Bir ülkenin boydan boya mezarlığa dönüştüğü görülmüş mü? Kültürlerin, insanların, değerlerin, ahlakın ve insanlığa dair her şeyin öldürülüp gömüldüğü, tüm anlamlı varoluşların toprakaltı edildiği bir ülke düşünelim bir an. Kültürlerin de insanlar gibi yakıldığı, öldürülüp gömüldüğü, küllerinin dahi yok edilmeye çalışıldığı bir ülke… Toprağın altında insanlar, değerler, kültürler, diller hasılı insani değerler, bir gün toprağın üstüne çıkmayı ve yeşerip güneşle buluşmayı bekliyorlar. Bulmak sevindirdiği kadar kaybedilmişliğe dair bir hüznü getirir. Bunun en fazla yaşandığı ülke Türkiyedir.
Türkiye, birçok kültür, inanç, dil, değer ve insan toprak altı edilerek mezarlıklar ülkesi haline getirilmiş. Ermeni, Rum ya da Kürt toplulukların yaşadığı katliamlar bunu kanıtlar. Dersim, Zilan, Şırnak, Koçgiri, Hakkari ve Maraş başta olmak üzere tüm Kürdistan toprağı kanıtlar bunu.
Bir tek mezarlıklar ülkesinde inkar edilmeyen Kürtler, bu çemberden çıkarak yaşama cesareti gösterdiler. Biz diyelim ölümden döndüler. Ölümden dönebilmenin pahası büyük oldu, büyük ölümlerle oldu. Kürt varlığı yokoluştan döndü. Hiçbir hakikat rakamlarla ölçülmez ama Kürtler, milyonlarla ifade edilen varlığının inkarının ölümcül tanımsızlığından kurtuldu.
Öyle ki, var olan ve bunu en iyi kendileri bilen Kürtler, ancak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi PKK ile varlığına inanır oldu. Alınyazısına, zamana yayılmış bir yokoluşu, bir ölümcül kabullenişi ekleyen halk, yaşama kararı verdi. Mezardan çıkarak yaşama kararı vermek bir özgürlük eğilimidir. Bu, bir kadının koca himayesine girmeden, hiç kimsenin olmadan xwebûn olarak yaşam kararı vermesi gibidir. Nasıl ki terkedilmiş kocaların katil kimliği var, aynı gerçek tüm hegemonik ilişkilerde de mevcuttur. Kürt halkının özgürlük eğilimi karşısında, Kürtlerin kendiliklerini yaşama kararlılığı karşısında Türkiye devletinin yaşadığı tam da terkedilmiş kocanın ruh haline benzemektedir. Karşısında bıçak çekip öldürmekten başka bir şey düşünememektedir.
İleri faşizm uygulanıyor, ölümler çoğalıyor. Önder Abdullah Öcalan çok çocuklu olmanın soykırım karşısında varlığını sürdürebilmenin en çaresiz, cahil, özbilinçten ve özgürlükten uzak yanı olduğunu belirtir. Kendi kültürüyle, diliyle, ruhuyla, kendi yaşam alanlarında özgür olmadıktan sonra sayısal çoğalmanın bir anlamı yoktur.
Bu, Kürtlerde olduğu gibi yoğun katliamlardan geçirilen tüm toplumlarda görülen yetersiz bir varolma çabasıdır. Kürt toplumu bu aşamalardan geçerek ahlaki ve politik toplum olarak, kendi varlığını tanıyıp özbilinci yaratarak ve özgürlük anlamını yücelterek yaşamanın adımlarını atmaktadır. Kürtler tarihlerinde ilk kez özgür yaşama adımı atmış ve bunu kendi özbilinç ve özyönetim gücüyle sağlama kararlılığına meyletmiştir. Tabi ki bu boşanma eğilimi, hemen karşısında öldürülme gerçeğini buluyor.
Öldürmenin çok çeşitli biçimi uygulanıyor. Fiziksel öldürmeler vicdanları donduran bir şekilde toplu katliamla sürüyor. En son 34 Kürt genci savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledildi. Yine okulda, hastanede, hapishanede, kışlalarda, sokaklarda tek tek öldürmeler sürüyor. Ayrıca TRT 6 gibi yollarla Kürt ruhu öldürülmeye, hatta Kürt dili kullanılarak bu yapılmaya çalışılıyor. Bunlara rağmen Kürtçenin karın doyurmadığı, medeniyet dili olmadığı söylemleriyle Kürtlük aşağılanıyor.
Sorun karın doyurmaksa Kürtlerin karnı Türkçe okumayla da doymuyor ama tabi ki sorun bu değil. Sorun Kürt halkının kendi entitesiyle yaşama iradesini göstermesi, kendisi olmak istemesi ve bunun için verdiği bedelleri bir özgürlük gereği bilmesidir.
Toplumların dillerini, kültürlerini hiyerarşik bir sınıflandırmaya tabi tutup kendi dışındakiler karşısında hegemonik bir konumda durmak meseledir. Bu mesele Türkiye tarihinin, dilinin, kültürlerinin de çıkmazıdır aynı zamanda. İşte bu çıkmaz mezarlıkları çoğaltmaktadır.
Oysa tarihsel toplum, mezarlıklar yerine cennet mekanlar ve zamanlar yaşamayı hakediyor. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası, toplumları ve toprakları bunu hakediyor. Kürt Halk önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus projesi, mezarlıklardan çıkmanın tek yoludur. Bugün tüm özgürlük istemleri, kendin olma arayışları ve bir arada-onurlu yaşama eğilimleri demokratik ulus çözümüne doğru akmaktadır. Doğal olan budur. Doğal olmayan ise bu özgürleşme eğilimleri karşısında mezarlıkları çoğaltmaktır.