EREM KANSOY


Savaş cephesinde gazetecilik mesleğini icra etmek zordur; bu mesleğe aşık olmanız gerekir. Savaş muhabirliği, mesleğine aşık birçok gazetecenin pratikte çalışmak istediği bir alan. Sorunlu bölgelerdeki yüksek tansiyon, olanaksızlıklar içerisinde yoktan var etme, en zor ve ağır yaşam koşullarında üretebilmeyi ancak bu mesleğe aşık olursanız yapabilirsiniz. Ölüm kokusunu her an alabildiğiniz, mermilerin bazen sizi hedef aldığı bazen de etrafınıza düşen havan toplarının sesine rağmen sıradışı bir ortamda en iyi görüntüleri almak, gözlem yapmak, haberler hazırlamak… İnternet erişiminin neredeyse dakikalarla kısıtlığı olduğu alanda haberinizi en hızlı şekilde geçmenin tadına bir kez vardınız mı, ‘mesleki aşkınızı’ da hakikatiyle yaşıyorsunuz.

‘Mesleğe olan aşkım’ savaş muhabirliğine sürükledi. Özellikle tarihsel bir geleneğin bir parçası olma istemi, Rojava Devrimi gibi dünyaya örnek bir mücadele ve savaşçıların yaşamı beni cephelere götürdü. Mesleğimi faşizme başkaldırarak, insanlığa el uzatarak ve DAİŞ’leşen zihniyetlere karşı doğruları yansıtabileceğim tek cephe, Kürt halkının mevzileri aslında. Mesleğimi icra ederken insanlığa faydalı olabilme çabasıyla tarihsel bir mücadelenin bir parçası olma isteğimin harmanlanması, beni ölümün kol gezdiği Reqa mevzilerine götürdü diyebilirim.


Güzel insanlar ve cephede dostluklar…

Reqa savaş cephesinde edindiğiniz dostlukların bazen anlık dahi olsa, gerçekten kalıcı ve samimi ilişkilere dönüştüğünü gördüm, yaşadım. O zorlu koşullarda savaşın her alanında görev alan yoldaşlıklar ediniyorsunuz. 

Dayanışmak ve birlikte hareket etmek cephenin en güzel yanlarından biri. Kimsenin bir eksiği kalmıyor, herkes birbirini tamamlıyor ve mükemmel bir dayanışma içerisinde hareket ediliyor. Geliştirdiğiniz dostluklarda, yaptığınız sohbetlerde hiç kimse kapitalist düzenin ince hesaplarını ya da çıkar ilişkilerini hissetmiyor. Orada Avrupa’daki gibi bireyci ve yozlaşan insan ilişkileri yok. Buna yer de yok, dürüstlük ve samimiyet herşeyin önceliği. 

YPG basınında ve Kürt basınında çalışan çok güzel insanlar tanıdım, onlarca savaşçıyla Türkçe, İngilizce, yarım yamalak Kürtçeyle konuşarak samimiyetlerini yüreğimde hissettim. İsim isim yazmayı çok isterdim, fakat bu dostluklarımın da mütevaziliğinden emin olduğum için buna gerek kalmıyor. O sevgi dolu yüreklerin yanında olmak paha biçilemez değerdeydi.


Dil sorunum ve tesadüflerle dolu günüm

Okuyucularla ilk kez paylaşacağım bir diğer unutamayacağım anı ise; en büyük eksikliğim olan Kürtçe ve Arapça bilmeyişim üzerine. Zaman zaman dinlenmek için arka cephelerde konaklıyor, arka cephelerden ön mevzilere giderek haberlerim için materyaller topluyordum. 

Çok sıcak bir Ağustos günüydü. Güneşin tepede olduğu öğlen saatlerinde ön mevzilere gitmek için yürüyüşe geçmiştim. Kısa bir süre sonra Reqa Semra bölgesinden Reqa şehir girişine bağlanan köprüye varmak üzereyken QSD güçlerinden Arapça konuşan iki savaşçı araçla yanımda durdu. El kol işaretleriyle ve birkaç Kürtçe kelime ile gitmeye çalıştığım noktanın ismini söyleyerek, aracın arka tarafına bindim. Savaş bölgesi olduğu için araç çok hızlı ilerliyordu. Savaş araçlarının arka kısmında sesinizi duyuramadığınız için aracın tavanına elinizle vurmanız gerekiyor. Bu durumda sürücü ineceğinizi anlıyor ve yavaşlayıp güvenli bir noktada sizi bırakıyor. İnmem gereken noktaya vardığımızda aracın tavanına vurmaya başladım. Sürücü kafasını camdan çıkararak bana baktı ve birşeyler söyledi. Söylediğinden hiçbirşey anlamamıştım. İnmeye çalıştığımı anlatmaya çalışırken rüzgardan beni anlamadığını düşünüyordum ki eliyle ‘tamam’ işareti yaptıktan sonra daha da hızlandı. Defalarca aracın tavanına elimle vursam da yavaşlamadı. Haliyle beni sıcak çatışmaların olduğu en ön mevziye kadar götürdü. Hazırlıksızdım ve ne yapacağımı bilmiyordum. Telaş esnasında kendi noktalarından bir grup savaşçı bizi karşılamış ve ‘basıncı, basıncı!’ diye seviniyorlardı. O karmaşada beni, ben hiç farkında olmadan düzenledikleri saldırıya katmışlardı. Dakikalar içerisinde kendimi çetelere karşı ciddi bir çatışmada en ön mevzide bulmuştum. 

Elbet bu noktada yine kameramı elime alarak işe koyulmuştum. Ne ilginçtir ki bu tesadüf sayesinde, belki de Reqa savaşını anlatan en sıcak çatışmaları yansıtan önemli fotoğraf ve görüntüleri burada yakalamıştım. Çetelerin imha edilmesi ve saldırının başarıyla sonuçlanmasının ardından grubun hareket noktasına geri döndüğümüzde, telsiz aracılığıyla cephenin doktoru ile bağlantı kurmalarını istedim. Doktor Türkçe de biliyordu ve ilk aklıma gelen o olmuştu. Zaten o günlerde ilk yardım noktasında geceliyordum. Bağlantı kurulunca, doktora Türkçe seslenerek ‘kayboldum’ dedim. O da savaşçılara yarı Arapça yarı Kürtçe beni geri getirmelerini istedi. Yanımdaki savaşçılar ise bana özel bir tas melemeni çoktan hazırlamışlardı bile. Ekmeklerimizi paylaşıp yedikten sonra savaşçılar beni geri götürdü. Yaşadığım bu tesadüflerle dolu günü ve orada edindiğim güzel dostlukları asla unutamam. Daha sonraki günlerde ne zaman güvenlik desteği ve ulaşım istesem hemen yardımıma koşan Heval Delil’i bu şekilde tanımıştım.