İsviçre Gündemi
Metin Aydın bir Kürt genci. 1 yıldır İsviçre’de tutuklu. Onu tanıyanlar bilir, tanımayan da yok gibidir. Gülümsemenin içtenliğini, özgürlük tutkusunun duruşunu, insan sevgisini, dağlara tutkunun anlamını, ilkesel ve etik duruşun vurgusunu, hiç abartısız ve en sade haliyle onda bulursunuz. Sizinle öyle dialoglar kurar ki, düşünmeden gittiği yere gitmek istersiniz. Kürt özgürlük mücadelesine en yalın, en içten, en hesapsız bağlılığını da herkes bilir.
İşte bu gencimiz, Metin’imiz 1 yıldır sevdasından koparıldı. Öyle bir genç ki, Kürdistansız, tutkusuz, mücadelesiz yaşayamayacak biri, 1 yıldır kaderiyle başbaşa. Ben, sen, o, biz seyrediyoruz. Kimbilir Metin Aydın tutuklandığında gönül rahatlığıyla, benim, senin, bizim onu, onlara bırakmayacağımızı da düşünmüştür. Ve kim bilir Metin’in belki de şimdi yaşadığı hayal kırılklığının nedeni tutsaklığı değil de, bizim sessizliğimiz, harekete geçmememiz, seyirci kalışımız olmuştur. Oysa o İsviçre uzun yürüyüşünü, Strassbourg süresiz Açlık Grevini, Öcalan’a Özgürlük kampanyalarını tutsaklık koşullarında desteklemiş, birinde Açlık Grevine, diğerinde Ölüm orucuna yatmış, dışarıdaki arkadaşlarının ikna çabaları sonucu eylemlerini sonlandırmıştı.
Yaşam ve özgürlük karşısındaki duruşumuz aslında ayrıntılarda gizlidir. Kadın ve çocuklarımıza tecavüz edildiğinde, vekillerimiz tutuklandığında, Roboskîler yaşandığında, Kürt ve ilerici basın, aydınlar, devrimciler tutuklandığında, halkımıza orantısız bir güçle saldırıldığında, kadınlarımız eylemlerde sürüklendiğinde verdiğimiz tepkisizliğin bedelidir Metin.
Genel gündeme takılıp, ayrıntılarda sorunlarını çözemeyenler, zaman içinde karşılarında çözümsüz sorunlar yığını bulur ve altında ezilirler. İşte Metin Aydın bu ayrıntılardan biridir. Halkının özgürlüğüne sevdasını, bütün sevdalarından vazgeçerek yaşatmaya çalışan bu genç insan 1 yıldır gözlerimizin önünde İsviçre’de tutuklu bulunmaktadır.
Bile bile, göz göre göre kaderine terkettiğimiz Metin için sessizliğimizi bozalım. Kendi tutsaklığımızdan çıkmadan ne onu özgürleştirebiliriz ne de kendimizi. Elbette şatafalı laflarla, yorumlarla kendimizi işin dışında tutma yüzsüzlüğümüzü bir kenara bırakıp, hayatın içindeki ilişkilerimize Metin’i taşımalı ve özgür bırakılıncaya kadar peşini bırakmamalıyız. Hiç olmazsa şimdi harekete geçelim, İsviçreli basını, sivil örgütlerini, partilerini, insan hakları çevrelerini harekete geçirelim.
Metin’in tutsak kaldığı her gün bizim tutsaklığımız olacaktır.
Metin Aydın mı tutsak biz mi?