
Son MGK toplantısında tüm parçalardaki Kürtler yine hedef oldu. Kaba ve azgın bir düşmanlıkla tehditler savruldu. Özellikle Rojava için gizlenemez bir kin ve düşmanlık gösterisi sergilendi. Türkiye sınırlarında bir “terör devletine izin vermeyecektir” denildi. Küçücük Kıbrıs adasını işgal edip orada bir Türk devleti kurmaya çalışan Türk ırkçılığı sıra Kürtlere geldi mi elektrik çarpmışa dönüyor. Bu derin Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin varlığını kendi varlığı için tehdit sayan hastalıklı zihniyet tüm kötülüklerin ve melanetlerin kaynağına dönmüş durumda.
Yıllardır oluk oluk kan akmakta. Türkiye’nin tüm dengeleri bozuldu. Ortadoğu girdabında giderek yalnızlığa itildi. Milyarlarca maddi kaynak heba edildi. Türkiye böyle yapmak zorunda değildi. Önder Apo barışın ve ortak kazanmanın tüm kapılarını açtı. Türkiye bu şansla oynamasaydı şimdi çok etkin bir konumda olacaktı. Ekonomik olarak yanı başındaki Rojava ve tüm Suriye’de hâkim olurdu. Milyarları savaşa ve çetelere akıtma yerine zengin bir ülke haline gelirdi. Kürt ve Arap dünyasıyla güven ve dostluk bağları içinde olurdu. Ortadoğu’da itibarlı ve sorunların çözümünün bir parçası olacak ve yapıcı bir rolün sahibi olacaktı.
Mevcut haliyle Türkiye sorunların ve kaosun bir parçası durumunda. Tüm dünya DAİŞ’e karşı savaşır ve izole etmeye çalışırken Erdoğan’ın Türkiye’si onlarla ittifak yaptı. Kirli karanlık oyunların içinde oldu. DAİŞ, Türkiye’ye sınır olan bölgelerin çoğunu ele geçirdiğinde bir gün seslerini çıkarmadılar. Sınırlarımızda bir terör devleti istemiyoruz demediler. Tersine DAİŞ’in Türkiye’nin sınırlarını istediği gibi kullanmalarına izin verdi. Öyleki DAİŞ faaliyetlerini Türkiye’nin topraklarına kaydırdı. Yüzlerce hücre kurdu, istediği gibi örgütlendi. Bunlar devletin bilgisi dahilinde oluyordu. MİT’in bir DAİŞ’i vardı demek daha doğrudur.
Rojava üzeri Türkiye’ye karşı herhangi bir tehdit gelmiyordu. Rojava Devrimi’ne öncülük edenler Türk hükümetiyle dostluk ve iyi komşuluk arayışındaydı. Hem komşuluk vardı hem de sınırın öbür tarafında Kürt halkı yaşıyordu. Kürtler Suriye’de ilk defa kendi kimliklerine ve iradelerine dayanarak bir varlık gösteriyordu. Türkiye bundan rahatsız olacağına kendi içinde yaşayan Kürtlerin de hatırına bu tarihsel çıkışa saygı göstermeliydi. Bu durumda Ortadoğu’daki tüm Kürtlerin hem güvenini kazanacak hem de içindeki savaşı ve anlaşmazlığı daha kolay çözecekti.
MGK tüm demokratik ve barışçıl yol ve yöntemleri teperek devamlı Kürtleri tehdit etmeyle nereye varacak, ne kadar sonuç alabilecek? Bunun Türkiye’ye ne kadar hayrı olur? Mevcut durumda Türkiye’ye bela, ölüm ve ekonomik yük getirmekten öte bir sonucu görülmüyor. Erdoğan ve Bahçeli iktidarları ve kirli ilişkileri uğruna binlerce insanı ateşe atıyorlar. Kürt sorunu kırk yıldır kara delik gibi insan ve maddi kaynakları yutuyor. Buna sınır dışındaki Kürtleri de kattılar. Erdoğan ve Bahçeli bu kanlı oyunlardan kalıcı bir iktidar çıkaracaklarını sanıyorlar. Büyük bir sapma ve yanılgı içinde olduklarını Kürdistan’daki direniş onlara bir daha gösterecektir.
Erdoğan can havliyle fır dönerek Kürt halkının kazanımlarını ortadan kaldırmaya ve iradelerini kırmaya çalışıyor. ABD, Rusya, AB dahil dünyanın ve bölgenin tüm etkin güçleriyle Kürtlere karşı birlikler kurmaya, tehditler savurmaya, Türkiye’yi pazarlamaya devam ediyor. DAİŞ belasını besleyip büyüttü ve onları Kürtlere saldırttı. Bunlar sonuç vermedi. Rojava Devrimi şimdi 19 Temmuz Devrimi’ne kalkışının yeni bir yıldönümünü kutluyor. Erdoğan bunu Kürtlerin burnundan getirmeye çalışıyor. Şimdi de Êfrin’i hedeflemişler. Sivil, çocuk, kadın demeden herkesi vuruyorlar, her tarafı bombalıyorlar. Tam bir kendinden geçme hali. Çılgına dönmüşler.
Rojava Devrimi’nin yıldönümünde Kürtler daha örgütlü ve daha kararlı bir biçimde ayaktalar ve direnişe devam edeceklerini her yerde haykırıyorlar. MGK’nın tehditleri ve düşmanlıkları artık Kürtleri korkutamaz ve durduramaz. Eski çaresiz ve örgütsüz Kürtler karşılarında yok. Her şeyi korkutmayla ve öldürmeyle çözeceklerini sanıyorlarsa daha çok beklerler! Kürtlerin bu tehditlere ve düşmanlıklara cevabı daha fazla örgütlenme, daha fazla direniş olacaktır.