Mihriban Anne’nin hikayesi
Forum Haberleri —

Mihriban anne
- Amed, Mardin ve Şakran'daki cezaevi kapıları, gözyaşlarının, sabrının ve direncinin tanığıdır. Verdiği emanetler, artık halkındır; sahiplenmek, büyütmek ve geleceğe taşımak içindir.
ÖMER TORLAK
Mihriban Anne'nin yaşadıkları, yalnızca bir annenin acısı değil, aynı zamanda bir halkın direnişinin, onurunun ve özgürlük arayışının ete kemiğe bürünmüş halidir.
Hikayesi, Siverek’te başlar, ancak kısa sürede bir köyün ve bir ailenin hikayesi olmaktan çıkar. Amed’in sokaklarına, zindan kapılarına ve bir halkın hafızasına kazınan bir direniş öyküsüne dönüşür. Yüreğinde biriken acı, sadece bir annenin gözyaşı değil; özgürlük mücadelesinin bedelini en ağır şekilde ödeyenlerin sessiz ama güçlü çığlığıdır.
Mihriban Anne, iki evladını Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’ne emanet etti: Celal Baymış ve Nihat Baymış. Bu emanet, sıradan bir anneliğin ötesinde; bilinçli bir duruşun, inancın ve fedakarlığın ifadesidir. Zaten Özgürlük Mücadelesi, sadece dağda ya da sokakta verilen mücadeleyi aşıp aynı zamanda annelerin yüreğinde taşınan, büyütülen ve direnişe dönüştürülen bir hakikattir.
Celal Baymış’ın hikayesi
Hayata, Siverek’te 1958'de başladı. Çocukluğu, birçok Kürt çocuğu gibi hem acılarla hem de umutlarla yoğruldu. Ailesiyle birlikte yaşanan zorunlu koşullar nedeniyle Amed’e göç etmek zorunda kaldı. Bu göç, kimliğin, varoluşun ve direnişin yeniden kurulduğu bir süreçti.
1980, Kürt halkı için karanlık bir dönemin başlangıcıydı. 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte baskılar arttı, zindanlar dolup taştı. Celal Baymış da bu süreçte tutuklandı.
İşte o andan itibaren Mihriban Anne'nin yaşamı, cezaevi kapılarında, bekleyişle ve dirençle örüldü. Amed, Antep ve Çanakkale'deki cezaevlerinin kapıları, direnişin, sabrın ve inancın mekanları oldu. Her ziyaret günü, her bekleyiş anı, Mihriban Anne'nin yüreğinde hem bir acı hem de bir onur olarak yer etti. O, sadece oğlunu bekleyen bir anne değil; aynı zamanda Özgürlük Mücadelesi’nin yükünü omuzlayan bir direniş neferiydi.
Celal Baymış, yaşamını bu mücadeleye adayanlardan biri olarak, daha sonra Rojava’da şehitler kervanına katıldı. Onun mücadelesi, bireysel bir yaşam öyküsünün ötesinde; bir halkın özgürlük arayışının parçasıdır. Bu arayış, annelerin duaları, gözyaşları ve direnciyle büyür.
Diğer evlatla derinleşti
Mihriban Anne'nin acısı, ikinci evladı Nihat Baymış ile daha da derinleşti. Nihat Baymış, İzmir Şakran Cezaevi’nde tutulduğu sırada ağır bir hastalığa yakalandı. Cezaevi koşulları ve tedavi sürecindeki gecikmeler, onun sağlık durumunu her geçen gün daha da kötüleştirdi. Yaklaşık 7 yıl süren tutsaklığın ardından, cezasının bitimine kısa bir süre kala, 9 Haziran 2017’de şartlı tahliye edildi, ancak özgürlüğe kavuştuğu günler, sağlığını geri getirmedi. İzmir’de ve ardından da Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gördü. Mihriban Anne, bu süreçte de evladının başucunda, tıpkı cezaevi kapılarında olduğu gibi sabırla ve umutla bekledi. Tüm çabalara rağmen Nihat Baymış hayata veda etti; abisi gibi şehitler kervanına katıldı.
İki büyük onur
Böylece Mihriban Anne'nin yüreğine iki büyük acı, iki derin yara ama aynı zamanda iki büyük onur yerleşti. Yaşamı, sadece kayıplarla değil, aynı zamanda direnişle, duruşla ve inançla şekillendi. Amed, Mardin ve Şakran'daki cezaevi kapıları, gözyaşlarının, sabrının ve direncinin tanığıdır. Verdiği emanetler, artık bir halkın emanetidir; sahiplenmek, büyütmek ve geleceğe taşımak içindir.
Mihriban Anne'nin acısı hepimizin acısı, direnişi de hepimizin yoludur. Bu nedenle hikayesi, sadece geçmişte yaşanmış bir acının anlatımı değildir. Bu, aynı zamanda bir halkın özgürlük mücadelesinin özeti, direnişin en saf hali ve anneliğin en yüce anlamıdır. Yaşamı bize şunu hatırlatır: Özgürlük, bedel ister. O bedelin en ağırını çoğu zaman anneler öder.







