Dünya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla görkemli kadın direnişlerine tanıklık edecek. Zira küresel çapta kadın grevi örgütleniyor. Gazetecilerden, fabrika ve ziraat emekçilerine, plaza çalışanlarından ev emekçilerine kadar kadınların greve katılması çağrısı var. Yazar, aktivist ve gazeteci kadınlar, gün vesilesiyle 8 Mart’ın önemini ve yaşadıkları ülkelerde kadın mücadelelerini değerlendirdi ve mesajlarını sundu. olalım Sen de ayağa kalk!
2. Bölüm
ABİDİN ÇETİN
Uzun yıllar Kürt Kadın Hareketi ve Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) farklı alanlarda çalışma yürüten ve Kasım 2016‘da hakkında verilen tutuklama kararı üzerine Almanya’ya gitmek zorunda kalan Hülya Yer, yaklaşık üç yıldır yaşadığı Almanya’da Dersim İnşa Kongresi Eşbaşkanı olarak çalışmalarını sürdürüyor.
Önemli tarihsel süreçlerden gelen kadın ve kadın sorununun sadece bir güne sığdırılmasını yeterli bulmadığını aktaran Hülya Yer, kadınların yaşam içindeki emeğini yok sayan, söz, yetki ve karar mekanizmalarında kadının esamesinin dahi okunmadığı bir dönemde, uluslararası arenada “biz de varız” diyebilme cesaretini göstermesi açısından, bu günün ilanının, kapitalist moderniteye bir başkaldırı niteliğinde olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “8 Mart bilinci, erkek egemen sistemin kadına biçtiği modele karşı kadının başkaldırısını geliştirdi. Bu bilinç, babanın kızı, kocanın karısı, patronun sekreteri, devletin biatçı kölesi olmayacağız duygusunu güçlendirdi ve “korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” duygumuzu büyüttü. Dünyanın öbür ucundaki kadınlarla kız kardeşlik hukukumuzu geliştirdi. Clara Zetkinlerin, Rosa Lüksemburgların direniş kıvılcımı, bugün Sakine Cansızların, Gülnaz Karataşların, Arîn Mîrkanların ve daha nicelerinin o kıvılcımı gürleştirip, toplumu kadın devrimlerine hazırladığı bir sürece ulaştırdı. Bundan dolayı 8 Mart bizimdir ve her günümüz 8 Mart‘tır diyorum, yaratıcılarını saygı ve minnetle anıyorum.”
Almanya Ortadoğu’ya kıyasla geri
Erkek egemen devlet politikaları sonucu sürgünde yaşamak zorunda bırakıldığı Almanya’da, kadın mücadelesi ve örgütlülüğünün Ortadoğu ülkelerine kıyasla çok daha geri bir durumda olduğunu savunan Eşbaşkan Yer, ülkedeki iş ve siyaset alanındaki fırsat eşitsizliği başta olmak üzere cinsel taciz, aile içi şiddet ve uluslararası kadın ticaretine dikkat çekiyor. Toplumda kadınların daha da görünür hale gelmesine rağmen, kadın hareketinin hedef belirlemede zayıf kaldığını, özgün örgütlülüğünü yaratmadığını dile getiriyor ve buna kadınların siyasette gözle görülür düzeyde temsil azlığını örnek veriyor.
Örgütlenip isyan edelim
Kürt kadınların toplumsal, ulusal ve uluslararası düzeyde verdiği mücadeleye değinirken de Yer, “Kürdistan’da kadın mücadelesi, özgürlük arayışını ve erkek egemen sistemin tüm sahteliğini açığa çıkardı” diyor. Akabinde ise şu görüşlere yer veriyor: “Kürt kadını kendi kimliğini, özgün örgütlülüğünü, öz savunmasını ve iradesini demokratik özgürlükçü bir tarzla her alana yaydı. Bütün bunları yaparken de erkeğe benzemeden, kendi rengi ve demokrasi anlayışını koruyarak, erkeği de demokratik değişime tabi tuttu. Ortadoğu halklarının onur ve güç kaynağı oldu, dünya kadınlarının ilham aldığı, itibar ettiği ve saygı duyduğu bir mücadele modeli oluşturdu. Rojava’daki kadın duruşu ve sistemi, kapitalist modernite sistemini ve gerici dinci sistemleri ciddi bir şekilde kaygılandırıyor. Çünkü başka bir dünyanın mümkün olabileceği umudu doğdu. Fakat özgürlüğe aşk ile bağlı olan Kürdistan ve dünya kadınları, bu kazanımlarını asla erkek ordusu ve zihniyetinin zafer kazanmasına müsaade etmeyecektir.
