
İstiklal Caddesi'ni Tarlabaşı'ndan ayıran bir set işlevini de üstlenen billboardlar, her ne kadar "yeni" ve "herkese yer olan" bir Tarlabaşı resmi sunsa da kentsel dönüşüm projesi sonucu içleri boşaltılarak büyük kısmı yıkılan binalara girildiğinde billboardların bir mitos olduğunu açıkça ortaya çıkıyor. Tarlabaşı'nda önlerine metal levhalar çekilmiş ve içleri boşaltılarak yıkılan tarihi binalardan geriye kalanlar şimdi eski sahipleri yerine Suriye'deki savaştan kaçarak Türkiye'ye gelen ve yaşamlarını idame ettirebilmek için başlarını örtecek bir çatıdan ötesine ihtiyaç duymayacak durumda olan Suriyeli göçmenlere ev sahipliği yapıyor. Boşaltılan binalarda ve yıkıntıların arasında her gün yeni bir hayat kuruluyor. Şantiyenin tozuna, çöpe ve her çökme riski taşıyan binalarda yaşam mücadelesi veren göçmenler, tüm tehlikelere rağmen çaresizlikten buralarda yaşamlarını sürdürmekte. Ev kiralayacak parası olmayan, kalabalık oldukları için kiralık ev bulamayan ve işsiz mülteciler tarafından yaşam alanı haline gelmiş "yeni Tarlabaşı"nda yaşayan göçmenlere evlerin yıkılabileceği ve ölüm riski hatırlatıldığında ise "bina başımıza yıkılır ölürsek an azından bu çileden kurtuluruz" diyerek adeta yaşananlara isyan ediyor. Göçmenlerin en büyük sıkıntıları ise su, elektrik ve sağlık.
SELÇUK ASLAN/DİHA/İSTANBUL