Bilim-Teknik GÜNDEMİ


Yapılan araştırmalar bundan 3 milyon yıl önce insanların atalarının ölülerini gömdüğünü gösteriyor. Mezarlar bize düşünce tarzımız, yaşama bakışımız, empatimiz, ahlaki değerlerimiz konusunda büyük ipuçları veriyor. 

New Scientist dergisi insanların düşünen bir canlı olarak evrimleşmesinin göstergeleri olan 10 mezarın hikayesini yayınladı. İşte o mezarlar:


2-3 milyon yıl önce: İlk mezarlar

Güney Afrika’daki Yükselen Yıldız mağarasında bundan 2 ile 3 milyon yıl öncesine ait kemikler bulundu. Kemikler üzerinde inceleme yapan bilim insanları bunları modern insanın atalarından Homo Naledi türüne ait olduğunu keşfetti. 

Ancak bir sorun vardı. Söz konusu kemiklerin bulunduğu mağara ciddi dağcıların tırmanmakta dahi zorlanacakları diklikte bir alandaydı. Buradaki bulgular cenazelerin bilinçli bir şekilde gömüldüğünü gösteriyordu. 

Yükselen Yıldız’ın keşfine kadar bilinen en eski mezarlık İspanya’daki Sime de los Huesos ya da „Kemik Kuyusu“ydu. Atapuerca Dağlarındaki 13 metrelik bir yamaçtaki mağaralardan oluşan mezarlıkta aynı 30 kişinin kemikleri bulunuyordu. Kemiklerin yanında bulunan bir taş çekiç ve kırmızı kuvarsit taşları ölülerin gömüldükten sonra mezar yerinin ziyaret edildiğini gösteriyor. 

En az 400 bin yıl önce atalarımızın ölülerini gömme geleneğine sahip olmaları bize daha o dönemlerde sembolik düşünme yetisine sahip olduklarını gösteriyor. İnsanları hayvanlardan ayıran benlik olgusunun bu dönemde var olması bize insanların düşünsel evrimi konusunda eşsiz bir veri sunuyor. 


160 bin yıl önce: Hero Bouri kafatasları

1997 yılında Etyopya’nın Herto Bouri bölgesinde bulunan üç kafatası bilim dünyasında tartışmaya neden oldu. 160 bin yıl önce eş zamanlı olarak yaşamış iki yetişkin ve 7 yaşında bir çocuğa ait kafatasları üzerinde keskin bir alet izi bulundu. Bu izler kafatasları üzerindeki dokuların kemiklerden ayrılması için kullanıldığını gösteriyordu. 

İnsanların ataları arasında yamyamlık şaşırtıcı bir şekilde yaygındı. Ancak Herto Bouri’deki kafatasları, içi açılmak için kırılmak yerine keskin bir aletle dokudan ayrılmış ve daha sonra da özenle zımparalar tarzda düzeltilmeye çalışılmıştı. Kafataslarının yakınında herhangi bir başka fosile rastlanmadı. Bu da kafataslarının belli bir süre taşındığını gösteriyordu. 

Bilim insanları bu kafataslarını her kim ya da kimler taşımışsa yaptıkları işe sembolik bir anlam biçtiğini düşünüyor. Ya da belki de ölümden sonrasıyla, ölülere ne olduğuyla ilgileniyordu. Her ikisi de toplumsal yaşamımızın önemli bir boyutunu şekillendiren ölümden sonra yaşam ve onun üzerinde gelişen düşüncelerin kaynağına işaret ediyor. 


120 bin yıl önce: Kırmızı ritüellerin rengi

Bundan 120 bin yıl önce bildiğimiz kadarıyla insanların ataları henüz iletişim için komplike bir dil geliştirmemişti. Ancak sembolizm artık onların yaşamlarının bir parçasıydı. İsrail’in kuzeyindeki Skhul’da bulunan 10 kişi mezarlarına elleri göğüslerine kavuşturulmuş ve bacakları birleştirilmiş şekilde gömülmüştü. Bir yetişkinin elinde vahşi bir domuzun alt çenesi, bir diğerinde ise bir dağ keçisinin kafatası vardı. Tüm mezarlarda da deniz kabukları ve işlenmiş küçük taşlar bulundu. En önemlisi de toprak boyası özel olarak mezarlarda kullanılmıştı, rengi de kırmızıydı. 

Haifa yakınlarındaki Qafzeh mezarlığında ise 90 bin yıllık mezarlarda da aynı kırmızı boyanın izleri bulundu. Ölülerin her iki mezarlık bölgesinde de son derece nizami bir şekilde gömüldükleri ve daha sonra da ziyaret edildiğine ilişkin bulgular vardı.  


