Savunmasız köyleri yakarak, tuttuğu Kürdü işkenceyle cansız bırakarak, helikopterlerden atarak, Cizre’nin Kuşkonmaz köyü örneğinde görüldüğü üzere bebeği, ihtiyarıyla evinde uyuyan insanları, tavuğu, keçisi, danasıyla ahırdaki hayvanları havadan bombalayarak, Roboskî’de tacir çocukları topluca katlederek, Kürtlere karşı büyük zaferler kazanmış Türk ordusu, mezarlığı da zaiyatsız, zahmetsiz kolaylıkla fethetmişti.
Başında General Necdet Özel’in bulunduğu Türk Genelkurmay Başkanlığı, yalanlar dolambacına yenisini ekleyerek, mezarlığın çetin savaştan sonra ele geçirildiliğini şöyle açıklıyordu: “200-250 kişilik bir grup roketatar, piyade tüfeği ve el yapımı roketatarlarla saldırdı."
Sahiplerine yakışan ve yalnızca yandaşlarını inandıran büyük bir yalandı, bu. Köylüler, insanı insan yapan yüce değerlerden mezarlığa saldırının tanığıydı. Köylüler, mezarlık meydan muharebesinde, ordudan arta kalan kovalar dolusu kovan toplamış, ama herhangi bir savunma görmemişlerdi.
Önlerine çıkıp, “yatanları taciz, mezarlığı kurşunlayıp, rokete tutarak insanlığımızı öldürmeyin" diyenlerden Mehdin Taşkın’da katledilmişti.
Öte yandan, Komutan Mahsum’un heykelinin tarihçesini dün Türk medyasında okuduk. Heykel, sekiz ay önce yapılmış, 15 Ağustos’ta da açılışı yapılmıştı. İki kişiye bir takipçi ajan ya da polisin düştüğü Diyarbakır’da bu fark edilmemiş, ama Erdoğan’ın Sultan cülüsü (tahta çıkışı) misali tekliğe tırmanışına zafer armağanı gerekliydi.
Bravo, kanlı zafer yakışır ve bu tür zaferler hep yakıştı zaten…
Dağılıp mejmurde geri çekilen Yunan ordusunu arkadan vuran büyük taarruzdan daha kolay, zaferse ona oranla daha yakındı. Toprak altında yatan gerilla ve Komutan Mahsum heykelinin cana gelip koyma imkanı zaten yoktu.
Bu doğru ve gerçek. Yine de, bu zafer hem kutlanmayı, hem de kutsanmayı hak ediyor. Çünkü mezarlarla savaş, belki başka gezegenlerde var ama, yer yüzünün savaşlar tarihinde benzeri yoktu. Bu bir ilkti. O da Türk ordusuna nasip olmuştur.
Ancak hem Başbakan, hem de Cumhurbaşkanı unvanlı, Türk halkının dünyada eşi yok "tek reisi" Recep Tayyip, yer yüzü ilki mezarlık fetihlerini kutlamasız, hayır dualarıyla kutsamasız, boynu bükük bırakmış, Başkomutan General Necdet’e, “yeni mezarlık meydan muharebelerinde sana başarılar dilerim" bile dememiştir.
Halbuki Roboskî katliamını kutlayarak ne güzel moral vermişti!...
Neyseki, emir ile komutasındaki medya, fethedilen mezarlığa General Necdet’in heykeli dikilmesi önermesini eksik bırakmakla birlikte, gereken kutsamayı, yağlama, yıkamayı, tam tekmil övgüyle yerine getirdi.
Generalinin askerleri de, İslam'ın çağlar gerisinden ışıldayan yeni yıldızı IŞİD ruhuna gönderme ile Komutan Mahsum’un başına ayak basarak generallerine poz verdiler.
IŞİD’in askerleri de törensellikle devirdikleri heykellere ayak basarak tarihe vahşetlerini not ediyorlardı. Mezarlıkları fethedip tahrip ediyor, insan kesiyor, kesik insan başlarıyla hatıra fotoğrafı çektirmeyi İslam'ın yeni icadı olarak sunuyorlardı.
İnsanlığa yararlı bir icadı olmayanlar, dehşet ve vahşet icat ediyorlardı, bununla.
Ancak, Kürtler için bu, yeni bir icat değildi. Türk-İslam ordusunun neferleri 1990’larda Kürdistan çocuklarının kan sızan kesik başlarıyla kameralara gülümsüyor, “hatıra" fotoğraflar, dünya medyasında “barbara bak, barbara" başlığıyla yer alınca, hükümet “montaj" deyip geçiyordu.
Katledilmişlere basarak hatıra fotoğrafları çektirme, ölüleri çırılçıplak şehir ve kasaba meydanlarında güneş altında günlerce teşhir, Kürtlerin kulak, burun kıkırdağından tesbih üretimi IŞİD’den önce, bunların icadıydı.
Hürriyet Gazetesinden Şenay Düdek adındaki bir kadın, Kürt gerilla bedeninden parçalarından yapılmış tesbihi sallayan bir askerin övünmesini, iftiharla sunmuştu.
Kürtler, o nedenle IŞİD’i uzaklarda aramıyor. Kürdistan’ın yakılmış, yıkılmışlığı, vahşi katliamlar IŞİD’in izdüşümüdür. Buna mezarlığa hücum ve heykel katli de eklendi.
Oysa, medeni dünya mezarlıkları, orada yatanların, değişik boy heykeller müzesidir. İnsan hayatı kadar kutsal ve dokunulmaz, insan olana.
İnsana göre olan, IŞİD ruhuna uygun değildir..
Mahsum Korkmaz’ın doğranıp yerde basılması, IŞİD ruhunun yeniden Kürdistan üstünde dolaştırma tehdidir. Ama nafile…
Mezarlık meydan muharebesi
Türk ordusunun, Lice dağları eteklerindeki mezarlığa, hava gücü destekli, tank ve toplarla taarruzu, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi'nin ilk cephe komutanlarından Mahsum Korkmaz heykelinin esir alınması ve “yerinde etkisiz hale getirilmesi" yeni bir fetihti.