Erdoğan ve AKP çeteleri yıllarca tek parti ve ulu önder-milli şef devrine küfür ettiler.

Sonra onları taklit etmeye başladılar. Şimdi de boynuz kulağı geçermiş misali, onları geçmeye başladılar. Tek şef diktası bütün alanlarda zorbalıkla egemenlik kuruyor. Artık Erdoğan yeni bir milli şeftir.

Milli şefin faşist darbesi Dolmabahçe protokolünün çöpe atılmasıyla başlamıştı. 7 Haziran 2015 seçimlerinin geçersiz sayılmasıyla devam etti. HDP bütün baskı ve saldırılara rağmen 1 Kasım 2015 seçimlerinde de barajı aşıp meclise girdi. Şimdi bunu da geçersiz kılmak için son darbe vuruluyor.

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen OHAL ile Erdoğan darbesi fiilen başarıya ulaşmış oldu. Allah’ın Erdoğan’a lütfuydu bu. Yıllardır tartışılan başkanlık sistemine fiilen geçildi. TBMM, Hükümet, Yargı devre dışı kaldı. Daha doğrusu hepsi de milli şefe bağlandı. Üniversiteler, medya son bağımsızlık kırıntılarından da arındırılıp milli şefin tetikçisi oldular.

Medyadaki muhalif sesler tasfiye edildi, yazamaz hale getirildi.

Muhalif yayınlar tek tek susturuldu. En son Cumhuriyet gazetesine saldırdılar.

Halkın yerellerde söz ve karar sahibi olmasını bir türlü kabullenemediler. Tek milli şef diktalarının karizması çiziliyordu. Belediyelere saldırıp yasadışı olarak kayyımlar tayin ettiler. Eşkıyanın gözü dönmüştü, ne yapacağı belli değildi. Her gece yeni bir demokratik mevziye saldırıyorlardı.

TBMM’de direnişin son kalesi HDP kalmıştı. Uzun süredir yapılan hazırlıklar sonucu, dün gece oraya da saldırdılar. Hedefleri HDP ve milletvekillerinin şahsında halkların iradesidir.

HDP’ye yönelik her türlü saldırılar zaten bekleniyordu. Ama „Belçika Mahkemesinin, KCK/PKK’nin faaliyetlerinin „silahlı mücadele kapsamında olduğu için terör suçu oluşturamayacağına“ hükmettiği bir günde, bu alçakça saldırıyla darbenin yapılması aynı zamanda onlara da bir cevap oluyor. Erdoğan çetesi „Siz KCK’yi, PKK’yi terörist saymazsanız, ben HDP’yi bile terörist sayarım, sustururum“ diyerek meydan okuyor.

Halklarımızın HDP’de birleşip vekillerini meclis göndermesi sadece kendi iradelerinin temsil edilmesi değil, tüm Türkiye barışı için de bir şanstı.

Haklarımız kaynayan kazan halindeki ülke ve bölge şartlarında, akan kanı durdurmak için, demokratik, barışçı bir siyasi çözüm için bütün gücünü ortaya koymuştu.

Ama bütün planlarını inkara, imhaya, işgale, savaşa göre yapan Erdoğan çetesi buna tahammül edemedi. Çünkü bütün planları ve oyunları bozuluyordu.

Şam’da, Emevi camiinde bayram namazı kılacaklardı ama olmadı. Şimdi Halep’i, Kerkük ve Musul’u fethetme hülyasına kapıldılar.

Bu hayallerle açık bir dikta yönelimine girdiler.

Erdoğan başkan değil ama zindana çevirdiği Türkiye’nin başgardiyanı oldu.

Halklarımız için Diyarbakır zindanlarının işkenceci başı Esat Oktay’ı neyse, Erdoğan da odur.

İkisinin de amacı halklarımızın iradesini kırmak ve teslim almaktır.

MHP ve geleneksel devletin bütün eğilimleri Erdoğan şefliğinde birleşmiş bulunuyor. Bu diktatörlük için meclis, partiler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve halkların tüm özgürlükleri birer engeldir. Bu nedenle hepsi de ezilmek isteniyor. Halka karşı büyük bir faşist saldırı başlatılmıştır. Bu saldırıya karşı büyük bir direnişle karşı konabilir. CHP sağa sola sallanarak ayakta kalamaz. Tercihini net olarak yapmak zorundadır. Yoksa ortada sallananların, darbeye boyun eğelerin tümü gibi ayak altında kalacaktır.

Halkların iradesini yok saydılar, halkların da onları yok sayması kaçınılmazdır. Onlar da yok sayılacaktır.

Onların darbe yasaları, OHAL ilanları, KHK’leri, işgalleri, tüm siyasi egemenlikleri hukuk dışıdır, gayri meşrudur.

Halklarımız bütün gücüyle, son nefesine kadar onurla direnerek bu diktaya son verebilir.

Gün büyük direniş ve kazanma günüdür.

Demokrasi, halk ve özgürlük düşmanlarına ölüm!

Faşist darbeye hayır, halklara özgürlük!