Türkiye'nin şu andaki temel gündemi, Kürt halkının özyönetim iradesini ortaya koyup kendi kendini yönetme kararı ve buna karşı AKP hükümetinin yürüttüğü saldırılar olması gerekirken, olacağı ya da nasıl olacağı belli olmayan bir seçim ve seçim hükümeti olması, aslında bir gündem saptırma ve Kürt halkına yönelik bir özel savaş olmaktadır. 

Kürt halkı PKK öncülüğünde 43 yıldır mücadele vermektedir. Dünyada Kürt halkı kadar uzun süreli bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren başka bir halk yoktur. Kürt halkı kadar demokratik yürüyüş yapan ve serhildan gerçekleştiren başka bir halk yoktur. Neredeyse on yıllardır bu halk oturmamış ve evine girmemiştir. Gerilla da halk da fazlasıyla bedel ödemiştir. Demokratik siyasal mücadeleyi en yoğun veren bir halk olduğu gibi, seçimlere de yüksek düzeyde katılarak iradesini ortaya koydu. Bu halkın demokratik iradesini ortaya koymadığı hiçbir mücadele yöntemi ve biçimi kalmamıştır. En son 7 Haziran seçimlerinde Kürt halkının büyük çoğunluğu HDP'ye oy vermiş; seçim sonuçlarından da Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü mesajı çıkmıştır. Ancak AKP Hükümeti Kürt halkının ve Türkiye halklarının bu iradesini yok saymıştır. 

Kürt halkı on yıllardır en ağır bedeller vererek her türlü mücadeleyi yürütüp seçimlerde de ezici çoğunlukla özgür ve demokratik yaşam iradesini ortaya koyduğundan, bunların dikkate alınmaması karşısında kendi kendini yönetmeyi ifade eden demokratik özyönetim olma kararını kamuoyuna ve halklarımıza duyurmuştur. Türk devletinin demokratik iradesini kabul edip tanımadığı ortamda kendi kendini yönetme kararı almıştır. Bu, aynı zamanda Kürdistan'da yerel demokrasiyi gerçekleştirme iradesi ve kararlığıdır. Kürt halkı bu iradesini silahlarıyla ilan etmemiştir; kadını, erkeği, genci ve yaşlısıyla sivil olarak kameraların karşısına geçip ortaya koymuştur. Halk bunu büyük bir heyecanla ve coşkuyla ortaya koyduğu gibi, her demokratın da bunu heyecan ve coşkuyla karşılaması gerekmektedir. 

Kürt halkı her türlü mücadeleyi verdi; Önder Apo ve Özgürlük Hareketi demokratik siyasal yollarla müzakere ve uzlaşma temelinde özgür ve demokratik yaşama kavuşmayı tercih etti. Ancak Türk devleti ve AKP Hükümeti Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını kabul eden adımlar atmayınca Kürt halkının kendi işlerini kendi yapma ve bu temelde özgür ve demokratik yaşamını inşa etme ve gerçekleştirme dışında başka yolu kalmadı. Bunu da sadece demokratik bir siyasi tutumla yaptı. "Devlet olabilirsin, askerlerle sınırlarını koruyabilirsin, benim yaşamıma karışmadan varlığını sürdürebilirsin" dedi. Ancak hegemonik ve totaliter iktidar anlayışıyla insanların beyinlerini ve yüreklerini bile işgal etmek istediği için, Türk devleti halkın bu sivil ve demokratik iradesini ezme saldırısı yürütmüştür. Böylece halkı yıldırmak istemiştir.  

Kuşkusuz Türk devleti tekçi, hegemonik, kültürel soykırımcı sömürgeci bir zihniyete sahip olduğu için Kürt halkının bu demokratik iradesini kendiliğinden kabul etmeyecektir. Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı on yıllardır sürdürdüğü kirli ve özel savaş politikasıyla bunu ortaya koymuş durumdadır. Bu durum karşısında Kürt halkı kesinlikle boyun eğmemelidir. Özyönetim ve kendi kendini yönetme adımı coşkuyla, heyecanıyla ve kararlılıkla korunması gereken özgür ve demokratik yaşam adımıdır. Dolayısıyla Kürt halkı tamamen haklı ve meşru bir tutum göstermektedir. Bu açıdan ürkmeden, çekinmeden köyüne ve mahallesine sahip çıkmalıdır. Göğüslerini siper ederek meydanları ve sokakları işgalci güçlere bırakmamalıdır. AKP hükümeti öz yönetimleri kriminalize ederek, öz yönetim ilanını bir savaş durumu haline getirerek halkın öz yönetim iradesini kırmak istemektedir. Halkımız bu tehdit ve şantajlara boyun eğmemelidir. Başta öz yönetimlerini ilan eden yerler olmak üzere, sokakları ve meydanları doldurarak kendi iradesine ve kararına sonuna kadar sahip çıkacağını göstermelidir. 

Sokağa çıkmayın diyenler meşru olmayan bir hükümetin emrindeki güçlerdir. Bu açıdan Gever halkı da, öz yönetimlerini ilan eden tüm yerler de bu tür yasakları dinlememelidir. Sokaklara ve meydanlara çıkmaması gerekenler, bu gayri meşru hükümetin faşist güçleridir. Sokaklara ve meydanlara çıkmaması gerekenler "Türk’ün gücünü göstereceğiz" diyerek Kürt halkını tehdit edenlerdir. 

Bu tehdit ve şantajlar karşısında Kürt halkı demokratik iradesini ve gücünü göstererek devletin polisini ve askerini mahallelerine ve sokaklarına sokmamalıdır. Hiçbir güç halkın özgürlük ve demokrasi iradesini kıramaz. 

Tabi ki Gever halkı da, Silvan halkı da, Varto halkı da yalnız bırakılmamalıdır. Kürt halkı ve tüm demokrasi güçleri her yerde ayağa kalkıp bu baskıları püskürterek Kürdistan'ı özgürleştirme temelinde Türkiye'yi demokratikleştirip özgürleştirmelidir.