AKP iktidarı sürecinde ‘milli irade’ ve ‘sandık’ Türk siyasi literatüründe oldukça belirginlik kazandı. Öyle ki bu kavramlar 13 yıllık AKP iktidarına damga vurdu. Her seçimden de tek iktidar olarak çıkınca, her iki kavram da AKP’nin tekeline geçti adeta. Açıkçası kulağa da hoş geliyor. ‘Milli irade’, ‘sandık’ ve sandıktan çıkan demokrasi…

Ancak şimdiye kadar bu kavramların sınırları hiç belirlenmedi. Mesela milli irade nerede başlıyor, nerede bitiyor? Kimleri kapsıyor? Ya da sandıktan kim çıkarsa demokrasi oluyor? Yani kimler için geçerlidir bu kavramlar?

Kızılca kıyamet koalisyon, Suriye’ye müdahale, çözüm süreci gibi konular varken, ‘bu da neyin nesi’ demeyin. Son derece alakalı çünkü.

Bir kere ulus devlet zihniyeti ile kurulmuş olan Türk devletinin milli iradesi içerisinde Türkiye’nin ötekilerinin; yani Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Êzîdîlerin, kadınların, işçilerin, işsizlerin, sosyalistlerin vb. yer almadığını artık daha somut görüyoruz. Peki, kimler yer alıyor? En genel tanımla iktidarlara ve devlete hizmet edenler, kendi kimliğini inkar edenler, kendisi dışında her şey olan ama bir türlü kendisi olamayanlar... Çokça övünüldüğü gibi başta Kürtler olmak üzere ‘ne olmadılar ki, taa Cumhurbaşkanlığına kadar geldiler’ dedikleri de kendi kimliklerini bilerek veya bilmeyerek inkar edenlerden oluşuyor. 

Daha da somutlaştıralım. ‘Milli irade’, 91’de bir grup Kürt milletvekili seçmişti. 

Ne olmuştu peki? ‘Milli irade’nin seçtiği milletvekilleri; devlet iradesi tarafından TBMM önünden yaka paça alınarak cezaevine atılmıştı. Tabii bu süreçlerde ‘milli irade’ kavramı bu denli gözde bir kavram değildi. ‘Devlet iradesi’nin; yani ulus devlet algısının en hakim olduğu zamanlardan bahsediyorum. 2000’li yıllarla birlikte AKP iktidara geldi. ‘Milli irade’ önündeki bütün engelleri bir bir kaldırdı (aslında kendi iktidarı önündeki engelleri). Milli irade üzerindeki askeri vesayeti, darbeleri engellemek için yasal tedbirler aldı. Tabii bu arada Kürtler de boş durmadı. Bağımsız milletvekilleri olarak ‘milli irade’ tarafından seçildiler. Her seçimden AKP tek parti çıktıkça ‘milli irade’ daha büyüdü, sandık AKP’yi çıkardıkça demokrasi de güçlendi. Ama ne hikmetse Kuzey Kürdistan’dan milletvekili olan BDP’liler her gün coplanmaktan, tazyikli sudan, hakaretten, fezlekelerden kurtulamadı. Ve cümle alem gördük ki ‘milli irade’ ve ‘sandık’tan çıkan demokrasi, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu; yani Kuzey Kürdistan’ı kapsamıyor. Sadece bu coğrafyadaki AKP milletvekillerini kapsıyor. Nitekim son seçimlerde de dünyanın en büyük barajını aşma iradesi göstermiş olan HDP’li vekilleri de kapsamadığını geçen gün gördük. Roboskî'de askerler, HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü'nün üzerine silah doğrulttu, darp etti, ardından da yanında havaya ateş açıldı. Askerler milletvekili Ferhat Encü’ye , 'Sen bizim değil, hainlerin, teröristlerin vekilisin' diyorlar. İşte tam da bunu anlatmak istiyordum zaten.

Yani Türkiye’de Türk ve sunni olmayanlar bu ‘milli irade’ içerisinde yer almıyor. İster sandıktan çıksın, ister memur, ister işçi olsun veya hangi kademeye gelirse gelsin her zaman ‘milli irade’ içerisinde olmadığını gösteren bir devlet ve iktidar ile karşılaşır. Sürekli haddini bildiren bir şeylere çarpar. Ötekileştirilerek, yok sayılarak, aşağılanarak ‘milli irade’ içerisinde yer almadığı gösterilir. Aslında ‘milli irade’ olarak tanımlanan devletin ve iktidarın kendisidir, diğerleri kapsam dışıdır. Oysa toplumun kendisi böyle değil. Bunu son seçimlerde gördük. 

Seçimlerle birlikte TBMM en renkli temsiliyete kavuştu. Bu tablo Türkiye toplumunun tekçi zihniyetten çıkış aşamasında olduğunun göstergesidir. Ulus devlet zihniyetinin tümden aşıldığını söylemiyorum. Ancak seçim sonucu açığa çıkan bu tablo Türkiye demokrasisinde önemli bir aşamadır. Belki de ilk kez ‘milli irade’ sınırı bu kadar genişlemiştir. Yani toplum, iradesini çoğulculuktan yana kullanmıştır. Sorun ne peki? Sorun şu ki; Roboskî’de Şırnak Milletvekili Encü’ye silah çeken zihniyet, sömürgeci zihniyettir. Çoğulcu toplum iradesini bölen, parçalayan ve yok sayan bir zihniyettir. Ve bu AKP ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımlarından bağımsız değildir. HDP’ye duyulan öfke, sadece tek adam iktidarına engel olması ile de bağlantılı değildir.  Özünde yatan bu çoğulculuğa olan tepkidir. Mesela AKP ve MHP nereden alıyor bu cesareti? Tabii ki tekçi zihniyetten. Çünkü 7 Haziran seçimlerinde sandıktan çıkan sonuç halkın barışın sağlanması, çoğulcu demokratik bir sistemi geliştirecek anayasanın oluşturulmasını istediğiydi. Eğer sandık sonuçları yani ‘milli irade’ bunları söylüyorsa, seçimden sonra yaşananlar kimin ‘milli irade’sini temsil ediyor?