Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği hırsızlık şebekesinin ortaya çıktığı 17-25 Aralık ardından AKP yargısının suç örgütü ilan etmek için Gülen Cemaati’ne taktığı isimle “Fetö”nün en güçlü olduğu kurumların başında TSK’nın geldiği herkesin malumudur. Yine polis içerisinde ciddi bir yapılanmaya sahip olan Gülen Cemaati bir dönem iktidarın silahlı gücü konumundaydı adeta. AKP iktidarı döneminde TSK içerisinde Gülen Cemaati’ne mensup komutanlar ile emniyetten cemaate bağlı polislerin gruplar halinde, Kürdistan’a “atandıkları” biliniyor.
Devlet korumasındaki Cemaat kadroları Kürtlere karşı şiddeti bir “ıslah” aracı olarak kullanıyorlardı. İşledikleri hiç bir suçtan sorumlu tutulmadan hem de. Nitekim AKP yöneticileri 17-25 Aralık sonrası bir çok kez Gülen Cemaati’nin özellikle Kürdistan’da MİT’in kendilerine bırakılmasını istediğini dile getirdiler.
Gülen Cemaati’nin Kürdistan’da istediğini elde edememesinin temel nedeni örgütlü Kürt muhalefetinin buna izin vermemesidir. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin dinin siyasal amaçlarla istismarına karşı gösterdiği ciddi hassasiyettir. Hele devletin dehlizlerinde pişirilmiş bir cemaatin Kürdistan’da din yoluyla resmi devlet ideolojisini yerleştirme çabasına asla göz yumulmamıştır.
Bugün “Fetö”ye üye olmaktan tutuklu bulunan eski Şırnak 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Baysar ile Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Osman Gürcan bu amaçla Kürdistan’da görevlendirilmiş askerlerdi. Her ikisi de Şırnak’ta 246 gün süren sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan sivil katliamlarının, işkencelerin, kayıpların sorumlusudur. Bunlar yaşayan tanıklar tarafından tespit edilmiş gerçeklerdir.
Görevlerinin başında oldukları ve bu suçları işledikleri dönemde ne Tümgeneral Abdullah Baysar ne de Tuğgeneral Ali Osman Gürcan hiç bir cezai, adli veya idari kovuşturmaya tabi tutulmadılar. 15 Temmuz sonrası “Fetö” üyesi olmak suçundan tutuklanan iki asker hakkında HDP Şırnak Milletvekili Aycan İrmez, Şırnak’ta 246 gün uygulanan sokağa çıkma yasağı boyunca işledikleri insanlık suçları nedeni ile bu iki isim hakkında suç duyurusunda bulundu. Tanıklı, delilli bir suç karşısında harekete geçmeyen yargıyı sanıklar başka bir suçtan da olsa hazır tutuklanmışken harekete geçmeye davet etti.
Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı kısa süre önce konuya ilişkin olarak yürüttüğü soruşturmayı karara bağladı. Başsavcılığın kararı şöyle, “şikayet edilen Tümen ve Tugay komutanlarının Şırnak ve ilçelerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları kapsamında, insan haklarına aykırı davrandıkları, sivil can kayıplarına neden oldukları, sivil yerleşimleri yakıp yıktıklarına dair şikayetçi iddiasının soyut ve genel nitelikte bulunduğunu kaydetti. Şikayetin ciddi bulgu ve belgeye dayanmadığını ifade eden savcı, bu nedenle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi.”
25 Aralık 2015’te Cizre’de dedesinin kucağında dedesi ile birlikte katledilen üç aylık Miray İnce’nin ölümü “soyut” bulundu AKP yargısı tarafından. Miray bebeğin ölüm emrini veren iki general AKP’nin koruması altında bu insanlık suçundan muaf tutuldu. Çünkü bu iki general Erdoğan iktidarının Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirmeye yönelik insansızlaştırma politikalarının en ciddi uygulayıcıları oldular. Erdoğan sandıkta elde edilemeyeceği kesinleşen sonuca toplu sürgünlerle ulaşmayı umut ediyor.
Bu konuda DİHABER’in servis ettiği bir haber çok dikkat çekici. Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği (GABB)’nin hazırladığı bir rapora yer verilen habere göre yaklaşık 400 bin insan yaşadığı yerden göç ederek, bölgenin başka kentlerine yerleşti. Raporda, 2015 seçimlerinden 27 Ocak 2017’ye kadar bölgede yaşanan çatışmalı ortamın sonuçlarının seçmen listelerine yansıdığı ancak resmi rakamlara yansımadığına dikkat çekiliyor. Rapora göre; göç ve çatışmalı ortamla birlikte seçmen sayısı en çok Şırnak, Nusaybin, Yüksekova ve Sur’da düştü.
Haberin devamı şöyle, “134 gün süren ve 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı devam eden Nusaybin’de en az 65 bin kişinin göç ettiği belirtildi. Nusaybin’de 1 Kasım seçmen sayısına göre 6 bin 240 seçmen azaldı. Sokağa çıkma yasağının 246 gün sürdüğü Şırnak’ta ise, 6 bin 770 yapının haritadan silindiği bilgisinin yer aldığı raporda, 50 bin kişinin barınma hakkından yoksun bırakıldığı ifade edildi. Rapora göre; Şırnak’ta 1 Kasım seçmen listelerine göre, 4 bin 14 seçmen azaldı. Yüzde 80’i yıkılan Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde ise 6 bin 830 yapı yok olurken, en az 44 bin kişinin ilan edilen sokağa çıkma yasağından kaynaklı göç etmek zorunda kaldığı belirtildi. Yaşanan göçün resmi rakamlarda yansıtılmadığına da değinilen raporda, Yüksekova’da da 1 Kasım seçimlerine göre bin 984 seçmen azaldı.”
GABB’nin raporu da gösteriyor ki bu kapsamlı büyük bir politikadır. Bugün “Fetö”ye üye olmaktan tutuklu bulunan Tümgeneral Abdullah Baysar ile Tuğgeneral Ali Osman Gürcan Erdoğan iktidarının Kürt politikasını uygulamıştır. Bu nedenle de hiç bir cezai müeyyideye çarptırılmamakta aksine korunmaktadırlar. Erdoğan iktidarı ile Gülen Cemaati’nin Kürt katliamı konusundaki işbirliği halen sürmektedir. Mevzu Kürtler olunca Erdoğan iktidarı için “Fetö” teferruattır.