Grek, tragedyasında "Her ölünün mezar hakkı vardır." Çünkü savaşçı öldürdüğü düşmanının bedenine saygı duymuyorsa girdiği savaşı kaybetmiştir. Onun için ölüye saygı, girdiği savaşı kazanmakla eşdeğerdedir. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasına baktığımızda son aylarda yaşananlar tam da bunun göstergesi olsa gerek. Bir tarafta mücadeleyi kaybeden devletin hırçınlığı diğer tarafta ise çözüm uğruna can veren Kürt hareketi.

Özellikle de 7 Haziran seçim yenilgisi, sömürgeci sistemi ve zihinleri işgal olanları daha da pervasız yaptı, önümüzdeki günlerde bu pervasızlığın daha da yükseleceğine dair işaretleri görebiliyoruz ve şaşırmıyoruz.

Ne yazık ki zihinlerin işgali edilmesi ile başlayan ve daha sonra zihni asimilasyon araçları ile yeniden yapılandıran sistem olan sömürgecilik her dönemde aygıtlarını ve yöntemlerini değiştirse de özü itibarıyla zihin işgalinden asla vazgeçmez çünkü bu onun tek varlık koşuludur.

Kürt hareketinin anti sömürgeci mücadelesi tam da bu zihin işgaline karşı verilen mücadeledir. Eminim birleri hadi oradan diyebilir, sömürgecilik mi kaldı ya da keklik soyundan gelenler gibi bu çağda niye mücadele edelim ki "Bırakın bunları" deyip kendi zihin işgallerine razı olabilirler. 

Ama unutmayın ki birey olmak kendi gözleri ve cesareti ile varoluş kaygıları yaşayanlar hiç de bu köksüz, ruhsuz ve "aşağılık kompleksini" her hücresinde taşıyanlar gibi bakmaz hayata. 

Çünkü onların ruhları henüz satılmamış, zihinleri işgal edilmemiştir. Kürt hareketinin politik ve silahlı mücadelesi de bu zihin işgaline karşıdır. Çünkü "Doğu cephesinde" değişen bir şey yok ve aslında hiç olmadı. 

Bu duruma en iyi örnek ise savaşta öldürülen insanlara yapılan muamelenin değişememiş olmasıdır. Savaşta öldürülen insanlar, 1990’larda da boyunlarına ip geçirilip, panzerlerin arkasında gezindiriliyor, kulakları kesilip hatıra diye kavanozlarda saklanıyordu. Yine çocuklar terörist diye katlediliyor, faili meçhul cinayetler işleniyordu. Kentler panzerlerin işgaliyle yerle bir ediliyordu.

Geldik 2015 yılına; Şimdi de yine aynı yöntemle bu vahşete hız kesmeden devam ediliyor. Burada asıl vurgulamak istediğim şey ise zihin işgaline uğrayanların aslında bu psikopatlar olduğu ve girdiği her savaşta yenilgi ile çıktığıdır. Çünkü hiçbir sorun şiddetle çözülmemiş daima barışla diyalogla çözülmüştür.

Onun için Kürt hareketine yönelik eleştirisi olanlara önerim, öncelikle bu psikotik ve yenilen ruhun neler yapabileceğini anlamaları olacak. Elbette sürekli yenilen tarafın silahlı ve politik alanda savaşan Kürt hareketi ile empati kurmasını bekleyemem ama damarlarında azıcık vicdan dolaşanlardan bunu beklemem yanlış olmasa gerek. Çünkü sömürgeci işgal hep şunu dayattı Kürt hareketine; "Dağa çıkma, politika yapma!" "Bırak seni kendime benzeteyim." Sahi anlamadınız mı hala, Kürt hareketi size benzemek istemiyor. Düşmanı da olsa ölülere işkence yapmak, sivillere saldırı düzenlemek istemiyor.

Sonuç olarak ölülere acı çektirme tarihin her çağında olagelmiş bir durumdur. Bunun arkasında da yine öte dünya inancı vardır. Çünkü toprağa gömülmeyen ölünün cennete gitme şansı da yoktur bazı kültürlerde. Bu zihin işgalinin bunca asırdır devam etmesi ise ayrı bir vahşettir. 

Ne yazık ki bu sömürgeci zihniyet daha önce de aynı uygulamayı, Ermenilere, Süryanilere, Êzîdîlere, Bulgarlara ve Kürtlere karşı yaptı onların ölü bedenlerini toprakla buluşturmamak için her türlü vahşeti, işkence yöntemini denedi. 

Savaşın ya da öldürmenin etik boyutu var mı bilmiyorum. Ama insanlığın ortak vicdanında ölü bedenlere işkence yapmak yoktur. 

Ve "Mezar hakkı herkese verilmiştir."