Türkiye ve Kürdistan'da yeni bir seçim yapılacaktır. Ancak bu seçime diğer seçimler gibi bakmamak gerekir. Bu seçim Türkiye'nin ve Kürdistan'ın geleceği açısından kader belirleyici niteliktedir. Bu açıdan seçim kampanyası ve adaylarının nitelikleri önemlidir. 

Türkiye'de milletvekili olmak, bir parti için "parmak kaldıran insan sayısı" ile görülürken, milletvekilleri için sosyal itibar ve konformist yaşam olarak ele alınmaktadır. Aslında bu durum, kapitalist modernist sistem içerisinde parlamentarizmin ve milletvekilliğinin halkın sırtından nasıl bir yaşam yeri haline geldiğini gösterir. Zaten kapitalist modernist ülkelerde siyasal sistemin çürümesi, parlamenterlerin bu niteliklerinden de belli olmaktadır. Birçok milletvekilinin halk ve halkın sorunlarıyla ilgisi yoktur. Partiler de, "Sayı fazla olsun, el kaldırsın da niteliği ikinci plandadır" anlayışıyla hareket etmektedir. Hatta bazen niteliğe hiç önem vermezler. 

Tabii ki bu durum, demokrasi ve özgürlük iddiası olan parti ve hareketlerde kabul edilemez. Özgürlük ve demokrasiye aşk tutkusunda sarılmayan, bu yönlü mücadeleyi, hatta bedel ödemeyi göze almayanların özgürlük ve demokrasi hedefli partilerde milletvekili olmamaları gerekir. Özgürlük ve demokrasiyi hedefleyen partilerde adayların karakteri çok önemlidir. Hem bilinçli olmaları hem de özgürlük ahlakına sahip olmaları gerekmektedir. Sosyal itibar ve konformist yaşam hedefleyenler sol, sosyalist, demokrat partilere yanaştırılmamalıdır. 


Kadınlar ve gençlerin önü açılmalı 

HDP bu dönemin yükselen yıldızıdır. En az 60-70 milletvekili çıkaracaktır. Bu nedenle herkes milletvekili olmak istiyor. Sosyal itibar ve konformist yaşam hevesleriyle HDP’ye yönelenler var. Öyle ki ta Avrupalardan koşup Türkiye'ye gelerek milletvekili olmanın "nimetlerinden" yararlanmak isteyenler görülmektedir. Yine bazıları 20 milyon nüfuslu ve on yıllardır mücadele eden Kürdistan toplumu içinde sanki başka yetenekler yokmuş gibi, "İlle de ben ben" demektedirler. "Gençlerin, kadınların önünü açalım, özgürlük ruhu yükselsin" diyemiyorlar. Ellerinden gelse tüm milletvekilleri erkek ve 45-50 yaşın üstünde olsun diyecekler; gençlik halkı olan ve özgürlük ruhu kadınla yükselen ve derinleşen Kürt halkına kendilerini en akıllı ve vazgeçilmez gösterecekler. 

Kadın ve gençlik, özgürlük mücadelesinde güçlerini ispatlamıştır. Zaten özgürlük ruhu zayıf olanların halkı temsil etmedikleri kanıtlanmıştır. Halk temsilciliği, profesyonel bir çalışma ya da bir uzmanlık alanı değildir. Özgürlük tutkusu yüksek, siyasi ve toplumsal ahlakı taşıyan ve sadece halkın özgür ve demokratik yaşamı için nefes alanların HDP’den aday olma hakları vardır. Kaldı ki bu seçimde milletvekillerinin yarısı ittifak içine giren güçlere ve örgütlü toplum temsilcilerine ayrılacaktır. "Ben olacağıma ittifakı genişletmek için başkası olsun" diyemeyen, nasıl özgürlük ve demokrasi mücadelesini temsil edebilir? 


Avrupa'dan gelenler neden aday oluyor?

