Okuyucunun da bildiği gibi bir süredir AKP politikalarını hep eleştirdik. Fakat ciddi bir sonuç çıkmadı. Şimdi ise eleştiri yerine söyleyeceklerimizi bir tavsiye olarak iletmek istiyoruz.
Gerçi denilebilirki eleştiriden ders çıkarmayan AKP’nin tavsiye dinlemesi mümkün mü? Biz de bu konuda pek umutlu değiliz. Fakat yine de söylenmesi gerekenleri söylemek bir vatandaşlık borcu oluyor. Bizim genel planda AKP politikalarına karşıt olduğumuz biliniyor. Böyle olmak elbette doğal bir durumdur da. Herkes AKP’li olmak, AKP politikalarını benimsemek zorunda değil. Burada önemli olan düşünceleri açık söyleyebilmek ve uygarca tartışabilmektir. Biz de böyle yapmaya hep özen gösterdik. “Gerçek dost acı söyler” diye bir deyim vardır. Biz AKP’nin dostu olmasak da, hem ülkenin ve hem de AKP’nin yararına olan politikaları bir dostun acı söylemleri düzeyinde dile getirmeye çalıştık. Özellikle demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü üzerinde durduk.
Fakat AKP yönetimi eleştirilerimizi bir öneri olarak görüp dikkate almadı. Belki de büyük tepki ve öfkeyle karşıladı.
Halbuki bizim eleştirilerimiz dikkate alınsa ve biraz itibar edilseydi, o zaman ne ülkemiz böyle gücünü tüketen bir savaşın içinde olacak, ne de AKP böyle zorlanıp yıpranacaktı. Eleştirilerimiz herkese kazandıracak cinstendi.
Eğer itibar edilmiş olsaydı, o zaman Kürt sorunu çözülmüş, barış kazanılmıştı. Türkiye gerçek anlamda demokratikleşmiş ve gerçekten de Ortadoğu’yu yapılandıran ve dünyada sözü olan bir ülke haline gelmiş olacaktı. Öyle bir Türkiye ne kadar da değerli ve yaşanabilir bir ülke konumuna ulaşacaktı!
Ancak böyle olmadı. AKP yönetimi ülkemizi bu duruma getiren bir yönetim olmak yerine MHP’leşmeyi tercih etti. Evren’leşme ve Çiller’leşme yolunda ilerledi. Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’nin çekirdek kadrosu geçmişte sahip olduğu demokratik düşünceleri adeta unuttu. İktidar nimetleri onları eski demokrasiye açık düşüncelerden saptırarak faşist-milliyetçi bir çizgiye getirdi.
Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan’daki düşünce değişimini izleyelim. 1990’ların başında İstanbul il başkanı iken parti yönetimine sunduğu demokratikleşme ve Kürt sorununa çözüm raporu ne kadar çok radikal! Her şeyden önce Kürt sorununu doğru tanımlıyor. “Terör değil Kürt sorunu” diyor. “Doğu ve Güneydoğu değil, o yerin adı Kürdistan’dır” diyor. “Kemalist milliyetçiliğin bu sorunu yarattığını ve milliyetçi yöntemlerle çözülemeyeceğini” belirtiyor. Şimdi “Ergenekoncu” olarak yargılananların red ve inkâr yaklaşımı, baskı ve devlet terörü yöntemiyle çözülemeyeceğini ifade ediyor.
2000’li yılların başlarında da düşüncesi benzer. 2005 Ağustos’unda Diyarbakır’da yaptığı konuşma ne kadar açık ve heyecan vericiydi! Bir düşünce ve devlet insanının sorun sahiplenici ve çözücü gerçeğini yansıtıyordu. Kürt halkına devletin yaptıkları nedeniyle toplumdan özür diliyordu. “Kürt sorunu benim sorunum, hepimizin sorunu” diyordu. “Demokratikleşme temelinde bu sorunu çözeceklerini” belirtiyordu.
Peki bütün bunların hepsi yalan mıydı? Oy almak için söylenen aldatıcı boş sözler miydi? Bunları söylerken Tayyip Erdoğan oyun mu yapıyordu? Biz böyle olduğunu düşünmüyoruz. O zaman Tayyip Erdoğan’ın düşündüğü ve inandığı şeyleri söylediğine inanıyoruz. Sonradan devlet baskısı ve iktidar nimetleri nedeniyle düşünce değiştirdiğini görüyoruz.
Çünkü on yıllık iktidarı sürecinde bu düşüncelerin gereğini yapmadı. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın düşünce ve ifadeleri, geçmişte söylediklerinin tam tersi. Geçmişte neleri eleştirmişse şimdi onları sahipleniyor ve yapıyor. Geçmişte neleri doğru görmüşse şimdi onların yanlış olduğunu söylüyor ve “Terörizm” olarak tanımlıyor. Tayyip Erdoğan kişiliği gerçekten tanınmaz hale gelmiş bulunuyor.