Bu mücadelenin kahraman kadınları saygı ve minnetle anılacak ve kadınların, artık günde kaç kişi öldürüleceğiz, bedenimiz bize ait olacak mı korkularından sıyrılıp ütopyamızı gerçekleştireceğiz. Bunun için de örgütlenmeli ve isyan etmeliyiz. Verili olan herşey reddedilmelidir. Kadın yaşamdır, yaşam hayat bulacak.”
Ede: Yeni dünyayı kadınlar inşa edecek
Tülay Yıldırım Ede, kimyager, gazeteci ve tiyatrocu. Yanı sıra insana, hayvana, doğaya duyarlı bir aktivist. 8 Mart’ı bir kutlama günü değil de; ‘yaşamını yitiren 146 işçi kadının anılması, kadınların gücünün birleşmesi, kadına yönelik her türlü şiddete, katliama, tacize, tecavüze, metalaşmaya karşı isyan bayrağının çekilmesi, kadınsız ve kadının sözü/eylemi olmaksızın barışın, adaletin, huzurun olamayacağının dünyaya duyurulması’ olarak görüyor ve bu günü özetleyen en güzel sloganın ‘Jin, Jiyan, Azadî’ olduğunun altını çiziyor.
Bir iken milyonlar olabiliyoruz
Kadın hareketlerinin yükselişinin umut ve heyecan verici ancak yetersiz olduğuna dikkat çekerken, şu ifadeleri kullanıyor: “Dünyada büyüyen bir kadın hareketi söz konusu. Bir ülkede yapılan bir kadın eylemi, anında dünyada ses getiriyor. Örneğin Şili’de kadınlar tecavüzlere karşı birleşip bir eylem yaptı ve bu anında dünyaya yayıldı. Biz kadınların şöyle bir özelliği var; bir şeye başkaldırdığımız zaman topyekün kalkıyoruz. Bir iken çok rahat bir anda milyonlar olabiliyoruz, birbirimize kenetlenip büyük bir ses oluyoruz. Korku bizden uzak oluyor ve istediğimizi almadan vazgeçmiyoruz. Yeterli mi? Hayır ancak gün be gün büyüyen bir kadın hareketi söz konusu ve bu oldukça umut verici. Ülkemize, dünyaya barış gelecekse, savaşlar duracaksa, adalet olacaksa bu, kadınlar sayesinde olacak ve yeni dünyanın inşaasını kadınlar yapacak.”
Müslüman kadınlar pasif
Ede, Türkiye’deki müslüman kadınların AKP/MHP iktidarından önce daha aktif olduğunu hatırlatarak, giderek pasifleştiklerine hatta sözünü sakınır hale geldiklerine işaret ediyor. Bunu, iktidarın yarattığı korku iklimine bağlıyor. “Size ne oluyor da, o kadınlar, çocuklar, yaşlılar, insanlar zulüm görüyorken ve yurtlarından sürülüyorken kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz” şeklinde Kuran’da geçen ayeti hatırlatan Ede, “Ayet çok açık. Din, dil, ırk ayırt etmeksizin ezilenlerin yanında taraf olup onlar için mücadele etmeyi emrediyor Allah. Müslüman kadınlara düşen, ezilenlerin yanında olup mücadele etmektir” diyor.
Ama prangalardan kurtulacak
İslam dininin erkek egemen bir din haline getirildiğine işaret eden Ede, “Allah adına insanlara öyle yalanlar servis edilmiş ki, kadınlar erkeklerin alt modeli ve kölesiymiş gibi bir durum yaratılmış. Halbuki Allah katında asla erkek kadından üstün ve daha çok hakka sahip değildir. Fakat din tüccarı alimler sayesinde müslüman kadınlar hayattan, eylemlerden soyutlandı. Müslüman kadınların pasif olma nedenlerinden biri de bu maalesef. Ancak müslüman kadınlar da prangalarından kurtuluyor yavaş yavaş, ara ara da olsa isyan bayrağını kaldırıyor. Bu tavır inanıyorum ki daha da büyüyecek ve müslüman kadınlar uydurma dini kaidelerin esaretinden kurtulacak” vurgusunda bulunuyor.
