Bu yazı yazıldığında Mesud Barzani AKP’nin kongresine katılmış olacak. Kongreye katılarak AKP’nin neo-faşist Kürt politikalarına destek vermiş olacak. Zaten daha kongreden önce Neçirvan Barzani AKP’ye güzellemeler yapan bir açıklama yaptı. Hatta on bin yöneticisi, milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, genel meclis üyesi ve üyeleri tutuklanan BDP’ye AKP’yi destekleyin çağrısı yaptı. KDP’deki bu kadar AKP sevgisini anlamak zor. AKP de Kürt sorununda her sıkıştığında KDP’den yardım istiyor ya da KDP’yi devreye sokuyor.
Bu her iki partiyi bu kadar yakınlaştıran ve ortak hareket ettiren ne? Acaba PKK’nin birbirine karşıt olanları birleştirmesi gibi bir şey olmasın! Bugün Kürtlere neredeyse kan kusturan AKP’ye bir Kürt partisinin destek vermesi anlaşılır gibi değil. Saddam Hüseyin’in Kürtlere tanıdığı hakların çok azını bile Kürtlere tanımayan bir hükümete bu destek niye verilir? Çocukları asimile ettikten sonra ortaokulda gel sana iki saatlik kurs vereyim diyen, Kürtler anadilde eğitim isteyince bir çocuğu azarlar gibi “bu kadar da fazla” diyen bir partinin neyi desteklenir anlamak zor! Bırakalım Kürtlerin siya iradesini ve kendi kendisini yönetmesini kabul etmeyi, demokratik siyasal bir partide örgütlenip irade haline gelmek isteyince azgınca saldıran bir hükümetin neyi desteklenir? Türkiye’de Kürtler için demokrasi değil, faşizm vardır. Birkaç milletvekili gelinen aşamada bu faşizmin üstünü örtmekten başka işlev görmüyor. Aslında 9 değil, tüm milletvekillerine dokunulur, ama özel savaş demokrasilerinin maskesi düşer diye dokunulmazlığın kaldırılmasını sınırlı tutuyorlar. Eğer böyle bir ülkede Kürtler için demokrasi var deniliyorsa o kişi, parti ya da kurum Kürtlerin haklarını değil de AKP’yi düşünüyordur. Şu anda KDP liderinin içine düştüğü durum budur.
KDP’nin ya da Güney Kürdistan hükümetinin devletle kurdukları ilişki bir dereceye kadar anlaşılırdır, ama bir partinin kongresine katılmak açıkça o partinin Kürtler üzerinde estirdiği faşist teröre destek vermektir. Herhalde bu zulüm kendilerine yapılmadığı için önemli değildir. Şimdi böyle bir yaklaşımda olan bir Kürt partisi ve lideri Kürt’ün çıkarını savunuyor denilebilir mi? Anlaşılıyor ki KDP de AKP’nin yeşil Türkçü faşist zihniyetinin tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet, hatta tek dil politikasına destek veriyor.
Tek millet demek, Kürtleri Türkleştireceğim demektir. Tek vatan, Kürdistan’ı tanımamaktır. Zaten şimdi Kürdistan kavramına bir tepki vardır. Tek devlet demek, Kürtlerin kendi kendini yönetmesini, yani özerkliğini tanımayız demektir. Tek bayrak demek, Kürtlerin hiçbir ulusal ve kültürel sembolü olamaz, sadece Türk milletinin sembollerini kabul ederler, Kürtleri ulus yapan ayrı değerleri olamaz, demektir. AKP Hükümeti devletin bu politikasını hakim kılmak ve kültürel soykırımı tamamlamak için Kürtlere zulüm yapıyor, Kürtlerin iradesini kırmak istiyor. BDP üzerinde uyguladığı baskının nedeni budur. KDP ve lideri Barzani’nin desteklediği hükümetin gerçekliği budur.