Geçen akşam Kanal Türk TV’deki konuşmalarını izliyoruz. “Bunları söyleyen Tayyip Erdoğan mı?” diye insan şaşa kalıyor. Nereden nereye gelinmiş! Tabi tartışmaların merkezinde yine Kürt sorunu var. “Artık red var mı, inkâr var mı?” diye soruyor Tayyip Erdoğan. Yönetimleri altında Kürtlere yaklaşımda “Red ve inkârın son bulduğunu” söylüyor. Gösterdiği kanıt ise, “Bakın Kürt kardeşlerim diyorum” oluyor. Hayret, bunu söyleyince red ve inkârın bittiğini anlatmaya çalışıyor! Aceba kendisi inanıyor mu? Halbuki Kürtler içi boş ve kendilerini yok eden kardeşliği istemiyorlar. Peki hiçbir resmi belgede, anayasa ve yasalarda “Kürt” kelimesi var mı? Kürdün adı bir halk olarak yer buluyor mu? Açıkki bunlar yok. O halde söz konusu ifadeler aldatıcı bir demagoji olmuyor mu?
“Benim için artık Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşların sorunu var” diyor Tayyip Erdoğan. Bir demagoji örneği de bu! “Kürt vatandaşların sorunu” diyerek meselenin özünü saptırmaya çalışıyor. Eski Ergenekoncuların “Kürt boyları” veya “Kart, kurt” demeleri gibi. Peki sormazlar mı, bu vatandaşların sorunu nedir diye? Tayyip Erdoğan buna “Açlık ve yoksulluk” cevabını veriyor. Peki bu “Kürt vatandaşlar”ın dil, kültür, kimlik, özgürlük sorunları ne oldu? Tayyip Erdoğan artık bunları çoktan unutmuş, “Düşünmezseniz olmazlar” diyor.
Böyle köklü bir inkârcılığa rağmen, Tayyip Erdoğan yine de “Kürt sorunu ayrı, PKK sorunu ayrı” diyor. Hani Kürt sorunu yoktu. “Benim için PKK sorunu var, terör sorunu var” diyor. Onlara karşı da “Kararlıca mücadele edildiğini” belirtiyor. Peki bu sözler de 1990’larda sıkça söylenen eski Ergenekonculara ait değil mi? Kürt halkını her inkâr eden gibi, Tayyip Erdoğan da halk ile özgürlük hareketini birbirinden ayrı göstermeye çalışıyor. Daha neler neler!.. “Fezlekeler ele alınacak” diyerek Başbakan Tayyip Erdoğan BDP’li milletvekillerini korkutmaya çalışıyor. “CHP veya MHP ile anlaşarak yeni anayasayı yapacağız” diyerek tüm toplumu tehdit ediyor. Aslında baştan beri var olan gerçek planını ortaya koyuyor. “2013’te yerel seçimlerin yapılacağını” belirtiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın literatüründe artık “Demokrasi, barış, çözüm” kavramları yok. “Mücadele edeceğiz, yok edeceğiz, onlar, teröristler” kavramları var. Bütün bunlar Evren’leşme ve Çiller’leşmeye işaret etmiyor mu? Ünlü “Tekçi” söylemleriyle birlikte ele alınırsa bir faşist-milliyetçi yönelimin geliştiği görülmüyor mu?
Nereden bakılırsa bakılsın, artık AKP MHP’leşiyor. Düşüncesi, söylemi ve pratiği ile MHP’nin yerine geçiyor. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin düşünceleri arasında herhangi bir fark kalmamış bulunuyor. Mevcut çekişme bireyseldir ve iktidarsaldır. Belki de Numan Kurtulmuş ve Süleyman Sulu ardından Devlet Bahçeli ile de yakında birleşme görüşmeleri başlar!
Gerçek AKP’liler işte bu durumu ve değişimi görmelidirler. Bu durum, yani MHP’leşmek hayra alamet değildir. Bir kere asıl MHP varken taklidine gerek olmaz. Diğer yandan siyasal partilerin MHP’leşmesi artık bitişin başlangıcını ifade etmektedir. ANAP MHP’leşti bitti. DYP MHP’leşti tükendi. DSP MHP ile ittifak yaptı sıfırı tüketti. Dikkat edilirse, MHP’leşmek veya MHP’ye yaklaşmak partileri bitiriyor. Eğer AKP’de mevcut MHP’leşen çizgisini devam ettirirse, onun sonu da diğerleri gibi ya da MHP gibi olur. AKP’yi sevenlerin, gerçek ve eski AKP’lilerin dikkatine sunulur!..