43 bin yıl önce: Bir kemik yığını

Yaklaşık 100 yıl önce İspanya’nın Murcia şehri yakınlarında 20 metrelik bir tünel açmaya çalışan madenciler bir yığın kemiğe rastladı. Kemikler 43 bin yıl önce bölgede yaşayan Neandarthallara aitti. Üst üste dizilmiş olan bazı mezarlar, taşlarla birbirinden ayrılmış ve ölüler mezara yerleştirilirken özel olarak düzenlenmişti. 


15 bin yıl önce: Gelişmiş manevi yanımız

İnsanlar tarihlerinin çok büyük bir bölümünü yiyecek arayan göçmenler olarak geçirdi. İnsanlar nasıl oldu da Doğu Akdeniz’de tarıma bağlı topluluklar haline geldiler henüz bilmiyoruz. Natufyan kültürü bu topluluklardan biriydi. Kuzey İsrail’de Natufyanlara ait bir mezarda 50 kaplumbağa kabuğu ve ek bir insan ayağı bulundu. Yaşlı bir kadın bazalt taşından bir lahit içine gömülmüştü. Mezarlarda leopar gibi birçok hayvanın da kemiklerine rastlandı. 

Bilim insanlarına göre buradaki mezarlar tarihteki ilk Şaman mezarları. Tarihte ilk kez dini gömülme Natufyan kültüründen görüldü. Artık insanlar ölümden sonrasını ya da yaşamla ölüm arasındaki bağı sorgular hale gelmişlerdi. 


12 bin 600 yıl önce: Amerika’daki taş devri göçmenleri

İnsanların ne zaman Amerika’ya vardıkları kesin olarak bilinmiyor. Şu ana kadar elde edilen verilere göre Asya’dan yola çıkan bir grup Taş Devri kabilesi 16 bin yıl önce bu kıtaya vardı. Bunlar kıtada 13 bin yıl önce egemen olan Clovis kültürünün öncülleriydi. 

1968’da Montana’da bir yeraltı mağarasında bulunan mezar da bu kültüre aitti. 12 bin 600 yıl yaşındaki bu mezarda öldüğü zaman üç yaşında olan bir çocuk yatıyordu. Mezarda kırmızı toprak ile boyanmış çok sayıda kemik alet ve çakmaktaşları bulundu. Gömülen kişiyle birlikte eşyaların gömülmesi dini inancın artık gelişmeye başladığını ve Yeni Kıtada da bu inancın yayıldığını gösteriyordu. 


9 bin yıl önce: Ölülerle uyumak

Bugün herhalde kimse ölen yakınlarını yatağının altına gömmez. Ama Çatalhöyük’te bundan 9 bin yıl önce yaşayanlar aynen böyle yapıyordu. Aileden biri öldüğü zaman onu evin içine kazılan mezara gömüyor ve üstüne atılan bir döşekte yatılıyordu. Aile başka bir yere taşındığı zaman ölülerini yanında götürüyor ve orada da yataklarının altına gömüyordu. 

Ata, soy, sop kavramlarının bu dönemlerde son derece geliştiği ve insanlığın hafızasına kazındığı düşünülüyor. 


5 bin 500 yıl önce: Kültürlerin buluştuğu mezarlar

5 bin 500 yıl önce Yamnaya halkı günümüz güneybatı Rusya topraklarından Batıya doğru açılan bir halktı. Birçok Avrupa dilinin kökenini oluşturan bir dil konuşuyorlar, tekerlekli at arabası kullanıp, çok geniş bir alanda ticaret yapıyorlardı. 

Rusya’nın Utyevka bölgesinde bulunan bir Yamnaka mezarı tam 100 metre uzunluğundaydı. Mezarın içine toplumda statüsü oldukça yüksek birinin bulunduğu düşünülüyor. Bunun nedeni ise bakır çekiç, altın küpe, çok sayıda dönemin silahını barındırıyordu. Gömülme sırasında büyük bir tören yapılmış birçok kişi mezarın içine „adaklarını“ koymuştu. Bu adaklar çok farklı bölgelerden Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, Asya’dan gelen aletlerden oluşuyordu. 

Bu mezarlar kültürler arası alışverişin, ulaşım olanlarının alabildiğince kısıtlı olmasına rağmen var olduğunu gösteriyor. 


Son 1000 yıl

Bir mezar birçok şey anlatabilir. Özellikle yakın tarihimizde yaşanan gelişmelerle ilgili olarak mezarlıklarda başvurabileceğimiz birçok kaynak var. Örneğin 1300-1800 yılları arasındaki toplu mezarlarda yapılan incelemelerde Kara Ölüm salgının bilançosu daha da netleşti. Hatta koleranın zaman içerisinde nasıl mutasyona uğradığı gibi kilit bilgilere sahip olduk. 

Son bin yılda insanlığın gelişimi konusunda mezarlıklar artık çok dramatik veriler sunamaz ama yakın tarihimizdeki birçok gelişmenin ipuçları halen yanından geçerken hafiften ürperdiğimiz mezarlıklardan saklı. 


HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU