Bir yaşam döngüsü olarak kendini dönüştürerek yenilemenin zamanı geldiğinde, hiçbir fırtınanın engel olamadığı bir esintiyle birer birer başkaldırır, fışkırır tomurcuklar.
En güzel hallerini rengarenk gösterirler cömertçe. Adeta güzelliklerinin farkında olarak yaşamı bütünlerler. Bir dönem dinlenmişliğin enerjisiyle, canlanırlar Newroz heyecanıyla.  Sonra Nisan’da yaşamla buluşurlar yeşil, sarı, kırmızı, mor, pembe …
Kendilerini doğururlar sancıları birer figür, yaşam govendinde. Evet, doğa kendinden doğuran bir ana olur tüm evrene.
Rêber Apo’nun Nisan ayında doğuşunu hep bir çiçeğin doğuşuna benzetirim. Öyle bir çiçek ki; her rengi kendinde barındıran bir gökkuşağı çiçeği.

Kürdistan bahçesinde boy verdi

Mezopotamya’nın verimli topraklarında kök salan, Kürdistan bahçesinde boy veren bir çiçek.
Kendisinden önceki bin yılların güzelliğini hissedip, var olanın çarpıtılmış hakikat olduğunu erkenden çocuk yüreğiyle sorgulayan, kavrayan ve gerçeğe yol alma mücadelesine cesaret eden bir Önder.
Bu yol öyle düz bir yol değildi elbette ki. Çünkü vicdansızlıkla, ahlaksızlıkla, yalanlarla örülen duvarlar vardı. Bunları yıkmak, aşmak için gereken şeyin bir insanlık mücadelesi olduğunu biliyordu. Bunun için tanrısal yalnızlığı da, yakılmayı da, çarmıha gerilmeyi de göze alarak yürümeye koyuldu, putların kırıldığı memleketten. Mekanlara sığmayan ruhuyla dağlara sevdalandı.
   
Önce bir isyanla başladı.

Kendi yok sayılan, doğalında adı, dili yasak olan bir kimse olarak, yaşamanın kendisineydi isyanı. Bir çuval buğdaya satılan yaşamın, Oyun arkadaşının 12’sinde diri diri bir eve gömülmesinin acısınaydı isyanı.
Bu kadar anlamsızlığa boğulmuş, sadece nefes alma, yeme içmeye, üremeye dayalı yaşamaydı isyanı. 
Tanrıçalar diyarında, tanrıçalarının karılaştırılmasınaydı isyanı.
Sonra tek tek insanları, insan olduklarına, yaratılan sahte tanrıların birer hak yiyici olduklarına inandırmakla devam etti işe. Onun için bu mücadele uzun soluklu bir mücadeleydi ve geri dönülmez bir özgürlük serüveniydi.
Ya özgür yaşayacaktı ya da hiç yaşanmamış sayacaktı yaşamı.

Özgürlük toplumsal yaşanır

Özgürlüğün, toplumsal yaşanılacak bir şey olduğunu fark ettikçe, zulüm sisteminin can damarını yakalamıştı. Çünkü onlar zalimliklerine toplumu toplum olmaktan çıkarmakla başlamışlardı ve toplumu savaşlara, açlığa, onursuzluğa sürükledikçe kendi sistemlerini sürdürebiliyorlardı. Özellikle ilk insanların bir arada yaşama örgüsü olan ahlak yerine, kendi tanrılaştırdıkları yasaları koyup tanrı hükmünü kendileri verebiliyordu. Onlara isyan etme ölme sebebiyken, onlarla savaşma olsa olsa delilikti. O da dağların delisi olarak, bu savaşım için çoktan kararını vermişti, mensup olduğu bir halkın kimliksizliğinde ve kimsesizliğinde.

Yaşamın anlamı oldular…

Adeta Nuh’un gemisi misali Agirî’nin, Cûdî’nin zirvelerine konumladı kavmini. Özgür yaşam prototipi olarak kadın ve erkek birlikte yaşamı nasıl gerçekleştirir kahramanlığında Hakiler, Kemal Pirler, Mazlumlar, Fikriler, Beritanlar, Zilanlar, Semalar, Saralar ve daha binlercesi kendileri yaşamın anlamı oldular.
Arkadaşlığa olan tutkusuyla arkadaşlarını, toplumsallığını oluşturmak için milyonları kendinde sentezledi, kendini milyonlarca yüreğe paylaştırdı. Artık herkeste bir parçaydı ve herkes ondan bir parçaydı.
Bir ateş topu gibi büyüdükçe büyüdü özgürlük sevdası.  Bu ateşle ısınan yürekler, ateşin sırrına ulaşmak isteyen kelebekler misali, gerçeğin peşinde dördüncü kelebek olmayı seçtiler. 

Özgürlüğü haykırdı
Ve dördüncü kelebeklerin buluştuğu hakikat, özgür yaşam sırrı olan toplumuna adanmaydı. Kendini aşma ve biz olmaktı.
Bu hakikatle büyüdü bir önder olarak, barışın coğrafyası olan Mezopotamya’da. Büyük bir emekle, büyük bir sabırla ve büyük bir direnişle halkların kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü için 15 yılı bulan İmralı sistemine rağmen, milyonların şahitliğinde barışı haykırdı.
“Biz direnirken de korkmadık, barışırken de korkmayacağız’ diyerek, barışın da bir cesaret işi olduğunu herkese hatırlattı. 
Direnişin, özgürlüğün ve barışın cesaretini bize sağladığın için mutluyuz, umutluyuz.
Yüreğimize doğan özgürlük;
Mezopotamya’ya doğan barış önderliği; Rêber Apo
4 Nisan kutlu olsun...
 


ZÎNÊ AGIRÎ