Bu nedenle BDP eşbaşkanı haklı olarak Mesud Barzani’nin kongreye katılmasını doğru bulmamış ve eleştirmiştir. Biz Maliki’nin partisinin kongresine katılsak ne kadar yanlışsa bu da o kadar yanlıştır demiştir. Kürtlerin Barzani’nin AKP kongresine katılmasına tepki duyacağını söylemiştir. Aslında Kürtler bu katılıma daha çok tepki gösterir, ancak günümüzün siyasi koşulları bu eleştiri ve tepkilerin ölçülü olmasını gerektiriyor. Çünkü Barzani’nin AKP kongresine katılmasının yenilir yutulur yanı yoktur. Kürdistan açık hava zindanı haline getirilmiştir. Kürdistan tarihinde bu düzeyde zindanlara Kürtleri dolduran başka bir hükümet yoktur. Avukatlar, gazeteciler, doktorlar, öğrenciler tutukludur. Zaten AKP Hükümeti Kürt kadını düşmanıdır. Herhalde Mesud Barzani AKP’nin bu Kürt kadını düşmanlığını da onaylamaktadır.
Roboski’de öldürülen 34 Kürt çocuğunun katilleri belliyken, katilleri koruyan AKP Hükümetini desteklemek bir Kürt partisi için iyi bir durum değildir. KDP Kortek’te biri altı aylık, çoğu çocuk 7 kişilik bir ailenin katledilmesini nasıl görmezlikten gelmişse bu 34 çocuğun katledilmesini de görmezlikten gelmektedir.
Bugün Türkiye’de Kürt Özgürlük Hareketi’yle devlet arasında ciddi bir savaş sürmektedir. Bu savaş politikası AKP’ye aittir. AKP, Kürt halkının özgürlük mücadelesini tasfiye etmek istemektedir. BDP üzerinde uygulanan faşist terör bunun kanıtıdır. Bu durumda bir Kürt partisi ve lideri Kürt hareketini desteklemiyorsa hiç değilse tarafsız kalsın. Ancak KDP BDP politikalarını destekleme yerine, BDP’ye “AKP politikalarına destek ver” diyor. Bu nasıl bir iştir, gerçekten anlayamıyoruz.
AKP Kürt sorununda en sert olduğu dönemde kongreye çağrılıyor, Barzani de bunu kabul ediyor. Başbakanın son konuşmaları da hiçbir somut adım ifade etmiyor. Artık sadece İmralı’yla, Oslo ile görüşme yaparız demek bir anlam ifade etmiyor. Kürt sorununun çözümünde atılacak adımlar bellidir. Görüşmeyi çözüm için değil de silah bıraktırmak için yaparız demenin bir olumluluk olmadığı açık. Özellikle bir halkın önderine yaklaşım ortadadır. Bu öndere böyle yaklaşanın sorunu çözme niyetine kim inanır?
Bir Kürt partisinin lideri olan Mesud Barzani’nin her şeyden önce bir Kürt liderine yapılan tecrit, tehdit ve şantaj politikasına karşı çıkması gerekmez mi? Bir Kürt liderine bir buçuk yıldır görülmedik düzeyde düşmanlık yapan, hatta “biz olsaydık asardık” diyen AKP liderine destek vermek tabii ki Kürt halkı tarafından hoş karşılanmayacaktır. Çünkü bu halkın bu öndere nasıl bağlı olduğunu herhalde Mesud Barzani de bilmektedir. Türkiye sadece Kuzeyde değil, tüm parçalarda Kürtlerin kazanım elde etmesini istemiyor. AKP de bu politikayı izliyor. Güneyde de Kürtlerin kazanım elde etmesinden rahatsızlar, ama PKK olduğu müddetçe bunu açık ifade etmiyorlar. Baykal bile bir zamanlar “PKK için onlardan yararlanalım, ilişki kuralım” diyordu. Bu aslında Türkiye devletinin ve Türk siyasetinin KDP ve Güney Kürdistan yönetimiyle olan ilişkilere nasıl baktıklarını gösteriyor.
