinci yükseltmek ve sandıkları korumak için örgütlenmeyi geliştirmek demokrasi cephesinde yer alan herkesin temel görevi durumuna gelmektedir.

Bu noktada tehlikeli bir ruh haline de değinmekte fayda vardır. Devlet ne olursa olsun HDP’yi baraj altında bırakacak belirlemesi ile seçim çalışmaları ve sandık koruma görevini savsaklamak ya da bu çalışmalara tam motive olmamak olabildiğine yanlıştır. Tam da Türk devleti bu kararı aldığı için bu görevlere olabildiğine yüklenilmesi ve devletin planlarını boşa çıkarabilmek için var güçle çalışılması daha fazla anlamlı olacaktır. Devletin tüm zoruna ve hilelerine rağmen HDP’nin ciddi bir seçim zaferi kazanmasının maddi zemini vardır ve bu başarının büyüklüğünü bu maddi zemin üzerinde ne kadar çalışıldığı belirleyecektir.

Bu dönemler aynı zamanda mücadele diyalektiğinin açığa çıktığı daha gözle görünür olduğu süreçlerdir. Tarih de zaten egemenlerin aldıkları kararlar ve buna karşı gerçekleştirilen direnişlerin karşılıklı etkileşimi şeklinde işlemektedir. Yoksa kendini dünyanın hakimi sanan birçok devletlû Kürt halkını yok etme kararı almıştı. Tarihteki yerleri şimdi bellidir. AKP-MHP faşist kliği ve onun şefleri de bu kararı almış ve karar doğrultusunda HDP’yi baraj altında tutmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ama bu kararlarının Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin direnişleri ve örgütlü çalışmaları ile boşa çıkarılabileceği ve çıkarılacağı da o denli kesindir