Hiçbir şeyden memnun değiliz, ağzımızın tadı yok, suyumuzun rengi bulanık. Sokaklar tedirgin, çarşılar karışık, lokantalar boş, meyhaneler ekşi kokuyor. 

İnsanlar birbirinin yüzüne bakamıyor, bakmıyor. Yan bakmak; ölüme davetiye çıkarmaktır. Her şeyden şikâyetçi olduğumuz bir dönemdeyiz.  Vefasızlıktan bahseder, saygısızlıktan dem vurur; hatır, gönül, güven kalmamış diye serzenişte bulunuruz. Bu abartısız herkesin şikâyeti; sevgi saygı kalmamış, insanlık ölmüş!

Tamam da, istisnasız herkesin huzursuz olduğu durumdan neden biri fitili tutuşturmuyor? Herkes bu durumdan mustaripse suçlu kim? Saygıyı, vefayı dostluğu, yeterli düzeyde gösterip karşılığını alamayan kim? insanlıktan eksik kalan kim? 

İnsan insana yabancıdır, en çok da kendine. “Hayatımı anlatsam roman olur” diyen herkes yalan söyler. Kendini bilen, tanıyan hiç kimseden bunu duyamazsınız. Sevgi, saygı ve vefasızlıktan yakınanların da en çok kendileri vefasıdır.

Neden ve nasıl bu kadar vefasız olduk? Ne zaman bu kadar raydan çıktık, hangi akşam bölündük, hangi yağmurda ayrı ıslandık, hangi güneşte yasaklandık da kurumadı gözyaşlarımız? Sorduk mu bu can alıcı soruyu? Hayır!

Bütün ahlaki değerlerin çöktüğü gerçeği yer ile gök kadar aşikâr. Karakteri zedelenmiş adeta ahlaksızlık enjekte edilmiş bir topluluk var karşımızda. Türkiye nüfusunun yüzde doksanı psikolojik olarak bitiktir. Zira “Balık baştan kokar” Türk atasözü aynen bu durum içindir. Cumhurbaşkanı koli koli para çalarsa, başbakanı yalan söylerse, kültür bakanı sanata tükürürse, adalet bakanı çocukları terörist görürse, Madımak'ın küllerini savuran, Karamoğullaoğlu sözde Alevi, Kılıçdaroğlu'na Erbakan plaketi verirse, hacı hocalar erkek çocukları bademler, “kız çocuklarını evlendirmek sevaptır” derse, nasıl bir karakter ile ülkenin gençleri yetişecek? 

Yıllardır Kürtler ‘in genci yaşlısı, çocuğu, kadını erkeği “barış” diye diye ağzı kurudu. Bunu bir kez duyan olmadı, zira tarihi akarı böyledir, körler sağırlar.

Kısaca; ortada bir leş var; insanlığın leşi! Herkesin bu işte biraz parmağı var. Ama suçu hep ötekine atarız, ancak bununla kimse aklanamaz böyle. 
Ermeni’yi, Rum’u, Kürt'ü, öldürüp Türk’ü yarattılar. Alevi'yi, Êzîdî’yi, Hıristiyan’ı, Yahudi'yi öldürüp Sünni’yi yarattılar. Sustukça karakter bu şekilde eğildi, büküldü ve kıvrak elastiki bir kıvam aldı. 

Fazla eskiye gitmeden anımsayalım. Körfez Savaşı’nda Özal; “bir koyup üç alacağız” dedi ağzının suyu aktı. Üçün birini aldı! Ancak sarsılmış yüzsüz bir iktidar, ısrarla “kazandık” dedi. Hayali ithalat ihracatlar hız aldı, bok dolu kamyonlar giriş çıkış yaptı. Kirli paralar devletin kasasında sözde temizi ile takas oldu. Demirel'in; “kim ne verirse beş lira fazla vereceğim” vaadi, oldukça kıvrak hale gelen karakterin kabulü için hiç zorlanmadı. Çiller; “üç anahtar vereceğim” dedi. Oylar cirit attı. Elden gitmişti ne saygı ne kendine ait bir değer kalmıştı. AKP aynı sistemin devamcısı olarak; her tür düzeyde siyaset yapıyor, ahlaki, gelenekçi, insani, dini, vicdani ne varsa hepsinin üzerinden oynuyor. Kırıp döktü, kıvırdı, eritti, kırdı, halden hale soktu. Makarna ve kömüre kadar seviyeyi indirip mahkûm etti. Ortada bolca küfür, bolca kadın, çocuk kıyımı, bolca rezalet, bolca erkek, bolca ırkçı, bolca dinci, bolca katil var artık.