Avrupa’dan gelenlerin aday adayı olmasını anlamak zordur. Sanki AKP’nin, "Türkiye'de demokrasi var, demokratik siyasetle sorunlar çözülebilir" tezini doğrulamak için Avrupa’dan gelmiş ve aday olmuşlardır. Türkiye'de devletin ve hükümetin zihniyeti değişmiş gibi Türkiye demokrasisini onurlandırmak için milletvekili olmak istemektedirler. Öyle ki kendilerini "en fazla hak etmiş" olarak görmektedirler. Bu yaklaşım, siyasi olarak yanlış ve yanılgılı olduğu gibi sanki Kürdistan'da kendileri kadar yapacak kimse yokmuş gibi bir ruh halini ifade etmektedir. Bu dönemde Avrupa’dan dönüşler ne kadar anlamlı, bu ayrı bir konudur. Ancak "Yeni geldik, 4-5 yıl çalışalım, ondan sonra milletvekilliğini düşünelim; yoksa gelip hemen milletvekili olmak saygısızlık olur" diye düşünmüyorlar. 

Kuşkusuz hiç kimsenin aday olmasını engelleyemeyiz. Başvuran zaten başvuruyor, reklamını yaptırıyor. 


Qandîl'in hiçbir adayı yoktur, olamaz 

Kürt Özgürlük Hareketi, "Bizim hiçbir adayımız yok" dediği halde, ''Qandîl’e gittim, bana aday olabilirsin dediler" diyenler de çıkmaktadır. Halbuki Qandîl’in, ''Hiç kimse bizim adayımız değildir; kimseyi desteklemeyiz, aday ol ya da aday olma diyemeyiz; her siyasi partinin kendi mekanizmaları var, ancak onlar karar verebilir'' dediğini bildikleri halde kendini Qandîl adayı olarak göstermek isteyenler olduğunu da duyuyoruz. Bir daha vurgulayalım: Qandîl’e gitsin ya da gitmesin, hiç kimse Qandîl’in desteklediği aday değildir. "Qandîl aday tespit ediyor" diyen bir algı yaratılmıştır ama bunun doğru olmadığını biliyoruz. 


Kadınların kendi adaylarını belirlemesi bir ilktir 

Bu seçimde kadınların ve gençlerin aday olması önemlidir. Zaten kadınlar, adaylarını kendileri belirliyorlar. Herhalde bu da dünyada ilktir. Bazı Avrupa ülkelerinde de yüksek kotalar var ama hiçbirinde adayları kadın örgütü belirlemiyor. Belki bazı kadın örgütlerinin temsilcileri aday oluyor ama bunun dışında adayları genel parti organları seçiyor. HDP bu durumu önemli oranda aşmıştır. Tabii ki kimi erkekler, "Şu kadınlar alanımızı daralttı" diye öfkelenebilirler. Artık gerçeklik bu ve bunu kabul edecekler. 

HDP artık örgütlü topluluklara dayalı demokrasi anlayışını savunuyor. HDK ve DTK bu örgütlü toplulukların oluşturduğu kurumlardır. Bu nedenle birçok aday da örgütlü topluluklar tarafından kendi temsilcileri olarak belirlenecek. Bu da önemli bir yeniliktir. 

Bu açıdan bu seçimde kadınlar ve örgütlü etnik, inançsal topluluklar, emek hareketi ve diğer kuruluşlar da oylarını ağırlıklı olarak HDP’ye yöneltecekler. HDP zaten bu yeniliğiyle Türkiye'nin temel demokrasi gücü haline gelecektir. 

Bu 8 Mart ve Newroz, daha sonra 1 Mayıs, Türkiye'deki seçimi yakından etkileyecektir. 8 Mart’ta hiçbir yıl olmadığı kadar kadınlar meydana çıkacak, özgürlük tutkuları ve demokratik yaşam kararlılıklarıyla HDP’nin seçimde başarılı olacağını tüm coşkularıyla ortaya koyacaklar. 

Sol güçler, Türkiye'nin demokratikleşmesini isteyenler, HDP seçimden güçlü çıkmadan Türkiye'nin kaderinin değişmeyeceğini görerek HDP’ye yöneliyor. AKP-CHP kısır döngüsü böylece kırılacak, Türkiye siyaseti nefes alacak ve demokratikleşmenin kapıları sonuna kadar açılacaktır.