Ede’nin 8 Mart mesajı ise şöyle: “Yani diyeceğim şu ki, bu dünyaya barışı biz kadınlar getireceğiz. Sevgiyi, vicdanı, merhameti, adaleti, eşitliği, kucaklaşmayı herkese öğreteceğiz. ‘Saçı uzun, aklı kısa’ değiliz. ‘Erkeğin kaburgası’yla da alakamız yok. Çiçek de değiliz. Bireyiz, insanız ve tahmininizden de çok güçlüyüz. Bir kez daha tekrar ediyorum: JIN, JİYAN, AZADÎ!
Balaban: Dünyanın yükü kadınların omzunda
Gazeteci Tülay Balaban ise 2014’ten beri yaşadığı İsviçre’de göçmenler ve kadınlarla ilgili çalışmalar yürütüyor. Pontos Rum soykırımı sırasında kadınların yaşadıkları ve Karadenizli kadınların durumu üzerine de araştırmaları var.
Kadınların hak ve eşitlik mücadelesinde sembol bir gün olan 8 Mart’ta kadın sorunlarını yeterince anlatılamadığını, parça parça mücadele verildiğini, kadınların bir sorun yaşadıklarında yalnız hissetmemelerini sağlayacak bir düzeyde olmadıklarını aktarıyor ve konuyu 6 yıldır yaşadığı İsviçre’ye getiriyor: “Örneğin yaşadığım ülkede sadece 2018 yılında 18 bin 522 kadın şiddet gördüğü için polise başvurmuş. Ve 27 kadın hayatını kaybetmiş. Yaklaşık 8.5 milyon nüfusu olan bir ülkede istatistiksel olarak değerlendirdiğinizde çok yüksek bir yüzde ortaya çıkıyor. Avrupa’nın göbeğinde, hukukun insan hakları açısından kıymetli olduğu bir ülkede bu yaşanabiliyorsa daha da acil bir şekilde bir araya gelmemiz zorunlu bir hal aslında. Gittikçe güçlenen yükselen bir kadın mücadelesi var ama henüz yeterli düzeyde değil.”
Pontos kadını eve kapatıldı
Balaban, Pontoslu kadınların toplumdaki görünürlüğüne değinirken, şöyle diyor: “Karadeniz/Pontos kadını denildiğinde ilk akla gelen, ‘güçlü, özgür ruhlu, tutkulu, fedakar, çalışkan, kıpır kıpır, neşeli, doğa aşığı’ gibi tanımlamalardır. Erkek egemenliğinin en ağır bastığı zamanlarda bile Pontos kadınının; mutluluğu elinde tutan dinamizmi ve kararlılığı ayırt edilir. Sanki hiç şikayet etmeden yorulmadan, dinlenmeden eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin hatta dünyanın yükünü omuzlamış kadınlardır. Ama ruh hali değişmese de kadının yeri maalesef yıllar geçtikçe değişti. Toplumda daha az görünür oldular, okuma yazma oranları düştü. Karadeniz’de Osmanlı döneminde Cumhuriyet’e oranla daha güçlü kadın. Örneğin Osmanlı döneminde kurulan ilk kadın dayanışma derneği 1904 yılında Trabzon’da hayata geçirilen Merimna’dır. Okuma yazma oranlarına baktığınızda 1914’te Karadeniz kentlerinde nüfusun ortalama yüzde 20’si okuma yazma oranına sahiptir ve bunun yarısı kadındır. Bu sayının içinde sadece Hristiyan kadınlar değil, Müslüman kadınlar da vardır.
Oysa 1922’de Merimna derneği kapatılmış, 1950’lere kadar doğan birçok kadın okuma yazma dahi öğrenememiştir.
Osmanlı döneminde toplumsal hayatta çok aktif rol oynayan Pontos kadını git gide eve kapandı, kapatıldı. Cumhuriyet sonrası bölgede yaşanan ekonomik bunalımlar sebebiyle erkeklerin sürekli şehir ve yurtdışına çalışmaya gitmesi de kadının yükünü iyice ağırlaştırdı. Çocukların bakımından hayvanlara, fındığın çayın toplanmasından tarla işlerine, ormandan odun toplamaktan evdeki yemeğe kadar her şey kadının omuzunda, hatta sepetinde takılı kaldı.”