Şu anda Kürdistan’ın parçalarında özgürlük ve demokrasi coşkusunun en yüksek olduğu yer Rojava Kürdistan’dır. Şu anda ülkelerini özgürleştirmişler ve Demokratik Özerklik’i inşa ediyorlar. Kürt demokrasisi gelişiyor. Tüm alanlarda demokratik kurumlaşmayı geliştiriyorlar. AKP Suriye’de demokrasi ve özgürlük teraneleri atarken Rojava halkının özgürlük ve demokrasi hamlesine düşmanlık yapıyor, Kürtleri tehdit ediyor. Bu durumda Kürdistan’ın en küçük parçasının Türk devletine ve AKP Hükümetine karşı savunulması gerekmez mi? Mevcut durumda tüm Kürt partilerinin ve liderlerinin Rojava Kürdistan’ı herkese karşı savunması gerekmez mi? KDP ve Mesud Barzani AKP kongresine katılarak AKP Hükümeti’nin Rojava Kürdistan politikasına da destek vermiş oluyor. Özcesi Mesud Barzani’nin AKP kongresine katılması sadece kendi bencil çıkarlarıyla ilgilidir. Kuzey Kürdistan’ı ve Rojava’yı dikkate almayan, bu konuda sorumsuzluk denilecek bir tutum içindedir.
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında KDP’nin, Sayın Mesud Barzani’nin AKP’ye yaklaşımlarının sorgulanması gerekir; normal görülmemesi gerekir. Çünkü bu ilişki Kürtlere ilerde çok zarar verebilir. Özellikle en büyük parça olan Kuzey Kürdistan’daki mücadeleye zarar vermesi tüm diğer Kürdistan parçalarını olumsuz etkiler.
KDP ve Güney hükümetinin Rojava Kürdistan’a karşı da sorumsuz yaklaştığını duyuyoruz. Suriye’deki durum nedeniyle Rojava’da ekonomik sorunlar var. Birçok zorunlu ihtiyaçta sıkıntılar yaşanıyor. Türkiye’nin politikası belli. Dışa açılacak kapı Güney Kürdistan var. Ama hala Güney Kürdistan kapısı açılmış değil. Güney Kürdistan’da halkın topladığı yardımlar da Rojava’ya ulaştırılmıyormuş. Siyasal gözlemcilere göre KDP Rojava halkının sıkıntıya düşüp kendisine muhtaç hale gelmesini sağlamak için bu kapıları açmıyormuş. Bu da tabii ki Rojava’daki sıkıntıları arttırıyormuş. Bir Kürt partisinin en küçük Kürdistan parçasına böyle yaklaşması gerçekten de kabul edilecek bir durum değildir.
Rojava Kürdistan Kürtlerin Filistin’idir. Tüm Araplar nasıl ki Filistin’e sahip çıkıyorsa tüm Kürdistan parçalarının ve yurtdışı Kürtlerinin de Rojava Kürdistan’a sahip çıkması gerekir. Bu açıdan Güney Kürdistan hükümeti Rojava kapısını derhal açmalıdır. Kaldı ki Rojava Kürtleri KDP’den para pul istemiyor, silah istemiyor; sadece dört parçadan ve dünyadan gelen yardımların geçmesini istiyor. Rojava ile Güney Kürdistan arasında ticaretin, mal alışverişinin serbest olmasını istiyor. Bunun hala sağlanmaması da büyük bir sorumsuzluktur.
KDP’nin AKP ile ilişkileri her parçadaki Kürtleri olumsuz etkiliyor. Hatta Türkiye KDP ilişkisiyle Kuzey’de ve Rojava’da Kürtlerin mücadelesini geriletmek istiyor. Türkiye’nin Hewler konsolosluğuna gönderdiği raporda KDP’nin kullanılarak Kürtlerin Rojava’da kazanım elde etmesini engelleyelim denilmesi de anlamlıdır. Hewlêr konsolosluğuna gönderilen emir de Türkiye’nin KDP’ye nasıl yaklaştığını ortaya koymaktadır.