
Savaş koşullarının yol açtığı her genç ve çocuğun “zamansız ölüm”ü ardından yazılanlar aşağı yukarı aynıdır.
“Anısına bağlı kalacağız.”
“Kanı yerde kalmayacaktır.”
“Kutsal bir amaç için hayatını feda etti.”
“Kahramanca çarpıştı, şehit düştü.”
“Cenazesinin arkasında binler, on binler yürüdü.”
“İnsanlığımdan utanıyorum.”
“Anasının yürek yakan feryadı yüreğimizi dağladı.”
Ve tarih 14 Temmuz 2011.
Baş aşağı giden tarihe dur demenin adı olan günün küllerinden doğan 18 yaşındaki “Melek çocuk Evrim Demir”, Muş İli Bulanık İlçesi’nde gece saat 02.30 sularında bedenini ateşe vermişti.
Ateşle bütünleşen bir isyandı. İsyan anından kısa bir süre önce, günlüğünün son sayfasına bir şeyler karalamıştı.
İsyan anında beden alt üst olur, duygular cıvalaşır. O da bunu yaşamıştı. İsyan yolculuğu heyecanı nedeniyle duygularını bazen kopuk kopuk, bazen de anlaşılmaz kelimeler kümesiyle kağıda dökmüştü.
Ancak o şuna inanıyordu, isyan sessizce gerçekleşse dahi kelimelerin çığlığından daha fazla beyinlerde, yüreklerde çizikler açacaktı.
O tarihlerde de onu anlamak, yazdıklarını algılayabilmek için düşünürken yukarıdaki gazete haberleri aklıma gelmişti.
Hangisi atıldı anımsamıyorum ama bir hafta sonra ailesi ve sevenleri hariç ismini hatırlayan kimse kalmamıştı. Evrim; düşüncelerin, ruhların ve duyguların karşı devriminde kaybolup gitmişti.
Süreklileşen bir erimenin selinde yol almak acıların en büyüdür.
Evet, Melek çocuk! 14 Temmuz tarihine yaklaştığımız bugünlerde, bıraktığın vasiyetnameyi tekrar tekrar okuyup anlamaya çalışıyorum.
Sen “Bir gün herkes benim gibi bir dünya düşlesin” derken bizler senin yabancısı olduğun dünyanın diğer bir yüzü olan yaz tatilini nerede geçireceğimizi düşündük, düşünüyoruz.
Sen, isyanınla “barışın sesi olmak” isterken bazıları “savaşın” sesi olmayı sürdürüyor.
“Kan kanla temizlenmez, kan kanı getirir” diyorsun. Ah! Zalimler, sömürgeciler ve onların piyonları bunu bir anlayabilse!
Vasiyetnamenin devamında;
“Bir toplumu dili, kültürü ve tarihi var eder. Bizim sınırımızı kültürümüz, tarihimiz ve dilimiz çizecektir...
...Biz kardeşiz ama haklarınız yok, Kürt sorunu yoktur denilirse biz de tüm gücümüzle bu hakları savunuruz ve isteriz…
..Benim sesim hukuk adı altında susturuluyor. Böyle hukuksuzluğu kabul etmeyeceğiz…
…AKP hükümeti bizi kandıracağını sanıyor, ...biz Kürtçe söyleyip oynamak değil, statü istiyoruz. Biz kendi kendimizi yönetmek hakkını istiyoruz..
...İmha tasfiye ederiz deyimiyle 30 yıl daha savaşa hizmet ederler. Ben ve benden sonrakiler bunu kabul etmez. 70 yıl bile olsa tekrar ayaklanırız…
...Ben bölücü, terörist de değilim, ben bir Kürdüm. Azadi (özgürlük) sloganıyla büyüyen ve onun için ölecek bir Kürdüm…
…Unutulmamalıdır ki Kürt halkı geçmişini unutmaz geçmişindeki değerler için ölür. Bu değerlerini yaşar ve yaşatır. Bedirhanlardan, Şeyh Saitlerden ve Seyit Rızalardan gelir. Bunu nesilden nesile evlatlarına anlatır…” diyorsun.
Evet Melek çocuk! Sen “Evrim”i aşıp devrime doğru koşmak gerektiğini işaret etmiştin.
Evet Melek çocuk! Sen boşaltılmak istenen hafızaya sıkılan bir kurşun oldun.
Evet Melek çocuk! Sen dünya halklarının ve Kürt halkının özgürlük rüyası için bedenini ateş yaptın, beyaz kanatlarla gökyüzüne doğru yükseldin.
Ancak bizler, utanç duyarak söylemeliyim ki, galiba buna layık olamadık.
Keşke yaşamayı seçseydin ve buna layık olmadığımızı bıkmadan usanmadan gözlerimizin içine soksaydın.
İnan ki Melek çocuk, kör gözlerle sana dokunabilmek mutlu edecekti, çünkü görebilen gözlerle seni görememek kahrediyor.
Ve inanıyorum ki, bizim için en hayırlı şey; bizi affetmemen olacaktır.