Veysi SARISÖZEN

 

TBMM’nin adı bir ara “Kamutay”dı. Biz siyah önlüklü bızdıklar hep bir ağızdan çığrışırdık:

“Kamutay bugün doğdu

Saltanatı boğdu.”

Şimdi bu “kamutay” sizlere ömür.

TBMM açıldı.

Yeni “sisteme” geçildi.

Yani ne oldu? Bırakalım „Kamutayı“

Türkiye “İkinci Meşruti Sultanlık” ya da “Meşruti Monarşı” döneminin de gerisine gitti.

İkinci Meşrutiyet 1909’da ilan edilmişti. Yeni anayasa “meşruti monarşi”nin anayasasıydı. Padişah tahtında kalıyordu ve fakat yetkileri iyice sınırlanmıştı. Bir bakıma “simgesel” konuma gerilemişti.

Artık Padişah “kendi başına” karar alamayacaktı. Bakanlar Kurulu ve Bakanlar doğrudan parlamentoya karşı sorumlu olacaklardı. Padişahın kararlarında başbakanın ve ilgili bakanın imzası bulunacaktı. Ve Padişah meclisi tek başına feshedemeyecekti.

Anlatımı uzatabiliriz. Ama bu kadarı yeterlidir.

Şu anda Meşruti Monarşi’nin Padişaha vermediği bütün yetkiler Erdoğan tarafından gasp edilmiş bulunuyor. Parlamentoya karşı sorumlu olan bir Hükümet artık yok. Bakanlar parlamentoya değil Diktatöre bağlı. Diktatör tek başına kararnameler çıkaracak. Başka imzaya gerek yok. Meşrutiyet Padişahın “sürgüne gönderme” hakkını elinden almıştı. Diktatör kararnamelerle insanları kendi toprağında işsiz, güçsüz “sürgüne” mahkum etme hakkına sahip. Özetle “meşruti monarşi”de kuvvetler ayrılığı var. Bu sistemde yok. Tek kişi var. Ve bu kişi Padişaha verilmeyen TBMM’yi feshetme yetkisine sahip.

Buraya kadar tamam.

Vekiller “yemin” etti. Bu “yemin metni” formeldir ve hiçbir anlamı bulunmuyor. Ancak; bir vekil eğer bundan böyle kürsüye hangi konuda olursa olsun konuşmak üzere çıktığında; Müslümanların Kur’an okumaya “Bismillahirrahmanirrahim” diye başlaması gibi, söze “Bu meclis meşru olmayan bir seçimle oluşturulmuştur, o nedenle meşru değildir, Cumhurbaşkanı da meşru değildir, rejim 1909 Meşruti Monarşi rejiminin de gerisindedir” diye başlayıp, “şimdi gelelim sağlık meselesine” diye devam etmezse, o vekil, hangi partiye mensup olursa olsun, faşist rejimi “meşrulaştırma” suçuna ortak olacaktır.

Şu anda TBMM’nin yegane meşru partisi HDP’dir. Çünkü HDP oyları yağmalanarak Meclise girmiş ve onu Meclis’ten kovmak isteyenlere rağmen Meclis’te kalmak için direnmekte. CHP ve diğerleri varolan rejimi meşrulaştırdıkları için hiçbir meşruiyete sahip değiller.

Geçtiğimiz gün, CHP’nin çiçeği burnunda eski AKP kurucularından Abdüllatif Şener, bir yandan varolan rejimi ağır bir şekilde eleştirirken, diğer yandan da “parlamento mücadelenin merkezidir” demişti.

Çok yakında bu “merkezde” neler yapabileceklerini öğreneceğiz. Bana sorarsanız kürsüye çıkacaklar, KHK’larla ilgili yasa yapma işinde “itirazları” sıralayacaklar. Sonra “bileşimlere” farklılaşacak, İyi Parti, derken Saadet muhalefet saflarından firar edecek. CHP muhtemelen ya bölünecek ya da içi dışına çıkacak.

“Mücadelenin merkezi” olacağı söylenen TBMM, böylece bir tür “düzen içi muhalefet çöplüğüne” dönüşecek ve buradan kerih bir koku ülkeye yayılacak.

HDP’ye gelince… Bu partinin önünde sağlam bir seçenek var; Meşruti Monarşinin bile gerisine düşen bu Meclisi “mücadelenin merkezi” saymamak; buna karşılık Kürdistan’da Belediyeleri yeniden almak için bir gün bile vakit harcamaksızın gerekli bütün hazırlıkları yapmak.

Muhalefetin TBMM’de merkezleşmesi ölmesi demektir. Çünkü bu Meclisin kendisi ölüdür. Şimdi muhalefeti adem-i merkezileştirmek için kollar sıvanmalı. Belediyelerin her birini kayyımlardan kurtarmak ve onları birer mücadele merkezi haline getirmek için kafa yormalı. Kadrolar hazırlanmalı. Bu kadroların “iyi belediyeci” olmasına değil, yerel önderlik yeteneğine bakılmalı, devrimci kişilik esas alınmalı.

Sonra?

“İdeal” gibi görünse de, bir “model” saptanmalı. Daha şimdiden gençlik arasında “özgür belediyelerin etrafında gönüllü emek ordusu” olma yönünde eğitsel hazırlıklar yapılmalı. Her Kürdistanlı gencin “orduya askerlik” yapma yerine, Belediyelerin etrafında “bir lokma, bir hırka” ilkesiyle halk ekonomisine hizmet etme sorumluluğu canlandırılmalı. Her genç halk ekonomisine birkaç yılını gönüllü olarak vermeli.

Ve bir düstur yeniden alınacak belediyelerin duvarlarına asılmalı: Devrim girmeyen belediyeye rant girer.