Soma kömür havzasında meydana gelen patlamalarla, zehirli gazlardan boğularak ölen işçi sayısı, Enerji Bakanı'nın dünkü açıklamasına göre 300 kişiydi.  

Oysa gerçek rakam 500’ü de aşıyor, 600’lere tırmanıyordu.  Çünkü, Maden-Sen Sendikası, patlama sırasında 787 işçinin yer altında olduğunu açıklıyordu. Sosyal Güvenlik uzmanı Ali Tezel, 300 kişin dışında, 450 kişinin (muhtemelen ceset) çıkarılmayı beklediğini söylüyor, vehameti açıklıyordu.
Türk Başbakanı, güya oğlunu, eşini, nişanlısı, kardeşini kaybetmiş insanlara baş sağlığını dilemeye gitmişti, Soma’ya. Meydanda, seçimden seçime, oy verecek fakir-fukaraya dağıtılan kömür torbalarını hazırlayan yandaş patronu yanına alıp, "mevzuat"ını överek onu aklıyordu. Bununla, 1723-1790 yılları arasında yaşamış, vahşi kapitalizmi sembolize eden "bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" (günün Türk deyimiyle bırakın çalsınlar, bırakın götürsünler) sözleriyle, vicdansızlığının evrensel tarihine geçmiş, İskoçyalı Adam Smith’in ruhuna övgü yapıyor, katliamın normalliğini savunuyordu. Ağlayan insanlar, vahşi kapitalizme alkışa durmayıp, katillerin katilliğini haykırınca da, "ahlaksızlar" diye bağırıyordu.
Dünyada taziye evinde, ölü yakınlarına sövgü bir ilkti. Başka benzeri yoktu. Fakat, bu kadarla da kalmıyor, "katil defol, istifa" haykırışlarıyla yuhamalayınca, korkup markete sığınıyor, burada yer yüzünün utanç tarihine geçen ikinci ilkle, karşısına çıkan genci yumrukluyor, linç işini de korumalarına bırakıyordu.
Dışarıdaki koruma ordusu, onu sevmeyen insanların insan avına çıkıyor, danışmanı, polisin yakaladığını yerde tekmeliyor, sonra "tahrik oldum" diyordu.
Dünya şaşkın değil, gülümseyerek komikliği seyrediyordu. Çünkü hallerine alışıktı. Yardım dilemeye gittiği Fransa’da, yalvarayım derken Cumhurbaşkanını azarlamış, Davos’da elini itekleyerek sunucuyu tartaklamıştı, Türk yiğiydi. Amerika’da Başkana parmak sallayınca, anında azarlanmış, o parmak adeta bükülmüş, yerine konmuştu.
Ekonomi Bakanı (kendisi itiraf etmese de) Ali Babacanı dövdüğü söylentisi ortalıkta dört dönüyordu. İktidarının şan ve şerefle yaptığı Roboskî Katliamından sonra, ağlayan yaslı insanları, insanlığın kanını donduracak çıkışla "ne ağlıyorsunuz, görev hatası işte paraysa para" diyerek azarlamış, sonra evlerine baskınlar düzenlenmişti.
Aynı dünya lideri, oğlu katledilen Berkin çocuğun annesini mitinglerde yandaşlarına yuhalatmış, ötekileri suçlayıp kenara koymuş, en son Barolar Birliği Başkanını dövme hamlesi yapmıştı.
Onun için dünya, maceralarına şaşmıyor, sadece, bugün ne yaptı, kimin üstüne yürüdü, kimleri dövdü gülümsemeyeiyle, onu uzaktan seyrediyordu.
Ama dünyanın yadırgadığı haller, içeride takdir topluyordu. Türk halkının, her ikisinden biri ona hayran, oylarıyla yandaştı. Öldürülmüş, katledilmişler zinciri uzadıkça, yandaşları, gururla "dünyaya lideri" diye alkışlıyor, oylarını da başından döküyorlardı. Soma'dan sonra, tekmil Türk halkının oylarını cebine koyarsa hiç şaşmayın!..
Yandaşlar, oylarıyla tek adamlığını inşa etmekle kalmıyor, vergi ağacı olarak da, özel helikopter ve yandaş medyayı doldurup dolaştırdığı uçak filosunu yeniliyordu. Lükse batmış sonuncu uçağın fiyatı, 400 milyon Dolardı. Yoksulların vergilerinden, emrine verilen yıllık örtülü ödenek harcaması da 350 milyon Dolara ulaşıyor, kimsecik, bu paraların nereye gittiğini bilmiyordu.
Maganda ve paçozlardan bir iş adamı tipi yaratılıyordu. İş adamları, kendisini pohpohlayacak medyayı beslemek için, havuz kuruyor, içini milyon dolarlarla dolduruyor, biri istenen havuz parasını çok bulunca, öteki "merak etme, milletin a….na koyacağız" diyerek, kazancı hatırlatıyor, ertesi gün kredileri devlet güvencesiyle taçlandırılıyordu.
Bir Bakan "güzel Allahım verdikçe veriyor" sevinç çığlıkları atıyor, diğeri işçi cenazelerini gördükçe, "güzel öldüler" diyor ve "Babalar" doların rüşvet yağmuru altında duran oğullarına "sıfırla oğlum sıfırla" talimatı veriyor, dolar yağmurcusu Türk bayrağı altında durarak gülümsüyor, dünya lideri onu "hayır sever iş adamı" olarak takdim edip, Türk halkından meraklıları sevindiriyordu.
Soma’nın kömür işçileri, elektoniğin kullanıldığı bu çağda, 1800’lerdekinin tıpkısıyla kazma ve kürekle, ayda 300 Euro bile tutmayan ücret karşılığında ölüme gidiyorlardı. 12 yıllık iktidarın hesabına yazılmış, iş başında ölmüş işçi sayısı 12 bindi. Bu bir dünya rekoru, Avrupa Birliği'nin de 8,5 katıydı.  
"Bu ne haldir Mirim" diyenleri, anında vatan haini ilan ediyor, hırsıza laf edenler doğduklarına pişman oluyorlardı. Soma’da yandaş Soma Holding’e, tonunun maliyeti 130 Dolar olan kömürü, ayda 300 Euro karşılığında 23,8 Dolara mal eden işçiler topluca katledilince, "fıtrında" (kaderinde) var olan ölüme gitmiş oluyorlardı.
Nereye böyle berxudar olmayasıcası "Milletin a….na koyacağız" düzeni, yetmedi mi, daha nereye kadar?
Baksanıza, dünyanın ibretle seyrettiği lider, sonunda, Adnan Menderesi hatırlatmayla Soma’da, can korkusuna batıyor, kurtuluşu markete sığınmakta buluyordu.
Menderes, bu kadarını yapmamıştı. Dileriz sonu benzemez, ama Menderes Ankara’nın Kızılay Meydanı'nda bir mağazaya sığımış, sonra gazeteci Emin Karakuş arabasına alıp kaçırmış, sonrasında felaketine yürümüştü.