Türkiye’nin siyasi tarihinde hatırı sayılır seçimler gördük. Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Özal, Erdal İnönü vb. liderler vardı. Seçim meydanlarında, televizyon ekranlarında atışırlardı. Devletçiydiler, Kemalist, muhafazakar, milliyetçi, liberal, sosyal demokrat kimlikleri vardı. Savaş yanlısı özellikleri olanlar da vardı, sorunu çözmek isteyenler de... Polemikler yaparlardı. Birbirlerine atar ve tutarlardı. Ancak hiçbiri Tayyip Erdoğan kadar siyasetin ölçüsünü, ahlakını ve genel toplumsal değerlerini ayaklar altına almamıştı. 

Hiçbiri Tayyip Erdoğan kadar kendini beğenen, kibirli ve tekçi değildi. Kendilerine göre de olsa bir terbiye ve nezaket sınırları vardı. Tayyip Erdoğan kadar terbiyesiz değillerdi. 

Örneğin Necmettin Erbakan “İslam” üzerinden siyaset yapıyordu. Ancak hiçbir zaman Tayyip Erdoğan kadar dini siyasete alet etmedi. Erdoğan kadar düzeysizce din bezirganlığı yapmadı. 

Yine Turgut Özal’ın ANAP’ı döneminde de yalakalar ve rantçılar vardı. Ama Özal, Tayyip Erdoğan kadar yanında yalaka, rantçı ve düzeysiz insanlar toplamamıştı. Örneğin Süleyman Demirel de yalan söylerdi ama Tayyip Erdoğan kadar yalancı değildi. Hepsinde Kürt, Alevi, İslam, Êzîdî, Ermeni ve Rum karşıtlığı vardı ama Tayyip Erdoğan kadar nefret suçu işleyen ve Tayyip kadar halk düşmanı değillerdi. Tayyip Erdoğan kadar kadın düşmanlığı yapmıyorlardı. Tayyip Erdoğan kadar devleti, devletin kurumlarını kendi kişisel hırslarına göre düzenlemiyorlardı. Hepsi ailelerini, yakınlarını zengin etmişti ama Tayyip Erdoğan’ın Bilal’i, damadı vb. kadar zengin değillerdi. 

Şimdi bu seçim döneminde Tayyip Erdoğan’ın telaşı ve korkusundan da anlıyoruz ki, içine girdiği ruh hali sonununun nasıl olacağını görmesi nedeniyledir. Çünkü eğer AKP seçimde tek başına iktidar olmayı ya da istediği çoğunluğu alamazsa bu AKP’nin değil Tayyip Erdoğan’ın sonu olacak. Özellikle de HDP’nin seçimde başarılı çıkması Erdoğan’ın ve AKP’nin bütün planlarını altüst edecektir. Bu nedenle de Tayyip Erdoğan kendisine benzerlerle bir ekip oluşturmuş. Erdoğan, sözünün dışına çıkmayan danışmanlar, gazeteciler ve belediye başkanlarını özel olarak çalıştırıyor. 

Tipik örnek Melih Gökçek adındaki Ankara hırsızıdır. En yakın arkadaşları bile “Bizim Melih iyi çalar, iyi yağcılık yapar ve kendini iyi pazarlar” diyorlar. Son günlerde Erdoğan meydanlarda hangi konularda atıp tutuyorsa hırsız ve yalaka 

Melih Gökçek de AKP’nin tv kanallarında boy gösteriyor. Atıp tutuyor. Kürt, Alevi düşmanlığı yapıyor. PKK’ye iftiralar atıyor. O kadar yalan söylüyor ki boğazı düğümleniyor. 

Melih Gökçek’in benzeri tipler televizyon ekranlarında da var. Ersoy Dede adında yeni yetme biri. Çanak soruları ile Akif Beki ve Yiğit Bulut’u geride bırakıyor şimdiden. O soruyor, Melih hırsızı da yanıt veriyor. Sözüm ona Kürtleri İslamla, dinle karşı karşı getirecekler. Bunlar tipik örnek ama Yeni Şafak, Sabah, Akşam, Star, Güneş, Takvim, Akit, Türkiye gazeteleri, Kanal 24, Ahaber, Show ve birkaç tane daha kalitesiz televizyonda da aynı çizgiyi görünce insan AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın etrafındaki kalitesiz, çapsız insanlarla bu siyasetin çapını daha iyi görüyor. 

Şimdi bu Hilal Kaplan, Ersoy Dede, Yıldıray Oğur vb. yeni yetme gazeteciler, Melih Gökçek gibi hırsız belediye başkanları, biryantin ve jöleli Yiğit Bulutların aklı ile Erdoğan’ı şişirenler sizce bir sonuç alabilir mi? Bunlarda asgari toplum ve ahlak terbiyesi var mıdır? Ya da bunlar kendilerini 1990’lardaki özel savaş gazetecilerinden daha mı akıllı sanıyor? Hele Kürt düşmanlığı yaparak bu topraklarda sonuç alabilecek, ahlak ve siyaset ölçüsü kazanacak bir insan var mıdır? Ya da bu kadar yalanla sürekli iktidarda kalacaklarını mı düşünüyorlar? İnsan şaşırıyor. İnsan biraz yakın geçmişe bakar... İnsan biraz kendisinin daha önce yazdıklarına ve söylediklerine bakar! Onlar bakmayacaksa biz arşivlerden çıkarıp önlerine koyacağız... Kalitesizlikte kaybettikleri ölçünün ne olduğunu görecekler...