‘Paranoya hastasının kendi erişemediği her şey ortadan kaldırılır, ya da ona bağımlı kılınır; bu arada bağımlı kılma, sonradan kolayca kökünü kurutma eylemine dönüşebilecek geçici bir çözüm niteliğindedir. Bu gibileri kendi iktidar alanları içerisinde her türlü karşı koyuşu dayanılması olanaksız bir şey sayarlar. Paranoya hastasının dış dünyaya bir görüntü olarak zorla yüklediği olgu, kendi iç dünyasında olup bitenlerin şiddetidir.“
Bu sözler ile Canetti, Hitler’i çözümlemektedir. „Milli Seferberlik İlanı“nın yapıldığı bu günlerde, Canetti acep ne derdi! Bu yanılsamalı ve paranoyak ruh halini nasıl tanımlardı? Erdoğan’ın iç dünyasındaki şiddet dalgasının seferberliğe varması gerçekte tam olarak ne ile ilgilidir? Genel olarak bir iki şey belirtilebilir.
Birincisi Kürdistan ile ilgilidir. Görünen siyasal gelişmeler bir tarafa, esas realite kendisinin „yıkım“ hırsından görülebilir. Erdoğan’da ‘yapma’ ve ‘yıkma’ isteğinin eş zamanlı olduğu bir gerçek. Sûr, Cîzre, Nîsebîn’i yerle bir edip yıkarken Avrasya tüneli, 3. Köprü ve daha başka yüzlerce açılışı aynı ana getirmektedir. Sürekli inşaat, yapı icraatları ile büyüklüğünü, kalıcılığını hücrelerine kadar hissetmek istemektedir. Hitler’de olduğu gibi, nefret ettiği, aşmak istediği her şeyi yıkarak, onun karşısına ya da aynı yerde daha büyüğünü göstermek. G. Orwell’in „1984“ romanında, egemen iktidar; dergilerden, roman ve geçmiş tüm haberleri yeniden yazarak eskiyi belleklerden yok etmek istemelerindeki mantıkla eşdeğer bir durum.
İkincisi, önemli bir parametre, Erdoğan ve „kitle“ algısı ile ilgilidir. Erdoğan koşulsuz itaatle yetinmiyor, beni seveceksiniz de diyor. Yani iki kere iki dört değil beş eder dediği için „evet öyledir“ demek yetmiyor, buna gerçekten inanman da gerekiyor.
Kendi kitlesini bugün korku kültürü ile ayakta tutarken, parçalanmasından da çokça korkmaktadır. Bunun için önündeki seçenekleri kullanırken bu seçenekler kitlenin büyümesi ve kitle ruhunun korunması, en popüler olana yani savaşa başvurmaktadır.
Savaş, ona şovenizm ve hırslarını açık bir şekilde deneyleme şansı veriyor. Gerçekte ölenler onun en değer verdiği kitleyi oluşturur. Yaşam hakkı sadece kendisinindir. Bu tarz kişilikler, kendilerinden başka kimsenin ayakta kalmasını istemez. Baş verme veya baş eğmeyi istemesi sadece nefretle açıklayamayız. Ancak yaşam korkusu ile açıklanabilir.
Kürdistan’daki „hakikat“ onun düşlediği, tasarladığı kitle olmuyor. Bu anlamda büyük bir engel olarak onun „büyüklük“ paranoyasına beton bariyer oluyor. Bugün Kürdistan’a bu denli vahşice saldırılmasının altında, daha öncekilerinin başaramadığı şeyi başarıp „bağımlı kitleyi“ ve hedef kitleyi daha da büyütmektir. Kürdistan, Erdoğan için Hitler’in çarptığı Rusya, Napolyon’un çarptığı Hindistan, TSK’nın çarptığı Zap, IŞİD’ın çarptığı Kobanê’dir. Aşmak istiyor. Ruhu „zafer“ diye inliyor ama gerçekler bugün bambaşka şeyler söylüyor. Ekonomik bunalıma binen siyasal – sosyal çıkmaz realiteler onun paranoyasını tetikliyor. Yepyeni düşmanlar yaratıyor ve seferberlik ilan ettiriyor.
Seferberlik ülke için değil, kendisi içindir.
Büyüme ve yaşamayı sürdürme itkisi, sanrılar şeklinde seyir ederken nihai bir çağrı yapılıyor. İyi olacak olanlar, ölenlerdir. Ölmeyecekler kötüdür. Şema böyle işliyor.
„Şehit Edebiyatı“, intikam çığlıkları, bilmem ne şerbetini içme söylemleri mevcut savaş gerçekliğinde bir ambalaj kültüründen başka bir şey değil. İlerleyen zaman bunu çok daha iyi gösterecektir…