Erkekleri kendileriyle yüzleşmeye çağırıyorum
Aleviliği cinsiyet perspektifiyle irdeleyen kitaplarıyla karşımıza çıkan yazar Gülfer Akkaya, 8 Mart’ın kendisi için önemini şöyle ifade ediyor: “8 Mart’ı benim açımdan önemli kılan şey; bir kadın olarak hayatımı, emeğimi, benliğimi, bedenimi, cinsel arzularımı görmemi sağlayan feminizm ile tanışmamı sağlayan mücadele alanı olmasıdır. Şahsen 8 Mart’ın kendim için anlamını kavramamı sağlayan feminizm ile tanışmamış olsaydım, yeni bir dünyaya ihtiyacım da, yeni bir dünyayı kurma arzum da şimdiki gibi güçlü olamayabilirdi.”
Daha sonra sözü Türkiye’deki kadınların durumuna ve mücadelesine getiren Akkaya, şunları ifade ediyor: “Kadınlara yönelik erkek ve devlet şiddetinin azdığı yıllardan geçiyoruz. Üstelik militarist politikaların yanı sıra kadın düşmanı siyasal İslamcı politikalarla iyice pohpohlanan Türkçülükle kadınların hayatı her gün daha zorlaşıyor.
Savaş kadınları göçmenleştiriyor, göçmenlik koşulları kadınları hayatlarından dilini, yolunu bildiği yerlerden koparıyor. Özgürlüğünü, bedenini erkeklerin baskı ve zorbalığına teslim ediyor.
Kadınlar için hayat direniştir
Erkeklerin işlediği kadın cinayetlerinden, savaşla derinleşen ekonomik krizin en çok kadınları vurmasına, kadınlara yönelik devlet ve iktidarın hiç bitmeyen saldırılarına, ailelerin/erkeklerin kadınlar üzerinde her geçen gün artan namus adlı baskılarına, cinsel taciz ve tecavüzlerin hukuk aracılığı ile AK’lanmasına dek kadınlar için hayat ancak direnilerek yürütülecek hal almış durumda.
Şili’den çıkıp dünyaya yayılan Las Tesis eylemlerinden, İspanya’da başlayan feminist grevlere, İzlanda’daki kitlesel kürtaj hakkı eylemlerine, Amerika’daki #MeToo ve en son Meksika’da bir kadına tecavüz edilip vahşice öldürülmesine rağmen anayasa mahkemesinin erkekler lehine karar vermesine karşı kadınların anayasa mahkemesini yakmalarına dek vardı iş. Kaybedecek bir şeyleri olmayanların eylemleri bunlar. Sonunda biz kadınlara gerçekten dünyayı yaktıracaklar. Erkekler kadınlara, üstelik bu vahşilikle saldırmaya devam ederse dünya tanık olmadığı kadın direnişlerine tanıklık edebilir. Etmeli de. Kanunları hep sömürenler, ezen koyacak değil. Kadınların yükselen, kararlı ve gittikçe sertleşen bir mücadele dalgasını yaymaya başladıklarını düşünüyorum.”
Erkeklere çağrı
Akkaya’nın 8 Mart vesilesiyle kadınların yanısıra erkeklere de ise şöyle: “Erkekleri; erkeklikleri ve o fos erkeklik gururlarından kendilerini kurtarmak için yüzleşmeye çağırıyorum. ‘Ben mi? Asla!’ palavrasına inanmak yerine “Ben şiddet uyguluyor olabilirim” diyerek kendilerinden şüphelenmeye davet ediyorum.
Kadınlara çağrı
Bunca erkeklik saldırılarına karşı hayatlarımızı kurmak için kadın dayanışmasının biricik kurtuluş yolumuz olduğunu, yan yana oldukça güçlü olduğumuzu, kadınların birliğinden feminist mücadelenin güçlenerek çok sayıda kadının hayatlarına değdiğini unutmadan hayatlarımızdan, arzularımızdan, eşitlik mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi hatırlatarak, kadınları 8 Mart günü sokaklara çıkmaya çağırıyorum.
YARIN:
Seçilmiş tutsaklardan 8 Mart mesajı