
Malabadê ve çevresi çocukluk ve gençlik yıllarımın en güzel anılarını oluşturur. Her yanına gidişimde ihtişamlı köprüsüne dakikalarca bakar, köprünün üstünde korkmadan kendini suya atan gençlere hem imrenir hem de korkardım. Köprü, yaşadığım ilçeye 20 kilometre uzaklıktaydı. O zamanlar restorasyonu yapılmayan, kendi kaderine terk edilmiş bir vaziyetteydi. Bu da yetmiyormuş gibi yanı başında kurulan Batman Barajı'nın yapım çalışmalarında patlatılan yüzlerce kilo patlayıcıyla yüzyıllara tanıklık etmiş olan bu köprü temellerinden sarsılıyordu. Baraj yapılacak diye burası adeta gözden çıkarılmıştı. Yıkılması kimsenin umurunda değildi.
En geniş kemerli taş köprü
Köprünün hemen yanı başındaki levhada şunlar yazılıdır: “Malabadi Köprüsü, 1147 yılında Artuklu beyi Timurtaş İlgazi tarafından yapılmıştır. Uzunluğu 150 metre olan köprünün genişliği de 7 metredir. Köprü, 40.86 metre açıklığındaki sivri ana kemeri ile dünyadaki taş köprüler arasındaki en büyük kemer genişliğindeki köprü olarak bilinir. Malabadi Köprüsü, üzerinde bulunan insan, güneş ve arslan figürlü kabartmaları ve bünyesinde bulunan barınağı, helası ile özgün bir tarih sunuyor.”
Aynı zamanda Silvan (Farqîn) ile Batman (Êlîh) arasında sınır olma özelliğini de taşır. Batman halkı köprünün kendi envanterlerinde olduğunu söylese de Farqîn’in sınırları içerisinde yer alır.
Malabadê Köprüsü yörede oldukça tanınan bir mesire alanıdır aynı zamanda. Hafta sonları buraya gelen yöre insanı bir yandan balık tutarken bir yandan da gönüllerince eğlenir. Köprü hakında çeşitli söylenceler vardır. En meşhur söylence ise Bad adında birinin sevdiği kızın suda boğulmasından sonra bu köprüyü yaptığıdır. Malabadê aynı zamanda ‘Bad'ın evi’ anlamını taşır. Bad'ın bu köprüyü yapmasından sonra böyle muhteşem bir eseri bir daha başka yerde yapmasın diye ellerinin bilekten kesildiği de söylenir. Silvan ve Kulp arasında geniş bir coğrafyaya yayılan Badıkan aşiretinin Bad'ın soyundan geldiği söylenir.
Rindêxan?
Köprüde anlatılan bir başka hikayede ise Rindêxan adlı direnişçi bir Kürt kadının hikayesi anlatılır.
Yıl 1926'dır. Mihemedê Eliyê Yûnis önderliğindeki hareket 1926 yılının ağır kış koşullarından dolayı Şêx Seîd direnişine takviye gönderemeyince, Sason dağlarında mücadelesini sürdürmeye karar verir. Aylarca süren direnişten sonra Sason İsyanı yenilgiyle sonuçlanır ve Mihemedê Eliyê Yûnis'ın kızı Rindêxan'ın içinde bulunduğu yüzlerce insan esir alınır. Güzelliğiyle dillere destan olan Rindêxan, askeri komutanın aklını adeta başından alır. Komutanın tacizlerine karşı Rindêxan'ın şunları söylediği rivayet edilir:
"Komutan ben sizin tutsağınızım. Bedenimin üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahipsiniz. Ancak ailemin egemenliği altında olan topraklarda sizinle birlikte olmam mümkün değil. Bu sınırlar içerisinde bana el uzatırsanız kendimi öldürürüm, bilmiş olun."
Ez Rindêxan im!
"Ailenizin egemenlik sınırları nerede bitiyor" diyen askere Rindêxan, "Batman Çayı üzerinde bulunan Malabadê Köprüsü bizim sınırımızdır. Köprüden sonra bana sahip olabilirsin" der. Malabadi Köprüsü üzerine geldiklerinde ise, "Babamın topraklarına son kez bakmak istiyorum" diyerek komutandan izin alan Rindêxan, tereddütsüz kendini köprüden atarak, azgın suların içerisinde kaybolup gider.
Rivayet odur ki Rindêxan kendisini atmadan önce şunları söyler:
"Ez im rinda Rindêxan
Keça mir û axa û çiyan
Ey Tirkê Tacik
Karê we çi ye li van çiyan
Rindê biye namdar
Ez dimirim birîndar û bêzar
Teslîm nabim destê neyar û naçim bê ar"